Hac Sûresi 32. Ayet

ذٰلِكَۗ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَٓائِرَ اللّٰهِ فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ  ٣٢

Bu böyle. Her kim de Allah’ın nişanelerini (kurbanlıklarını) yüceltirse, şüphesiz ki bu kalplerin takvasından (Allah’a karşı gelmekten sakınmasından)dır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ذَٰلِكَ işte böyle
2 وَمَنْ ve kim
3 يُعَظِّمْ saygı gösterirse ع ظ م
4 شَعَائِرَ nişanlarına ش ع ر
5 اللَّهِ Allah’ın
6 فَإِنَّهَا şüphesiz bu
7 مِنْ -ndandır
8 تَقْوَى takvası- و ق ي
9 الْقُلُوبِ kalblerin ق ل ب
 

ذٰلِكَۗ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَٓائِرَ اللّٰهِ فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  ذٰلِكَ  mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri, الأمر أو الشأن (Durum) şeklindedir. لِ  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  muhatap zamiridir.

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يُعَظِّمْ  şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. شَعَٓائِرَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

هَا  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مِنْ تَقْوَى  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. الْقُلُوبِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Maksur isimdir.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا  gibi…

Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُعَظِّمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  عظم ’dır.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

 

ذٰلِكَۗ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَٓائِرَ اللّٰهِ فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayet-i kerîme’de îcâz-ı hazif sanatı vardır. ذٰلِكَۗ  ismi işareti,  الأمر  veya  الشأن  şeklindeki mukadder bir mübtedanın haberidir. 

Bu takdire göre cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İşaret ismi burada kelamın iki parçasını ayırmak için kullanılmıştır. Maksat, kendisinden sonra zikredilecek olana dikkat çekmektir. İşaret ismiyle tenbih kastedilmiştir. Bu durumda arkasından gelen kelimenin haberi olması doğru olmaz. Haberi şöyle takdir edilebilir: ذَلِكَ بَيانٌ ، أوْ ذِكْرٌ (Bu bir açıklamadır veya hatırlatmadır). Veciz ifade yollarından biri olup bu kullanım meşhurdur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَٓائِرَ اللّٰهِ  cümlesine dahil olan  وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubunda gelen terkipte وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَٓائِرَ اللّٰهِ  cümlesi, şarttır.  مَنْ  şart ismi mübteda, müspet muzari fiil sıygasındaki يُعَظِّمْ شَعَٓائِرَ اللّٰهِ  cümlesi, mübtedanın haberidir. 

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Veciz ifade kastına matuf olan  شَعَٓائِرَ اللّٰهِ   izafetinde Allah ismine muzaf olan  شَعَٓائِرَ  tazim edilmiştir.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ  şeklinde  إِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ  car mecruru,  إِنَّ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.  

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

تَقْوَى الْقُلُوبِ  izafetinde istiâre sanatı vardır. İradesi olan canlılara mahsus olan takvalı olmak özelliği, kalbe izafe  edilerek, kalp bir şahıs yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

Ya da kalp sözcüğünde cüz kül alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Kalp zikredilerek şahsın zatı kastedilmiştir. Çünkü kalp, insanın en önemli organıdır.

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Başlangıcının aynı olduğu 30. ayetle bu ayet arasında mukabele, tekrir sanatları vardır.

فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ  cümlesi, yani  يُعَظِّمْ شَعَٓائِرَ , şüphesiz kalplerin takvasındandır. Yani kalpleri takvalı olanların fiillerindendir. Bu muzâflar hazf edilmiş olup onları takdir etmeden mana düzgün olmamaktadır. Çünkü ceza (cümlesinden) مَنْ  şart ismine irtibatı sağlamak için raci bir zamir bulunması gerekir. Özellikle kalpler zikredilmiştir çünkü kalpler takvanın merkezidir ve eğer kalplerde takva olursa ve oraya iyice yerleşirse onun belirtileri bütün organlarda kendisini gösterir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

فَاِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ  [Şüphesiz bu, kalplerin takvasındandır.]  bunlara tazim etmek, takva sahibi kalplerin işlerindendir. Bu sıfatlar ve  مَنْ ’e giden ait zamiri hazf edilip kalpler zikredilmiştir; çünkü takvanın ve kötülüğün kaynağı onlardır ya da bu ikisini emreden onlardır. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl ; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)