25 Haziran 2025
Mü'minûn Sûresi 105-118 (348. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Mü'minûn Sûresi 105. Ayet

اَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ  ١٠٥


Allah, “Âyetlerim size okunuyordu da siz onları yalanlıyordunuz, değil mi?” der.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَلَمْ
2 تَكُنْ değil mi? ك و ن
3 ايَاتِي ayetlerim ا ي ي
4 تُتْلَىٰ okunurdu ت ل و
5 عَلَيْكُمْ size
6 فَكُنْتُمْ oysa siz ك و ن
7 بِهَا onları
8 تُكَذِّبُونَ yalanlardınız ك ذ ب
Burada âhirette inkârcıların yargılanmalarından bir sahne anlatılmaktadır: Allah inkârcılara, âyetleri kendilerine okunduğunda onları yalanlayıp reddettiklerini hatırlatır. Kuşkusuz inkârcıların bütün kötülükleri öncelikle âyetleri inkâr etmeleriyle başladığı için bu suçun altının özellikle çizildiği anlaşılmaktadır. İnkârcıların verdiği cevap gerçeğin tam ifadesidir: “Kötü yanımızın etkisinde kaldık; biz bir sapkınlar topluluğu olduk.” Demek ki inkâr ve isyanları samimi araştırmalarına, akıl ve düşüncelerinin vardığı fikirlere değil, nefsânî arzularını, çıkar kaygılarını, beşerî zaaflarını aşamamalarına dayanıyordu. Bu yüzden “Bizi buradan çıkar!” feryatları da karşılıksız kalacaktır. Çünkü bu yakarışları dünyada yapmaları gerekirdi. Ama dünyada iken samimi müslümanlar âhiret kurtuluşu için niyaz ederken, bu zor hesap için hazırlanırken o inkârcılar bu günahsız müminleri küçümseyip alaya alıyorlardı. Ama şimdi mutlu âkıbeti o müminler elde etmişlerdir.
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 46

اَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. Cümle mukadder sözün mekulü’l-kavli olarak mahallen mansubdur. Takdiri, يُقالُ  şeklindedir.

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref, haberini nasb eder.  

تَكُنْ  sükun ile meczum muzari fiildir. تَكُنْ  ’nün ismi  اٰيَات۪ي  olup, mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. تُتْلٰى عَلَيْكُمْ cümlesi,  تَكُنْ ’nün haberi olarak mahallen mansubdur.  

تُتْلٰى  elif üzere mukadder damme ile merfû meçhul muzari fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. عَلَيْكُمْ  car mecruru  تُتْلٰى  fiiline mütealliktir. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كُنْتُمْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. بِهَا  car mecruru  تُكَذِّبُونَ  fiiline mütealliktir. تُكَذِّبُونَ  cümlesi,  كُنْتُمْ ’ün haberi olarak mahallen mansubdur.

تُكَذِّبُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)

تُكَذِّبُونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  كذب ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

اَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayette icâz-ı hazif sanatı vardır. Mekulü’l-kavl konumundaki ayetin takdiri  يُقالُ  olan amili mahzuftur. Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mekulü’l-kavl olan  اَلَمْ تَكُنْ اٰيَات۪ي تُتْلٰى عَلَيْكُمْ  cümlesinde, hemze inkârî istifham harfi,  لَمْ  muzariye dahil olup, onu cezm eden, anlamını olumsuz maziye çeviren edattır.  لما ’nın aksine, olumsuzluk anlamı istikbali de kapsar.

Menfi muzari sıygadaki nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi sübut ve istimrar ifade etmiştir.

Veciz anlatım kastıyla gelen  اٰيَات۪ي  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  اٰيَات۪ , tazim edilmiştir.

تَكُنْ ’un haberi olan  تُتْلٰى عَلَيْكُمْ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَكُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ  cümlesi, ayetin ilk cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Istifhama dahildir.

Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi sübut ve istimrar ifade etmiştir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  بِهَا , amili olan كَانَ ’nin haberine önemine binaen takdim edilmiştir.

كَانَ ‘nin haberi olan  تُكَذِّبُونَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır. 

كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Ayetteki her iki cümle de istifham üslubunda geldiği halde soru kastı taşımayıp kınama azarlama, tahkir manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca cümlelerde tecâhül-i ârif sanatı vardır.

تَكُنْ - كُنْتُمْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ  ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 93)

كَانَ ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi ise durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103) 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mü'minûn Sûresi 106. Ayet

قَالُوا رَبَّـنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْماً ضَٓالّ۪ينَ  ١٠٦


Onlar da şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ق و ل
2 رَبَّنَا Rabbimiz ر ب ب
3 غَلَبَتْ yendi غ ل ب
4 عَلَيْنَا bizi
5 شِقْوَتُنَا bahtsızlığımız ش ق و
6 وَكُنَّا ve biz olduk ك و ن
7 قَوْمًا bir topluluk ق و م
8 ضَالِّينَ sapık ض ل ل

قَالُوا رَبَّـنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْماً ضَٓالّ۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli nida ve cevabıdır. قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

رَبَّـنَا  itiraziyye cümlesidir. Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

غَلَبَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir.  عَلَيْنَا car mecruru  غَلَبَتْ  fiiline mütealliktir. 

شِقْوَتُنَا  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref, haberini nasb eder.  

