قَالُوا لَبِثْنَا يَوْماً اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ الْعَٓادّ۪ينَ ١١٣
قَالُوا لَبِثْنَا يَوْماً اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ الْعَٓادّ۪ينَ
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli لَبِثْنَا يَوْماً ’dir. قَالُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
لَبِثْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. يَوْماً zaman zarfı olup لَبِثْنَا fiiline mütealliktir.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. بَعْضَ atıf harfi اَوْ ile يَوْماً ’e matuftur. Aynı zamanda muzâftır. يَوْمٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن شئت فاسأل (Dilersen sor) şeklindedir.
فَسْـَٔلِ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. الْعَٓادّ۪ينَ mef’ûlun bih olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
اَوْ ; Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْعَٓادّ۪ينَ , sülâsi mücerredi عدد olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالُوا لَبِثْنَا يَوْماً اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ
Ayet beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan لَبِثْنَا يَوْماً اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
بَعْضَ يَوْمٍ izafeti يَوْماً ’e temâsül nedeniyle atfedilmiştir.
يَوْماً ve يَوْمٍ kelimelerindeki nekrelik bir manasında adet içindir. يَوْماً , kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَسْـَٔلِ الْعَٓادّ۪ينَ
Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir.
Cümle, takdiri إن شئت (dilersen…) olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi olan فَسْـَٔلِ الْعَٓادّ۪ينَ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua ve acziyeti bildirme kastı taşıdığı için cümle, mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Emir fiil aslen; makam bakımından yukarıda olan bir kişinin, makam bakımından daha alt seviyede olan birinden henüz husule gelmemiş bir fiilin yapılmasını istemek için vaz edilmiştir(ki buna isti'lâ yoluyla denir). Vücûb ifade eder. Eğer emir alt seviyede olan birinden daha üst seviyede olan birine yönelik olursa buna “dua” denir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
فاسْألِ العادِّينَ sözü, kalma sürelerini belirleyemediklerinin itirafıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
فَسْـَٔلِ الْعَٓادّ۪ينَ [Sayabilenlere sor] ifadesi فَسَل العادين şeklinde de okunmuştur. Anlam, “Bu senelerin sayısını bilmiyoruz, ancak çok az olduğunu düşünüyoruz; sanki bir gün hatta günün bir kısmı kadar olduğunu sanıyoruz. Çünkü bir azabın içerisindeyiz; aramızda o yılları olduğu gibi sayabilecek biri yok, bu yüzden sen bunu sayması mümkün olanlara, bunun üzerinde düşünmeye güç yetirebilecek olanlara sor!” şeklindedir. Anlamın “Kulların ömürlerini ve amellerini sayan meleklere sor.” şeklinde olduğu da söylenmiştir. الْعَٓادّ۪ينَ (sayanlar) ifadesi ألعادين (hadsiz saldırganlara) şeklinde şeddesiz de okunmuştur ki bu durumda anlam, “Zalimlere sor, onlar da bizim dediğimiz gibi diyeceklerdir.” şeklindedir. Yine, ألعَدِيِّن şeklinde de okunmuştur ki bu durumda da mana, “O uzun ömürlü kadim insanlara sor, onlar bile dünya hayatını az buluyorlar; diğerleri nasıldır, var düşün!” anlamındadır. İbni Abbas’ın “İki nefha arasında çektikleri azap onlara unutturmuştur” dediği nakledilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)