حُنَفَٓاءَ لِلّٰهِ غَيْرَ مُشْرِك۪ينَ بِه۪ۜ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ اَوْ تَهْو۪ي بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي مَكَانٍ سَح۪يقٍ ٣١
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | حُنَفَاءَ | hanifler olun |
|
| 2 | لِلَّهِ | Allah’ı |
|
| 3 | غَيْرَ |
|
|
| 4 | مُشْرِكِينَ | ortak koşmadan |
|
| 5 | بِهِ | O’na |
|
| 6 | وَمَنْ | ve kim |
|
| 7 | يُشْرِكْ | ortak koşarsa |
|
| 8 | بِاللَّهِ | Allah’a |
|
| 9 | فَكَأَنَّمَا | sanki gibidir |
|
| 10 | خَرَّ | düşmüş |
|
| 11 | مِنَ | -ten |
|
| 12 | السَّمَاءِ | gök- |
|
| 13 | فَتَخْطَفُهُ | ve kendisini kapıyor |
|
| 14 | الطَّيْرُ | kuş |
|
| 15 | أَوْ | veya |
|
| 16 | تَهْوِي | sürüklüyor |
|
| 17 | بِهِ | onu |
|
| 18 | الرِّيحُ | rüzgar |
|
| 19 | فِي |
|
|
| 20 | مَكَانٍ | bir yere |
|
| 21 | سَحِيقٍ | uzak |
|
حُنَفَٓاءَ لِلّٰهِ غَيْرَ مُشْرِك۪ينَ بِه۪ۜ
حُنَفَٓاءَ kelimesi اجْتَنِبُوا ’deki failin hali olup fetha ile mansubdur. لِلّٰهِ car mecruru حُنَفَٓاءَ’ye mütealliktir.
غَيْرَ ikinci hal olup fetha ile mansubdur. مُشْرِك۪ينَ muzâfun ileyh olup cer alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. بِه۪ car mecruru مُشْرِك۪ينَ ’ye mütealliktir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُشْرِك۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حُنَفَٓاءَ ; müfredi حنيف olan sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. “benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ اَوْ تَهْو۪ي بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي مَكَانٍ سَح۪يقٍ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
يُشْرِكْ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. بِاللّٰهِ car mecruru يُشْرِكْ fiiline mütealliktir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
كَاَنَّمَا, kâffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki مَا harfidir. اِنَّ harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur. اَنَّ ’nin ameli ise engellenmiştir yani mekfûfedir.
خَرَّ fetha üzere mebni mazi fiildir. مِنَ السَّمَٓاءِ car mecruru خَرَّ fiiline mütealliktir.
فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ cümlesi, mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri, هُو şeklindedir.
فَ atıf harfidir.Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَخْطَفُ damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الطَّيْرُ fail olup damme ile merfûdur.
اَوْ atıf harfi tahyir/tercih ifade eder. تَهْو۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. بِ harf-i ceri tadiyye içindir. بِهِ car mecruru تَهْو۪ي fiiline mütealliktir. الرّ۪يحُ fail olup damme ile merfûdur. ف۪ي مَكَانٍ car mecruru تَهْو۪ي fiiline mütealliktir. سَح۪يقٍ kelimesi مَكَانٍ ’nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
اَوْ ;Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُشْرِكْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi شرك ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
سَح۪يقٍ ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. “Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حُنَفَٓاءَ لِلّٰهِ غَيْرَ مُشْرِك۪ينَ بِه۪ۜ
حُنَفَٓاء , önceki ayetteki فَاجْتَنِبُوا fiilinin failinden haldir. مُشْرِك۪ينَ , tekid mahiyetinde gelmiş ikinci haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır.
لِلّٰهِ car-mecruru حُنَفَٓاءَ ‘ye, بِه۪ car-mecruru ise ism-i fail vezninde gelen مُشْرِك۪ينَ ‘ye mütealliktir.
حُنَفَٓاءَ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
حُنَفَٓاءَ - مُشْرِك۪ينَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
حُنَفَٓاءَ لِلّٰهِ [Yalnız Allah'a yönelenler] olarak ifadesi, hakka istikamet üzere dosdoğru giden yahut teslimiyet arzeden kimseler olarak demektir. Hanîf kelimesi zıt anlamlı kelimelerdendir. Bu kelime hem istikamet hem de meyletmek anlamında kullanılır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
حُنَفَٓاءَ لِلّٰهِ [Allah için hanifler]; bütün dinleri bir tarafa bırakarak yalnızca O’nun dinini benimseyen Müslümanlar olarak O'na şirk koşmayanlar olarak manasındadır ve “böyle yapın” anlamında makablinin manasını tekid mahiyetindedir. (Celâleyn Tefsiri)
وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ اَوْ تَهْو۪ي بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي مَكَانٍ سَح۪يقٍ
Cümle, atıf harfi وَ ’la önceki ayetteki … وَمَنْ يُعَظِّمْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Şart üslubunda gelen terkipte وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللّٰهِ cümlesi, şarttır. مَنْ şart ismi mübteda, müspet muzari fiil sıygasındaki يُشْرِكْ بِاللّٰهِ cümlesi, mübtedanın haberidir.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder.