نَا  mütekellim zamiri  كُنَّا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. قَوْماً  kelimesi, كُنَّا ’nın haberi olup fetha ile mansubdur. ضَٓالّ۪ينَ  kelimesi,  قَوْماً ’nin sıfatı olup, nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ  ’nin haberinin ism-i fail kalıbında gelmesi durumun devamlılığına işaret etmiştir. İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder.(Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delaleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)

ضَٓالّ۪ينَ , sülâsi mücerredi  ضلل  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالُوا رَبَّـنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْماً ضَٓالّ۪ينَ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

İtiraziyye olan  رَبَّـنَا , istirhamı tekid için gelmiş ıtnâb sanatıdır. 

Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv” ın Kullanımı)

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّـنَا  izafeti mütekellimin Allah’ın Rububiyet sıfatına sığınma isteğine, 

Hatalarını itiraf eden cehennem ehlinin, “Rabbimiz” şeklindeki hitapları, onların Allah Teâlâ’nın merhamet sıfatına sığındıklarını, nida harfinin hazfi mütekellimin münadaya yakın olma isteğini gösterir. 

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. غَلَبَتْ  fiiline müteallik  عَلَيْنَا  car mecruru, durumun kendileriyle ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.

غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا  cümlesindeki istila manası taşıyan  عَلٰى  harfinde istiare sanatı vardır. Çünkü istila; mülazemet gerektirir. عَلٰى , azgınlığın ileri derecesi için müstear olmuştur. Azgınlık, onları tamamen kaplamış, kontrol onun elindedir. Mülazemet alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

Fail olan  شِقْوَتُنَا , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

Veciz ifade kastıyla gelen  شِقْوَتُنَا  izafeti hem muzaf hem de muzafun ileyhi tahkir içindir.

غَلَبَتْ  fiilinin, شِقْوَت ’e isnadı, aklî mecazdır.

غلبتْ ألشِقْوَ  ifadesinde istiare vardır. Çünkü azgınlık (ألشِقْوَ) onlarda apaçık görülüp, bu durum hallerinden anlaşılınca, hepsinde baskın olan bir hal konumunda olmuştur. غَلَبَ ’nin gerçek anlamı, birini güç kullanarak hakimiyet altına sokma, avucunun içine alma, sonuçta ele geçirdiğini efendisinin elindeki köle, esir edenin avucunun içindeki tutsak haline getirmektir. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları) 

قَالُوا رَبَّـنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا [Bizim zevk ve hevalarımıza düşkünlüğümüz bize galip geldi ] cümlesinde zevk ve heva bedbahtlık diye adlandırılmış olmaktadır. Çünkü bu ikisi bedbahtlığa götürürler. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)   

وَكُنَّا قَوْماً ضَٓالّ۪ينَ ; önceki cümleye matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)

ضَٓالّ۪ينَ  kelimesi  قَوْماً  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

قَوْماً ’deki nekrelik, cins, teklik ve tahkir ifade eder.

ضَٓالّ۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin mevsûftaki istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında 

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

شِقْوَتُنَا - ضَٓالّ۪ينَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.  

وَكُنَّا قَوْماً ضَٓالّ۪ينَ [Biz doğru yoldan sapmış bir topluluk idik.] cümlesi, bizler yaptıklarımızla hidayeti kaybetmiş, sapıtmış kimselerdik. Bu onların mazeret bildirmeleri değil, onların bir ikrarı olacaktır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Mü'minûn Sûresi 107. Ayet

رَبَّـنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْهَا فَاِنْ عُدْنَا فَاِنَّا ظَالِمُونَ  ١٠٧


“Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer (tekrar günaha) dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 رَبَّنَا Rabbimiz ر ب ب
2 أَخْرِجْنَا bizi çıkar خ ر ج
3 مِنْهَا bundan
4 فَإِنْ eğer
5 عُدْنَا bir daha dönersek ع و د
6 فَإِنَّا artık biz gerçekten
7 ظَالِمُونَ zalimleriz ظ ل م

رَبَّـنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْهَا فَاِنْ عُدْنَا فَاِنَّا ظَالِمُونَ

 

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı اَخْرِجْنَا مِنْهَا ‘dır.

Fiil cümlesidir. اَخْرِجْنَا  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir.Mütekellim zamir  نَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  مِنْهَا  car mecruru  اَخْرِجْنَا  fiiline mütealliktir. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

عُدْنَا  şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

نَا  mütekellim zamir  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  ظَالِمُونَ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَخْرِجْنَا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  خرج ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

ظَالِمُون , sülâsi mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

رَبَّـنَٓا اَخْرِجْنَا مِنْهَا 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Münada olan  رَبَّـنَا  izafeti mütekellimin Allah’ın Rububiyet sıfatına sığınma isteğine, nida harfinin hazfi mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. 

Nidanın cevabı olan  اَخْرِجْنَا  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.


فَاِنْ عُدْنَا فَاِنَّا ظَالِمُونَ

 

Cümle atıf harfi  فَ  ile nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan  عُدْنَا , mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

اِنْ , şart fiilinin vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.

