وَنُوحاً اِذْ نَادٰى مِنْ قَبْلُ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ ٧٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَنُوحًا | ve Nuh’u da |
|
| 2 | إِذْ | hani |
|
| 3 | نَادَىٰ | bize yalvarmıştı |
|
| 4 | مِنْ |
|
|
| 5 | قَبْلُ | bunlardan önce |
|
| 6 | فَاسْتَجَبْنَا | biz de kabul etmiştik |
|
| 7 | لَهُ | onun (du’asını) |
|
| 8 | فَنَجَّيْنَاهُ | kendisini kurtarmıştık |
|
| 9 | وَأَهْلَهُ | ve ailesini |
|
| 10 | مِنَ | -dan |
|
| 11 | الْكَرْبِ | sıkıntı- |
|
| 12 | الْعَظِيمِ | büyük |
|
وَنُوحاً اِذْ نَادٰى مِنْ قَبْلُ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. نُوحاً mahzuf fiilin mef’ûlü bihi olup fetha ile mansubdur. Takdiri, اذكر ( zikret) şeklindedir.
Zaman zarfı اِذْ mukadder muzâfa mütealliktir. Takdiri, اذكر خبر نوح (Nuh’un haberini zikret.) şeklindedir. نَادٰى ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Veya نُوحاً ‘den bedel-i iştimâldir.
نَادٰى elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنْ قَبْلُ car mecruru نَادٰى fiiline mütealliktir. قَبْلُ cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır.
قَبْلَ ve بَعْدَ muzâfun ileyhleri hazf edilince damme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ zarfı, hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundandır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَادٰى fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezit yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi ندي ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik-ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَجَبْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. لَهُ car mecruru اسْتَجَبْنَا fiiline mütealliktir. نَجَّيْنَا fiili, atıf harfi ف ile اسْتَجَبْنَا ’ya matuftur.
نَجَّيْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَهْلَهُ atıf harfi وَ ’la نَجَّيْنَاهُ ’daki mef’ûl olan gaib zamire matuftur. اَهْلَهُ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنَ الْكَرْبِ car mecruru نَجَّيْنَا ’ya mütealliktir. الْعَظ۪يمِۚ kelimesi, الْكَرْبِ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اسْتَجَبْنَا fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi جوب ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.
نَجَّيْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نجو ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
الْعَظ۪يمِ , mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَنُوحاً اِذْ نَادٰى مِنْ قَبْلُ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.
نُوحاً kelimesinin amili ve muzâfı mahzuftur. Takdiri, اذكر خبر نوح (Nuh’un haberini hatırla) şeklindedir. Bu takdire göre cümle, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan نَادٰى مِنْ قَبْلُ cümlesi, اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.
نَادٰى fiiline müteallik قَبْلُ cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır. Muzâfun ileyhin sözün gelişinden anlaşıldığı ve fazla sözden sakınmak için hazfedilmesi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Atıf harfi فَ ile نَادٰى مِنْ قَبْلُ cümlesine atfedilen فَاسْتَجَبْنَا لَهُ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
Aynı üslupla gelen فَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِ cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İki cümlede de atfın فَ ile yapılması takip ve tertip ifade eder. Cümlelere “hemen” manası katmıştır.
اسْتَجَبْنَا - نَجَّيْنَاهُ fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
الْعَظ۪يمِ kelimesi مِنَ الْكَرْبِ car mecruru için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
نَادٰى - فَاسْتَجَبْنَا kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
قَبْلُ ’nun damme üzere mebni olması muzâfun ileyhin hazf edildiğine delalet eder. Takdiri, مِن قَبْلِ هَؤُلاءِ (işte onlardan önce) şeklindedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ayetteki nida ile Nuh’un (a.s.) kavmine azap gelmesi hususunda dua etmesinin kasdedildiğinde şüphe yoktur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
نَادٰى ’dan kasıt onun [Ey Rabbim! Yeryüzünde kâfirlerden dönüp dolaşan bir kimse bırakma! (Nuh Suresi, 26)] şeklindeki duasıdır. Kendisini yalanladıklarında da [Ben gerçekten yenik düşürüldüm, artık intikamımı al! (Kamer Suresi, 10)] diye dua etmişti. [Onun duasını kabul edip hem onu hem ailesini o büyük sıkıntıdan, “suda boğulmaktan” kurtarmıştık.] Büyük sıkıntı (الْكَرْبِ) ileri derecedeki üzüntü ve keder demektir. Ailesinden kasıt ise aralarından iman edenlerdir. (Kurtubî, El-Câmi’ li- Ahkâmi’l-Kur’ân)