Mü'minûn Sûresi 103. Ayet

وَمَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ ف۪ي جَهَنَّمَ خَالِدُونَۚ  ١٠٣

Kimlerin de tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedî kalacaklardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَنْ ve kimlerin
2 خَفَّتْ hafif gelirse خ ف ف
3 مَوَازِينُهُ tartıları و ز ن
4 فَأُولَٰئِكَ işte onlar
5 الَّذِينَ kimselerdir
6 خَسِرُوا ziyana sokan(lar) خ س ر
7 أَنْفُسَهُمْ kendilerini ن ف س
8 فِي
9 جَهَنَّمَ cehennemde
10 خَالِدُونَ sürekli kalanlardır خ ل د
 
Bu durumda herkesin kurtuluşu, dünyada iken kendi iman ve iyi işleri sayesinde kazanmış olduğu sevapların miktarına bağlı olacak; o yüce hâkimin huzurunda, O’nun yanılmaz adalet terazisinde tartıları yani sevapları ağır basanlar kurtuluşa erecek, tartıları hafif kalanlar da derin bir hüsrana uğrayacak, ebedî ve dehşetli bir azap sürecini yaşamak üzere cehenneme atılacaklardır.
 
 İnsanların ölüm sonrasındaki durumları deneysel ve aklî bilgi imkânlarının tamamen dışında olduğu için kabir hayatı, berzah, sûrun üflenmesi, yeniden dirilme, amel terazisi gibi konu ve kavramların mahiyetinin kavranması, bunların hakikat anlamında mı, mecazi ve sembolik anlamda mı kullanıldığının bilinmesi mümkün değildir. Mümine düşen, bunlara şeksiz şüphesiz inanıp gerektiği şekilde âhiret hazırlığı yapmaktır.
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 46
 

وَمَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ ف۪ي جَهَنَّمَ خَالِدُونَۚ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur.

مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. خَفَّتْ  şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur.  تْ  te’nis alametidir.  مَوَاز۪ينُهُ  fail olup damme ilemerfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.

İsim cümlesidir. İşaret ismi  اُو۬لٰٓئِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  işaret isminin haberi olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  خَسِرُٓوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

خَسِرُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  اَنْفُسَهُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

ف۪ي جَهَنَّمَ  car mecruru mahzuf mukaddem habere müteallilk olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. خَالِدُونَ  muahhar mübteda olup ref alameti  و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.  

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

خَالِدُونَ ; sülâsi mücerredi  خلد  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَمَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُ فَاُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ ف۪ي جَهَنَّمَ خَالِدُونَۚ

 

Ayet, atıf harfi  وَ  ile önceki ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur. 

Şart üslubunda gelen terkipte sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi  مَنْ خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُ , şarttır. مَنْ  şart ismi mübteda, müspet mazi fiil sıygasındaki   خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُ  cümlesi, mübtedanın haberidir. 

İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

خَفَّتْ مَوَاز۪ينُهُ  ibaresinde istiare sanatı vardır. Bu ifadede  مَوَاز۪ينُهُ , ameller için müstear olmuştur. Ameller tartılabilir bir maddeye benzetilmiştir. Çünkü tartma işlemi, ağırlığı olan şeyler için söz konusudur. Kastedilen iyi amellerin azlığıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

خَفَّتْ - مَوَاز۪ينُهُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.,  

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan   فَاُو۬لٰٓئِكَ الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ ف۪ي جَهَنَّمَ خَالِدُونَۚ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin işaret ismi  اُو۬لٰٓئِكَ  ile marife olması, işaret edilen kafirleri tahkir, müsnedin ism-i mevsûlle marife olması bilinen kişileri tahkir ve sonraki haberin önemine dikkat çekme kastına matuftur.

Haber konumundaki ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan  خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ ف۪ي جَهَنَّمَ خَالِدُونَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

اَنْفُسَهُمْ  terkibinde tecrîd sanatı vardır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. ف۪ي جَهَنَّمَ  car mecruru, siyaktaki önemine binaen amili olan  خَالِدُونَ ’ye takdim edilmiştir.

İkinci haber  خَالِدُونَ  lafzı, ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. 

İsm-i fail, mef’ûl ve masdar zamandan bağımsızdır. خَالِدُونَ  aslında uzun bir zaman dilimi demektir ama daha çok, çokluktan kinaye olarak “kalıcı” anlamında kullanılır. Bu kalıp da onun bu anlamını pekiştirmektedir. 