Şart edatı  اِنْ , mazi fiilin başına gelebilir. Bu durumda, hasıl olmamış bir şeyi hasıl olmuş gibi göstermeyi, ya da fiilin gerçekleşmesi konusundaki şiddetli arzuyu ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَ  karinesiyle gelen  فَاِنَّا ظَالِمُونَ  cümlesi şartın cevabıdır. اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ  ile tekit edilen isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

Müsned olan  ظَالِمُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lâmı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delâleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mü'minûn Sûresi 108. Ayet

قَالَ اخْسَؤُ۫ا ف۪يهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ  ١٠٨


Allah, ”Aşağılık içinde kalın orada, artık benimle konuşmayın!” der.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ buyurdu ki ق و ل
2 اخْسَئُوا sinin خ س ا
3 فِيهَا orada
4 وَلَا ve
5 تُكَلِّمُونِ bana bir şey söylemeyin ك ل م

قَالَ اخْسَؤُ۫ا ف۪يهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli  اخْسَؤُ۫ا ف۪يهَا ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اخْسَؤُ۫ا  sükun üzere mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَا  car mecruru  اخْسَؤُ۫ا  fiiline mütealliktir. لَا تُكَلِّمُونِ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la mekulü’l-kavle matuftur. 

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُكَلِّمُونِ  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen  يَ  mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu  ي  harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan  نِ  harfinin harekesi esre gelmiştir. 

تُكَلِّمُونِ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  كلم ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

قَالَ اخْسَؤُ۫ا ف۪يهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Önceki ayetteki sözlere cevap mahiyetindedir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اخْسَؤُ۫ا ف۪يهَا  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

وَلَا تُكَلِّمُونِ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la mekulü’l-kavl cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.

تُكَلِّمُونِ  fiilinin sonundaki esre, mef’ûl olan, mütekellim zamirinden ivaz,  نِ  ise vikayedir. Allah Teâlâya ait zamirin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif fasılaya riayet içindir.

Beyzâvî bu ayeti “Cehennemde aşağılık ve zelil kimseler olarak sessizce sinin, kalın. Burası birtakım isteklerde bulunma yeri değildir. Köpeklerin kovulduğu gibi defolun. Azabın kaldırılması veya dünyaya döndürülmeniz gibi hususlarda benimle konuşmayın.” şeklinde izah ederek ayetteki  اخْسَؤُ۫ا [uzak durun ] emir fiili ile  وَلَا تُكَلِّمُونِ [Artık benimle konuşmayın!] nehiy fiillerinin küçümseme ve aşağılama anlamında olduklarına işaret eder. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı) 

قَالَ اخْسَؤُ۫ا ف۪يهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ [Dedi: Sinin orada! ateşin içinde hor olarak susun ] çünkü orası isteme yeri değildir. Bu  خَسَتُ الْكلب  ifadesinden gelir ki köpeği kovmaktır. Benimle konuşmayın cümlesi azabın kaldırılması hususundadır ya da re'sen (doğrudan) benimle konuşmayın demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Mü'minûn Sûresi 109. Ayet

اِنَّهُ كَانَ فَر۪يقٌ مِنْ عِبَاد۪ي يَقُولُونَ رَبَّـنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَۚ  ١٠٩


Kullarımdan, “Ey Rabbimiz! Biz inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın” diyen bir grup var idi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّهُ gerçek şu ki
2 كَانَ idi ك و ن
3 فَرِيقٌ bir zümre ف ر ق
4 مِنْ -dan
5 عِبَادِي kullarım- ع ب د
6 يَقُولُونَ diyorlar ق و ل
7 رَبَّنَا Rabbimiz ر ب ب
8 امَنَّا inandık ا م ن
9 فَاغْفِرْ bağışla غ ف ر
10 لَنَا bizi
11 وَارْحَمْنَا ve bize acı ر ح م
12 وَأَنْتَ ve sen
13 خَيْرُ en hayırlısısın خ ي ر
14 الرَّاحِمِينَ acıyanların ر ح م

اِنَّهُ كَانَ فَر۪يقٌ مِنْ عِبَاد۪ي يَقُولُونَ رَبَّـنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَۚ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

هُ  şan zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كَانَ ’nin ismi,  فَر۪يقٌ olup damme ile merfûdur.  مِنْ عِبَاد۪ي  car mecruru  فَر۪يقٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَقُولُونَ  cümlesi,  كَانَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur. 

Fiil cümlesidir. يَقُولُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli  رَبَّـنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ’dır. يَقُولُونَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا  ‘dır. 

اٰمَنَّا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasihadır. Takdiri;  إن تقبل إيماننا فاغفر لنا (Bizim imanımızı kabul edersen bizi bağışla!) şeklindedir.

اغْفِرْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. لَنَا  car mecruru  اغْفِرْ  fiiline mütealliktir. ارْحَمْنَا  atıf harfi  وَ ’la  فَاغْفِرْ لَنَا ’ya matuftur. 

ارْحَمْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. 

İsim cümlesidir. وَ  haliyye veya itiraziyye veya istînâfiyyedir. Munfasıl zamir  اَنْتَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. خَيْرُ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. 

الرَّاحِم۪ينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

اٰمَنَّا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

الرَّاحِم۪ينَ , sülâsi mücerredi  رحم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

خَيْرُ ; ism-i tafdil kalıbıdır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّهُ كَانَ فَر۪يقٌ مِنْ عِبَاد۪ي يَقُولُونَ رَبَّـنَٓا اٰمَنَّا 

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ ’nin haberi olan  كَانَ فَر۪يقٌ مِنْ عِبَاد۪ي يَقُولُونَ رَبَّـنَٓا اٰمَنَّا  cümlesi, nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَانَ ’nin ismi olan  فَر۪يقٌ ’daki nekrelik, cins ve tazim ifade eder.

