Enbiyâ Sûresi 77. Ayet

وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَع۪ينَ  ٧٧

Âyetlerimizi yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdu. Bu yüzden biz de onları topyekûn suda boğduk.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَنَصَرْنَاهُ ve onu koruduk ن ص ر
2 مِنَ -nden
3 الْقَوْمِ kavmi- ق و م
4 الَّذِينَ kimselerin
5 كَذَّبُوا yalanlayan ك ذ ب
6 بِايَاتِنَا ayetlerimizi ا ي ي
7 إِنَّهُمْ çünkü onlar
8 كَانُوا olmuşlardı ك و ن
9 قَوْمَ bir kavim ق و م
10 سَوْءٍ kötü س و ا
11 فَأَغْرَقْنَاهُمْ biz de onları boğmuştuk غ ر ق
12 أَجْمَعِينَ hepsini ج م ع
 
Hz. Nûh’un kurtarıldığı ifade edilen “büyük sıkıntı”dan maksat Nuh tûfanı, onunla birlikte kurtarıldığı belirtilen “yakınları”ndan maksat da kendisine inananlardır (bu konuda geniş bilgi ve değişik yorumlar için bk. Hûd 11/36-49; Sâffât 75-82).
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 692
 

وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ 

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la  فَنَجَّيْنَاهُ ’ya matuf olup, mahallen mecrurdur. 

Fiil cümlesidir. نَصَرْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنَ الْقَوْمِ  car mecruru  نَصَرْنَا  fiiline mütealliktir. 

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  الْقَوْمِ ’nin sıfatı olup mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  كَذَّبُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

كَذَّبُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاٰيَاتِنَا  car mecruru  كَذَّبُوا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

كَذَّبُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  كذب ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَع۪ينَ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

هُمْ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كَانُوا ‘nun dahil olduğu cümle  اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كَانُوا  nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. قَوْمَ سَوْءٍ  kelimesi, كَانُوا ’un haberi olarak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. سَوْءٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَغْرَقْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

اَجْمَع۪ينَ  kelimesi  اَغْرَقْنَاهُمْ ’deki gaib zamirin hali olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَغْرَقْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  غرق ’dır.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذ۪ينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ 

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki …فَنَجَّيْنَاهُ  cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

الْقَوْمِ  için sıfat konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan  كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۜ , müspet mazi fiil siygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı  sanatıdır. 

كَذَّبُوا  fiili  تفعيل  babındandır. تفعيل  babının cümleye kattığı en belirgin anlam, fiilin, fail veya mef’ûldeki ziyadeliğidir.

كَذَّبُوا  fiiline müteallik olan  بِاٰيَاتِنَا  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  اٰيَاتِ , şan ve şeref kazanmıştır.

Ebu Ubeyde de  مِنَ الْقَوْمِ ’deki  مِنَ  harf-i cerinin  على  manasına geldiğini söylerken, Keşşâf sahibi, bu ayetteki  نَصَرْنَاهُ (yardım etmek) ifadesinin, mutavaatı intikam alma anlamında olan نصر  kökünden olduğunu söylemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

وَنَصَرْنَاهُ ’nun lâzımı إنتصر ’dır. Yani “Ayetlerimizi yalanlayan kavimden, ona intikam aldırdık.” (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Nasara fiili intasara gibi (min harf-i ceri ile) geçişli yapılmıştır. Hüzeyl kabilesinden birini işitmiştim; Allahümme'nsurhum minhu yani ''Hırsıza karşı onları muzaffer et!'' diye hırsıza beddua ediyordu. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Nasara fiili intasara gibi (min harf-i ceri ile) geçişli olarak farklı bir mana kazanması tazmin sanatıdır.

 

  اِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَع۪ينَ

 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ile tekit edilen cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

اِنَّ ’nin haberi olan  كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ cümlesi, ile tekid edilmiş isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.   كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كان ’nin haberi  olan  قَوْمَ سَوْءٍ , veciz ifade kastıyla izafet formunda gelmiştir. Muzâfı tahkir için gelen bu izafetle müsnedün ileyh de tahkir edilmiştir.

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan) 

فَاَغْرَقْنَاهُمْ اَجْمَع۪ينَ  cümlesi, atıf harfi  فَ  ile mevsûlun sılasına atfedilmiştir.  فَ  ile yapılan atıf, takip ve tertip ifade etmektedir. Cümleler arasında haberî olmak bakımından ittifak vardır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَجْمَع۪ينَ , haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır.

اَجْمَع۪ينَ۟  manevî tekid lafızlarındandır. Manevî tekid lafızları, cümlede cüzleri tekid eder.

نَصَرْنَاهُ  ve  فَاَغْرَقْنَاهُمْ  fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Şüphesiz onlar kötü bir kavim idiler. Biz de onların hepsini boğduk. Çünkü onlarda iki şey birleşti: Hakkı yalanlamak ve şerrin içine dalmak. Belki de bu ikisi, ne zaman bir kavimde birleşmişse Allah Teâlâ onu helak etmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)