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu ayet ve önceki ayet arasında altılı mukabele sanatı vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)

ثَقُلَتْ - خَفَّتْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab,  مُفْلِحُونَ - خَسِرُٓوا  kelimeleri arasında ise tıbâk-ı hafîy vardır.

Ayette bahsedilen kişiler kâfirlerdir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

İsm-i işaret  اُو۬لٰٓئِكَ ; iki fırkayı sıfatlarıyla birbirinden ziyadesiyle ayırmak içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

خَسِرُٓوا اَنْفُسَهُمْ  cümlesinin manası tüccarın sermayesini zayi etmesi gibi kendilerini zayi etmeleridir. Hüsran; fayda sağlaması gereken şeyi kaybetmek manasında müsteardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

İbni Abbas’a göre  مَوَاز۪ينُ  kelimesi  موزون ’un çoğuludur, bu da tartılan ameller yani Allah katında değeri olan salih amellerdir. Nitekim Allah Teâlâ [Kıyamet günü onlara değer vermeyeceğiz. (Kehf Suresi, 105)] buyurmuştur. Cehennemde temelli kalarak ifadesi kendilerini hüsrana uğratacaklar ifadesinden bedeldir ve bu iki ifadenin de îrabda mahalli yoktur, çünkü sıla cümlesinin îrabda mahalli olmaz. Ya da bu ifade  اُو۬لٰٓئِكَ [işte bunlar] ifadesinin haberinin ardından gelen ikinci bir haber veya hazf edilmiş bir mübtedanın haberidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

ثِقَل المِزان  ve  خِفَّت أِلمزان  ibarelerinin iki tevilden birine göre istiare olduğunu söylemiştir. Şöyle ki buradaki tartılar (مَوَاز۪ينُ), sevapların günahlardan veya günahların sevaplardan fazla olduğunun ortaya çıkarılabilmesi için ameller arasında gerçek bir ölçüm yapılmasıdır. Nitekim kütlesi yoğun olan şeyin ağırlığı ve gevşek olan nesnenin hafifliği de tartılarla ortaya çıkar. 

Diğer bir tevile göre bu söz istiâre sınırının dışına çıkar. O da buradaki tartıların gerçek manaya yorulmasıdır. Ancak ameller kendi başlarına varlığı olmayan arazlar olduğundan tartılmaları mümkün değildir. Onun için Kadı Abdulcebbar’ın söylediğine burada  مَوَاز۪ينُ ’den maksat, sevabın ve itaatin ağır geldiğinin işareti olarak terazinin kefelerinden birine ışığının konulması, ceza ve isyanın ağır bastığının emaresi olarak da diğer kefeye karanlığının konulmasıdır. Artık kefelerden birinin ağır bastığı ortaya çıkınca, sahibinin cennet veya cehennem ehlinden ya da mükâfat veya cezayı hak etmiş kimselerden olduğuna hükmedilir. Bunun (amellerinin tartılmasının) bir yararı da cennet ehlinin, mükâfatlandırılacaklarını gösteren bu durumu görmeleriyle sevinçlerinin artması, cehennem ehlinin de cezalandırılacaklarına işaret eden bu hali görmeleriyle keder ve üzüntülerinin büyümesidir. Ayrıca bu faydanın yanında burada (amellerin tartılmasında) cennet ehlinin yüceltilmesi, cehennem ehlinin aşağılanması da söz konusudur. Yine şu yükümlülükler dünyasında bu durumu bilmemizin bir yararı da (ahiretteki) o çetin duruma düşmekten korkup günah ve masiyetten kaçınmamızı sağlaması, keza ondaki yüce makama erme arzusuyla ibadet ve itaat işlemeye teşvik etmesidir. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları) 

خَسِرانَ ;  örfen satılık eşyanın fiyatındaki düşüklüktür. İnsana değil mala özgüdür. Tartılardan ve tartıların ağır ve hafif oluşu zikredildikten sonra buna uyumlu olsun diye arkadan da hüsran kelimesi zikredilmiştir. Allah Teâlâ bu kişilerin nefislerini sahip oldukları eşyalar konumuna koymuştur. Çünkü onlar mallarına malik olmakla nitelendikleri gibi nefislerine malik olmakla da nitelenirler. Burada nefislerine zarar verdikleri ifade edilmiştir. Cehennem azabıyla cezalandırılmaları zorunlu olmuş, böylece bizzat kendileri telef olmuş eşya hükmünde olmuştur. (Şerîf er-Radî, Kur’an Mecazları)