مِنْ عِبَاد۪ي  car-mecruru,  فَر۪يقٌ ‘un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Veciz ifade kastına matuf  عِبَاد۪ي  izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olması, kulların teşrif ve tazimi içindir.

كَانَ ’nin haberi olan  يَقُولُونَ رَبَّـنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır. 

يَقُولُونَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  رَبَّـنَٓا اٰمَنَّا  cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nida harfi mahzuftur. 

رَبَّـنَا  izafeti, mütekellimin Allah’ın Rububiyet sıfatına sığınma isteğine, nida harfinin hazfi mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. 

رَبَّـنَا  izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olması  نَا  zamirine şan ve şeref kazandırmıştır. Nidanın cevabı olan  اٰمَنَّا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

Cümle, haber üslubunda geldiği halde dua manası taşıdığı için muktezayı zahirin hilafına durum oluşmuştur. Bu nedenle mecâz-ı mürsel mürekkebdir.

İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimtar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Haberin  إنَّ  ile tekidli gelip bunun şan zamiri ile desteklenmesi, müşriklerin bir an önce korkutulması içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

إنَّهُ كانَ فَرِيقٌ مِن عِبادِي  ile başlayan ayet, cümle sonuna kadar istînâfiyye şeklinde gelmiş olup, burada azap günü küfür üzere olanlara, müminlerin içerisinde oldukları nimetler zikredilmiş ve onların dünyada iken müminlere karşı alaycı muameleleri hatırlatılarak kendi elleriyle kendilerini ne büyük bir hüsrana uğrattıkları hissettirilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

اِنَّهُ [Çünkü] yani durum şu ki anlamında feth ile de okunmuştur yani  “ِ لأنٌَهُ ” (çünkü) demektir. Kullarımdan bir grup yani müminler, buna ashâb da denilmiştir, ashâb-ı suffe de denilmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


 فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا 

 

Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. 

Cümle, takdiri  إن تقبل إيماننا (İmanımızı kabul edersen.) olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi olan  فَاغْفِرْ لَنَا , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Aynı üslupta gelen  وَارْحَمْنَا  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle şartın cevabına atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  ارْحَمْنَا  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

Birbirine atfedilmiş iki cümle de emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen, dua manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.


 وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَۚ

 

Ayetin son cümlesindeki  وَ  haliyye, itiraziyye veya istînâfiyyedir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. 

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede müsned olan  خَيْرُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.

Müsnedin veciz ifade kastıyla gelen  خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ  şeklindeki izafet formu, müsnedün ileyhin de tazimine işaret eder.

Bu izafet, mevsufun sıfatına izafesi babındandır. Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf  خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ  izafetinde, خَيْرُ  sıfat olmasına rağmen  الْمُنْزِل۪ينَ ‘nin önüne geçmiş ve mevsufuna muzâf olmuştur. ‘Hayırlı rahmet eden’ yerine [rahmet edenlerin en hayırlısı] buyurulmuştur. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

Cümle, haber üslubunda geldiği halde dua manası taşıdığı için muktezayı zahirin hilafına durum oluşmuştur. Bu nedenle mecâz-ı mürsel mürekkebdir.

ارْحَمْنَا - الرَّاحِم۪ينَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

خَيْر - فَاغْفِر - ارْحَمْنَا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Daha sonra Hakk Teâlâ, onların bu feryad-ü figanlarının, korku ve dehşetlerinin, müminlerle ilgili bir şeyden olduğunu beyan ederek “Çünkü kullarımdan bir zümre vardır ki onlar, ‘Ey Rabbimiz, iman ettik. Bizi affet, bize merhamet eyle, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.’ derlerken siz onları eğlence edindiniz.” buyurmuştur. Böylece Allah Teâlâ, onların azap sebebi olan ve hayırlardan, güzel şeylerden uzaklaştırılmalarına sebep olan şeylerden sadece birisini anlatmıştır. Bu da onların müminlere yapmış oldukları muamelelerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Mü'minûn Sûresi 110. Ayet

فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِياًّ حَتّٰٓى اَنْسَوْكُمْ ذِكْر۪ي وَكُنْتُمْ مِنْهُمْ تَضْحَكُونَ  ١١٠


Siz ise onlarla alay ediyordunuz. O kadar ki onlar size beni anmayı unutturdu. Onlara hep gülüyordunuz.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ siz onları aldınız ا خ ذ
2 سِخْرِيًّا alaya س خ ر
3 حَتَّىٰ nihayet
4 أَنْسَوْكُمْ size unutturdular ن س ي
5 ذِكْرِي beni anmayı ذ ك ر
6 وَكُنْتُمْ ve siz ك و ن
7 مِنْهُمْ onlara
8 تَضْحَكُونَ daima gülüyordunuz ض ح ك

Dahake ضحك :  ضَحِكٌ sevinçten dolayı çehrenin açılması ve dişlerin açığa çıkmasıdır (gülme). İstiare yoluyla bu kelime alay etmek anlamında da kullanılır. Bu kavram salt mutluluk için de kullanılır. Yine bazen de sadece taaccüb etme, şaşma manasını ifade eder. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de türevleriyle 10 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim'de 10'dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِياًّ حَتّٰٓى اَنْسَوْكُمْ ذِكْر۪ي 

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اتَّخَذْتُمُو  sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir  تُمُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. سِخْرِياًّ  ikinci mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. 