فَ karinesiyle gelen cevap cümlesi فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاءِ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)
Teşbih harfinin dahil olduğu اَنَّمَا , kâffe ve mekfûfedir.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
اَوْ atıf harfiyle şartın cevabına atfedilen اَوْ تَهْو۪ي بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي مَكَانٍ سَح۪يقٍ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Muzari fiil, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. تَهْو۪ي fiiline müteallik بِهِ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.
تَهْو۪ي fiiline müteallik olan مَكَانٍ ‘deki nekrelik muayyen olmayan nev ve tahkir ifade eder.
سَح۪يقٍ kelimesi, مَكَانٍ için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
خَرَّ - فَتَخْطَفُهُ kelimeleri arasında maziden muzariye geçişte güzel bir iltifat sanatı vardır.
حُنَفَٓاءَ - يُشْرِكْ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı, يُشْرِكْ - مُشْرِك۪ينَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, kalplerde haşyet duygularını artırmak için zamir makamında ism-i celilin zahir olarak zikredilmesinde, ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَكَاَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَٓاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ [Kim Allah'a ortak koşarsa, o, sanki gökten düşmüş ve kuşlar onu kapıp almıştır.] cümlesinde teşbih-i temsili vardır. Çünkü vech-i şebeh, birkaç şeyden alınmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Bu ayette hem mürekkeb teşbih hem de mufarrak teşbih düşünülebilir. Bu iki ihtimale göre anlam şöyle açılır: Mürekkeb teşbihin var olduğu dikkate alınırsa, Allah’a şirk koşan kendini sonu olmayan bir helake atmış demektir. Bu durumdaki bir kişinin durumu, gökten düşüp kuşların kaptığı ve kursaklarında paramparça olduğu veya rüzgârın uzak helak dehlizlerine attığı kişiye benzetilmektedir. Mufarrak ihtimalinde ise yüceliğiyle iman göğe, imanı terk edip şirke düşen ise gökten düşene benzetiliyor. İman, yüceliği bakımından semaya benzetilmiştir. İmanı terkeden ve Allah’a şirk koşan ise gökten düşene; düşüncelerini dağıtan heva ve hevesleri, kapışan kuşlara; sapıklık vadisinde onu uzaklara atan şeytan, önüne kattığı şeyleri itlâf edici uçurumlara savuran rüzgâra benzetilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Burada; Allah katında değerini kaybetmiş, dalaletiyle alt üst olmuş, hiçbir değeri kalmamış müşriğin hali semadan düşen ve kendisini koruyacak ya da kurtaracak hiçbir şeyi olmayan, mecburen büyük bir tehlikenin içine yuvarlanan ve kuşların pençeleriyle didikleyerek paramparça ettiği veya rüzgârın çok uzaklara sürüklediği birinin haline benzetilmiştir. Müşrik ve Allah’ın nimetlerini inkâr eden birinin yaşadığı zavallılık ve parçalanmışlık hali korkunç bir şekilde tasvir edilmiştir. Ayet; temsîli teşbih şeklinde gelmiştir. Allah’ın himayesinden mahrum kalmış müşrik, semadan düşen ve her tarafı çeşitli tehlikelerle sarılmış birinin haline benzetilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
اَوْ تَهْو۪ي بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي مَكَانٍ سَح۪يقٍ [Yahut rüzgâr onu uzak bir yere atmış gibi olur.] Çünkü şeytan onu sapıklığın içine atar, buradaki اَوْ edatı serbest bırakma içindir. Mesela, اَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَٓاءِ (Bakara Suresi,19) ayetinde olduğu gibi ya da çeşitlilik içindir. Zira müşriklerden kurtulması mümkün olmayanlar olduğu gibi tövbe ile kurtulması mümkün olan da vardır ki bu da çok uzak bir ihtimaldir. Bunun bileşik teşbihlerden olması da mümkündür, o zaman mana şöyle olur: Kim Allah'a şirk koşarsa kendini öyle bir helak eder ki helak olanlardan birine benzer. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)