اِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ حَصَبُ جَهَنَّمَۜ اَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ ٩٨
اِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ حَصَبُ جَهَنَّمَۜ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
كُمْ muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مَا müşterek ism-i mevsûl atıf harfi و ’la اِنَّ ‘nin ismine matuftur. İsm-i mevsûlun sılası تَعْبُدُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
تَعْبُدُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
مِنْ دُونِ car mecruru mahzuf hale mütealliktir. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
حَصَبُ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. جَهَنَّمَ muzâfun ileyh olup gayri munsarif olduğundan cer alameti fethadır.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ
Cümle, حَصَبُ جَهَنَّمَ ’den bedel olarak mahallen merfûdur.
İsim cümlesidir. Munfasıl zamir اَنْتُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. لَهَا car mecruru وَارِدُونَ ’ye mütealliktir. وَارِدُونَ mübtedanın haberi olup ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَارِدُونَ ; sülâsi mücerredi ورد olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ حَصَبُ جَهَنَّمَۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayete konu olan kişiler, önceki ayette gaib zamirle hikâye edilirken bu ayette muhatap olmuşlardır. Gaybdan hitap üslubuna geçişte, söylenecek şeyin kıymetine dikkat çekmek vardır.
Bu iltifat sanatıdır.
اِنَّ ’nin ismine matuf, müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır.
Muzari fiil hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bahsi geçenlerin ism-i mevsûlle ifade edilmeleri tahkir amacına matuftur.
Veciz anlatım kastıyla gelen مِنْ دُونِ اللّٰهِ izafeti, gayrının tahkiri içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
اِنَّ ’nin haberi olan حَصَبُ جَهَنَّمَ , veciz ifade kastıyla izafet formunda gelmiştir. Ayrıca muzafı ve müsnedün ileyhi de tahkir ifade eder. Çünkü müsnedin tahkir anlamlı bir kelimeye muzâf olması müsnedün ileyhin de tahkirine sebeptir.
Cehenneme taş olacakların kafirler ve Allah’a ortak koşulanlar şeklinde belirtilmesi taksim sanatıdır.
حَصَبُ ifadesinde istiare vardır. Çünkü حَصَبُ (atılan küçük çakıl taşları)’dır. Nitekim حصب فلانٌ فلاناً (Falanca, falancaya çakıl taşı attı) denir. Yine Araplar حصبنا الجبار (çakıl taşlarını attık) derler. Buna göre Yüce Allah hor ve hakir bir şekilde cehennem ateşine atılan inkârcıları oraya atılan çakıl taşlarına benzetmiştir. Yüce Allah’ın [Siz ve Allah dışında tapmakta olduğunuz şeyler cehennemin yakıt taşlarısınız] sözünde ince bir mana daha bulunmaktadır. Buradaki مَا تَعْبُدُونَ (tapmakta olduğunuz şeyler) denilenlerin putlar olması ve -Allahu a’lem- o putların çoğunlukla taşlardan yapılmaları sebebiyle onların cehennem ateşine çakıl taşları diye atılmış olmaları ve onlara (putperestlere) çakıl taşı adının verilmesi güzel düşmüştür. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)
Cehennem taşı olduklarını söylemekle onların gidecekleri yerin cehennem olduğu kastedilmiştir.
ما ism-i mevsûldur. Çoğunlukla akılsızlar için kullanılır. Burada tağlib yoluyla onların mabudu olan putlar, cinler, şeytanlar için kullanılmıştır. Arap kelamında çoğunlukla hem akılsızlar hem de akıllılar için kullanılır. Kelamın geçtiği bu sahnede hazır olan putlar ve mabudlar için kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ
Fasılla gelen cümle, حَصَبُ جَهَنَّمَ ’den bedeldir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur لَهَا , tehdidi artırmak için amili وَارِدُونَ ’ye takdim edilmiştir.
Müsned olan وَارِدُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı [devamlılığı] ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ [Sizler ona varacaksınız] cümlesi yeni söz başıdır yahut حَصَبُ جَهَنَّمَۜ ’den bedeldir. لَهَا ’daki لَ harfi على ’dan ivazdır. İhtisas ve oraya varmalarının bundan dolayı olduğunu göstermek içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)