حَتّٰٓى  gaye bildiren cer harfidir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  حَتّٰٓى  harf-i ceriyle  فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ  fiiline mütealliktir.

اَنْسَوْكُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen mansubdur. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ذِكْر۪ي  ikinci mef’ûlün bih olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Cemi müzekker muhatap mazi fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir  و  harfi getirilir.  اتَّخَذْتُمُوهُمْ  fiilinde olduğu gibi. Buna işbâ vavı -işbâ edatı- denir. 

فَاتَّخَذْتُمُو  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  أخذ ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.    

 

 

 وَكُنْتُمْ مِنْهُمْ تَضْحَكُونَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كُنْتُمْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. مِنْهُمْ  car mecruru  تَضْحَكُونَ  fiiline mütealliktir.  تَضْحَكُونَ  cümlesi, كُنْتُمْ ’ün haberi olarak mahallen mansubdur.

تَضْحَكُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)

فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِياًّ حَتّٰٓى اَنْسَوْكُمْ ذِكْر۪ي وَكُنْتُمْ مِنْهُمْ تَضْحَكُونَ

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki  يَقُولُونَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari sıygadan mazi sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

سِخْرِياًّ  kelimesindeki nekrelik nev, kesret ve tahkir ifade eder.

Gaye bildiren cer harfi  حَتّٰٓى , akabindeki  اَنْسَوْكُمْ ذِكْر۪ي  cümlesini gizli  أن ’le masdara çevirmiştir.  حَتّٰٓى  ile birlikte  فَاتَّخَذْتُمُوهُمْ  fiiline müteallik olan masdar-ı müevvel, mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Veciz ifade kastına matuf  ذِكْر۪ي  izafetinde, Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olması, ذِكْر۪ ‘nin teşrif ve tazimi içindir.

حَتّى  ibtidaiyye olup, cümleye sebebiyye  ف ’sinin kattığı manayı katar. Bunun için istiare-i tebeiyyedir. Şiddetli sebebiyet, gayeye benzetilmiş ve bu manada kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Nâfi', Hamze ve Kisâî burada ve Sad Suresinde damme ile  سُخْرِيّاً  okumuşlardır. İkisi de  سَخَرَ ’nın masdarıdır, mübalağa için nispet  ياًّ ’sı ziyade kılınmıştır. Kûfelilere göre maksûr olan alay etmek, mazmûm olan da  سُخْرَ ’dan gelir ki itaat ve kulluk etmektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t- Te’vîl)  

وَكُنْتُمْ مِنْهُمْ تَضْحَكُونَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la  اَنْسَوْكُمْ ذِكْر۪ي  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  مِنْهُمْ  car mecruru, önemine binaen amili olan  كَانَ ’nin haberine takdim edilmiştir.

كَانَ ‘nin haberi olan  تَضْحَكُونَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır. 

كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

سِخْرِياًّ - تَضْحَكُونَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ  ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 93)

كَانَ ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi ise durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103) 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Nihayet onlar da size Beni anmanızı unutturdu yani nihayetsiz, onlarla alay etmekle meşgul oldunuz ve beni hatırlamaz oldunuz. Siz onlara gülüp geçiyordunuz yani onlarla alay ederek, gülüyordunuz. Burada unutturmanın müminlere izafe edilmesi, onların müminlerle alay etmekle meşgul olup O'nu anmayı unutmalarına sebep teşkil etmelerinden ve müminlerle alay etmenin vebalinin kâfirlerin kalplerini istila edecek hale kadar gelmesindendir. (Kurtubî, El-Câmi’ li- Ahkâmi’l-Kur’ân)

Mü'minûn Sûresi 111. Ayet

اِنّ۪ي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُٓواۙ اَنَّهُمْ هُمُ الْفَٓائِزُونَ  ١١١


Sabretmiş olmaları sebebiyle, bugün ben onları mükâfatlandırdım. Şüphesiz onlar başarıya erenlerin ta kendileridir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنِّي şüphesiz ben
2 جَزَيْتُهُمُ onlara verdim ج ز ي
3 الْيَوْمَ bugün ي و م
4 بِمَا karşılığını
5 صَبَرُوا sabretmelerinin ص ب ر
6 أَنَّهُمْ işte onlardır
7 هُمُ onlar
8 الْفَائِزُونَ kurtulup murada erenler ف و ز

اِنّ۪ي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُٓواۙ 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.  

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ  cümlesi,  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. جَزَيْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

الْيَوْمَ  zaman zarfı  جَزَيْتُهُمُ  fiiline mütealliktir.  بِ  sebebiyyedir. مَا  masdariyyedir. مَا  ve masdar-ı müevvel  بِ  harf-i ceriyle  جَزَيْتُهُمُ  fiiline mütealliktir. 

صَبَرُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 


 اَنَّهُمْ هُمُ الْفَٓائِزُونَ

 

İsim cümlesidir.  اَنَّ  ve masdar-ı müevvel amili  جَزَيْتُهُمُ  fiilinin ikinci mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir. 

هُمْ  muttasıl zamir  اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  هُمْ  fasl zamiri  اَنَّ ’nin ismini tekid eder. 

الْفَٓائِزُونَ  kelimesi,  اَنَّ ’nin haberi olup ref alameti  و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.  

Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir.

Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat-mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْفَٓائِزُونَ , sülâsi mücerredi  فوز  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنّ۪ي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُٓواۙ اَنَّهُمْ هُمُ الْفَٓائِزُونَ

 

Cümle beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُٓواۙ اَنَّهُمْ هُمُ الْفَٓائِزُونَ  cümlesi  اِنَّ ‘nin haberidir.

İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.  

Masdar harfi  مَا , sebebiye ifade eden  بِ  harf-i ceri ile birlikte  جَزَيْتُهُمُ  fiiline mütealliktir. Sılası olan  صَبَرُٓوا , mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

Masdar ve tekid harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu  اَنَّهُمْ هُمُ الْفَٓائِزُونَ  cümlesi, masdar teviliyle  جَزَيْتُهُمُ  fiilinin ikinci mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel,  اَنَّ  ve fasıl zamiri ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

هُمُ  fasıl zamiri, kasr ifade etmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) İki tekit hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır.  هُمُ mevsûf/maksur, الْفَٓائِزُونَ  sıfat/maksurun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır.

Müsned olan  الْفَٓائِزُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. Marife olarak gelmesi bu özelliğin kemâl derecede olduğuna delalet etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بِما صَبَرُوا  ifadesiyle, ulaştıkları bu makamın sabretmeleri sayesinde olduğu belirtilmekle birlikte, idmâc yolu ile hakikatte onlara bu sevabı kazandıran sabırlarının gerçek nedeninin onlar tarafından alaya alınmak olduğuna da işaret edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1.)

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lâmı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delâleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)

اَنَّهُمْ هُمُ الْفَٓائِزُونَ  [Kazançlı çıkanlar sadece ve sadece onlardır] cümlesinde kasr sanatı vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)

اَنَّهُمْ  fetha ile okunmuştur; kesreli okunduğunda cümle başlangıcı olur. Anlam şöyledir: “Sabrettikleri için kazanmış oldular.” bu yüzden de sabırları sebebiyle en güzel karşılıkla ödüllendirildiler. Fethalı okuyuşta ise ifade  جَزَيْتُهُمُ  fiili,  اَنَّهُمْ هُمُ الْفَٓائِزُونَ  [onlara karşılık verdik] ifadesinin mef‘ûlü olup tıpkı  جَزَيْتُهُمُ فَوْزَهُمْ  (Onlara, karşılık olarak başarılı olmayı verdim.) denmiş gibi olur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Bu ayet, o bahtiyar insanların güzel halini ve kâfirlerin eziyetlerinden dolayı fayda gördüklerini beyan etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Mü'minûn Sûresi 112. Ayet

قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْاَرْضِ عَدَدَ سِن۪ينَ  ١١٢


Allah, (inkârcılara) “Yeryüzünde kaç sene kaldınız?” diye sorar.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ ve buyurdu ق و ل
2 كَمْ ne kadar?
3 لَبِثْتُمْ kaldınız ل ب ث
4 فِي
5 الْأَرْضِ yeryüzünde ا ر ض
6 عَدَدَ sayısınca ع د د
7 سِنِينَ yıllar س ن و
Âhirette Allah ile kulları arasında geçeceği bildirilen bu diyalog, zamanın göreceliğine işaret eden temsilî bir anlatımdır. Dünyadaki zaman kavramı dünyanın şartlarına bağlı bir algılama, zihnimizin oluşturduğu bir tasavvurdur. Burada, bu fâni âlem bitip de ebedî âleme geçince zaman tasavvurunun da değişeceği anlatılmaktadır.
 
 Tefsirlerde, “saymakla görevli olanlar”la meleklerin veya hesap ehli insanların kastedildiği belirtilir (Taberî, XVIII, 63; Kurtubî, XII, 162).
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 46

قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْاَرْضِ عَدَدَ سِن۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Mekulü’l-kavli  لَبِثْتُمْ فِي الْاَرْضِ ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

كَمْ  istifham ismi, tevbih kasdıyla zaman zarfı olup  لَبِثْتُمْ  fiiline müteallik, mahallen mansubdur.

لَبِثْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. فِي الْاَرْضِ  car mecruru  لَبِثْتُمْ  fiiline mütealliktir. 

عَدَدَ  temyiz olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  سِن۪ينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için harfle îrablanırlar.

كَمْ ’i istifhamiyye (Soru için olan  كَمْ): Soru edatı olarak kullanılan  كَمْ ’dir. “Kaç, ne kadar, kaç adet” gibi anlamlara gelir.  كَمْ ’i istifhamiyye ile temyizinin arasına kelime girebilir.  كَمْ ’i istifhamiyye cümlede mübteda, haber, mef’ûlü mutlak, mef’ulün bih, mef’ûlun fih, muzâfun ileyh, harf-i cerle mecrur olarak gelebilir. Îrabı cümledeki konumuna göre mahallen olur.  كَمْ ’i istifhamiyyenin temyizi 2 şekilde gelebilir: 1. Umumiyetle müfred, mansub, nekre olarak gelir. 2. مِنْ  harf-i ceri ile gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır:

1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülmeyen mümeyyez.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْاَرْضِ عَدَدَ سِن۪ينَ

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap müşriklerdir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْاَرْضِ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüp ve kınama amacı taşıyan cümle, mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Soru ismi  كَمْ , zarfiyye ve mümeyyiz olmak üzere  لَبِثْتُمْ  fiiline mütealliktir. Amiline takdimi, soru isimlerinin sadaret hakkı nedeniyledir.

عَدَدَ  kelimesi,  كَمْ ’in temyizidir. Muzâfun ileyh olan  سِن۪ينَ , cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için  ي  ile mecrur olmuştur.

Temyiz ifadeyi zenginleştiren ıtnabdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır. 

فِي الْاَرْضِ  ibaresindeki  فِي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla yeryüzü içine girilebilen bir şeye, yeryüzü ile dünyada yaşayanlar arasındaki ilişki, zarfla mazruf arasındaki irtibata benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü  الْاَرْضِ , hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Yeryüzünde bulunmayı tekid etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her iki durumdaki mutlak irtibattır.

قلْ  ifadesi Kûfelilerin mushaflarında  قَالَ  (buyurdu) şeklinde, Haremeyn, Basra ve Suriye mushaflarında ise  قلْ  (söyle) şeklinde yer almaktadır.  قَالَ (buyurdu) ifadesinde sözü söyleyen ya Allah’tır ya da onları sorgulamakla memur olan meleklerdir. قلْ (söyle) ifadesinde ise zamir meleğe ya da cehennemliklerin liderlerinden birine râcidir. (Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)

Siz yeryüzünde yani kabirlerinizde... Bir görüşe göre bu, onlara dünya hayatında yaşadıkları süreye dair sorulacak bir sorudur. “Kaç yıl..” ayetinde  نَ  harfi, salim cemi olmak üzere üstündür. Araplardan bunu esreli ve tenvinli okuyanlar da vardır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân) 

Mü'minûn Sûresi 113. Ayet

قَالُوا لَبِثْنَا يَوْماً اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ الْعَٓادّ۪ينَ  ١١٣


Onlar, “Bir gün, ya da bir günden daha az bir süre kaldık. Hesap tutanlara sor” derler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ق و ل
2 لَبِثْنَا kaldık ل ب ث
3 يَوْمًا bir gün ي و م
4 أَوْ yahut
5 بَعْضَ bir kısmı kadar ب ع ض
6 يَوْمٍ günün ي و م
7 فَاسْأَلِ sor س ا ل
8 الْعَادِّينَ sayanlara ع د د

قَالُوا لَبِثْنَا يَوْماً اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ الْعَٓادّ۪ينَ

 

Fiil cümlesidir.  قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli  لَبِثْنَا يَوْماً ’dir.  قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

لَبِثْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. يَوْماً  zaman zarfı olup  لَبِثْنَا  fiiline mütealliktir. 

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. بَعْضَ  atıf harfi  اَوْ  ile  يَوْماً ’e matuftur. Aynı zamanda muzâftır.  يَوْمٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri;  إن شئت فاسأل (Dilersen sor) şeklindedir. 

فَسْـَٔلِ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. الْعَٓادّ۪ينَ  mef’ûlun bih olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

اَوْ ; Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْعَٓادّ۪ينَ , sülâsi mücerredi  عدد olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالُوا لَبِثْنَا يَوْماً اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ 

 

Ayet beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)  

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  لَبِثْنَا يَوْماً اَوْ بَعْضَ يَوْمٍ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.

بَعْضَ يَوْمٍ  izafeti  يَوْماً ’e temâsül nedeniyle atfedilmiştir.

يَوْماً  ve  يَوْمٍ  kelimelerindeki nekrelik bir manasında adet içindir.  يَوْماً , kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.


 فَسْـَٔلِ الْعَٓادّ۪ينَ

 

Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır. فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olmuş rabıta harfidir. 

Cümle, takdiri  إن شئت (dilersen…)  olan mukadder şartın cevabıdır. Cevap cümlesi olan  فَسْـَٔلِ الْعَٓادّ۪ينَ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua ve acziyeti bildirme kastı taşıdığı için cümle, mecaz-ı mürsel mürekkebdir. 

Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Emir fiil aslen; makam bakımından yukarıda olan bir kişinin, makam bakımından daha alt seviyede olan birinden henüz husule gelmemiş bir fiilin yapılmasını istemek için vaz edilmiştir(ki buna isti'lâ yoluyla denir). Vücûb ifade eder. Eğer emir alt seviyede olan birinden daha üst seviyede olan birine yönelik olursa buna “dua” denir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi

فاسْألِ العادِّينَ  sözü, kalma sürelerini belirleyemediklerinin itirafıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

فَسْـَٔلِ الْعَٓادّ۪ينَ  [Sayabilenlere sor] ifadesi  فَسَل العادين  şeklinde de okunmuştur. Anlam, “Bu senelerin sayısını bilmiyoruz, ancak çok az olduğunu düşünüyoruz; sanki bir gün hatta günün bir kısmı kadar olduğunu sanıyoruz. Çünkü bir azabın içerisindeyiz; aramızda o yılları olduğu gibi sayabilecek biri yok, bu yüzden sen bunu sayması mümkün olanlara, bunun üzerinde düşünmeye güç yetirebilecek olanlara sor!” şeklindedir. Anlamın “Kulların ömürlerini ve amellerini sayan meleklere sor.” şeklinde olduğu da söylenmiştir. الْعَٓادّ۪ينَ  (sayanlar) ifadesi  ألعادين (hadsiz saldırganlara) şeklinde şeddesiz de okunmuştur ki bu durumda anlam, “Zalimlere sor, onlar da bizim dediğimiz gibi diyeceklerdir.” şeklindedir. Yine,  ألعَدِيِّن  şeklinde de okunmuştur ki bu durumda da mana, “O uzun ömürlü kadim insanlara sor, onlar bile dünya hayatını az buluyorlar; diğerleri nasıldır, var düşün!” anlamındadır. İbni Abbas’ın “İki nefha arasında çektikleri azap onlara unutturmuştur” dediği nakledilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Mü'minûn Sûresi 114. Ayet

قَالَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَل۪يلاً لَوْ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ  ١١٤


Allah, şöyle der: “Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ buyurdu ki ق و ل
2 إِنْ
3 لَبِثْتُمْ kalmadınız ل ب ث
4 إِلَّا başka
5 قَلِيلًا az bir (zamandan) ق ل ل
6 لَوْ keşke
7 أَنَّكُمْ siz
8 كُنْتُمْ bilseydiniz ك و ن
9 تَعْلَمُونَ -mi sandınız? ع ل م

قَالَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَل۪يلاً لَوْ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli  اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَل۪يلاً ’dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اِنْ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  لَبِثْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. اِلَّا  hasr edatıdır.  قَل۪يلاً   zaman zarfı olup mahzuf mevsufun sıfatı olup fetha ile mansubdur. Takdiri;  لبثتم عددا قليلا من السنين (Birkaç yıl kaldınız) şeklindedir.  

لَوْ  gayr-i cazim şart harfidir. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel mahzuf olan  ثبت  fiilinin faili olarak mahallen merfûdur. 

لَوْ ’in cevabı mahzuftur. لعلمتم قلّة لبثكم (Kalışınızın az olduğunu bilirdiniz) şeklindedir.

أَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

كُمْ  muttasıl zamir  اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كُنتُم ’ün dahil olduğu isim cümlesi  اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. تَعْلَمُونَ  cümlesi, كُنْتُمْ ’ ün haberi olarak mahallen mansubdur. 

تَعْلَمُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mef’ûlun bihi mahzuftur. Takdiri, مقدار لبثكم. (kaldığınız zamanı) şeklindedir.

لَوْ  edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

قَالَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَل۪يلاً 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)   

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَل۪يلاً  cümlesi, mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Nefy harfi  اِنْ  ve istisna edatı  اِلَّا  ile oluşan kasr cümleyi tekid etmiştir. İki tekit hükmündeki kasr, fiille müteallıkı olan zaman zarfı arasındadır. لَبِثْتُمْ  maksûr/sıfat, قَل۪يلاً maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l- mevsûftur.


 لَوْ اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

 

Şart edatı  لَوْ ’in dahil olduğu cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Şart üslubunda gelen cümlede لَوْ , şart edatı, اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ  cümlesi şarttır. Şart cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. 

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu  اَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ  cümlesi, masdar tevili ile takdiri, ثبت  (Sabit oldu) olan mahzuf şart fiilinin failidir. Bu takdire göre şart cümlesi müsbet mazi fiil sıygasında, gelerek istikrar ve temekkün ifade etmiştir. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelam olan masdar-ı müevvel cümlesinde  اَنَّ ’nin haberi  كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ , nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَانَ ‘nin haberi olan تَعْلَمُونَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır. 

كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Şartın cevabı öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Takdiri;  لعلمتم قلّة لبثكم  (Kalışınızın az olduğunu anlardınız) olan cevabın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif, muhatabın muhayyilesini kısıtlamadan, serbestçe düşünebilmesini sağlamaktadır. 

Bu takdire göre şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

اَنَّكُمْ - كُنْتُمْ  kelimeleri arasında cinası-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ  ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 93)

كَانَ ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi ise durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103) 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَوْ  edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Mü'minûn Sûresi 115. Ayet

اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثاً وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ  ١١٥


“Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَفَحَسِبْتُمْ -mi sandınız ح س ب
2 أَنَّمَا bizim
3 خَلَقْنَاكُمْ sizi yarattığımızı خ ل ق
4 عَبَثًا boş yere ع ب ث
5 وَأَنَّكُمْ ve sizin
6 إِلَيْنَا bize
7 لَا asla
8 تُرْجَعُونَ döndürülmeyeceğinizi ر ج ع
nsanlığa hitap eden bu âyet, insanın sorumlu bir varlık olarak yaratılışının en veciz ifadesi olup, bu sorumluluğu onun aynı zamanda yüksek değerini de ifade eder. Çünkü diğer bütün canlılar yok olup giderken, yalnız insanoğlu ebedî yaşama imkânına sahip olacak, âyette işaret edildiği gibi bu da âhirette gerçekleşecektir.
 
 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 47

Abese عبث :  عَبَثٌ kişinin işine oyun karıştırmasıdır. Ayrıca sahih, hakiki ve uygun bir amacı olmayan şeye (oyuna) da عَبَثٌ denmiştir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de sülasi fiil formunda yalnızca 2 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli abestir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا

Fiil cümlesidir. Cümle, atıf harfi فَ ile mukadder istînâfa matuftur. Takdiri: غفلتم فحسبتم.. أو أتجاهلتم فحسبتم (Gafil oldunuz ve... mı sandınız? Ya da bilmediniz ve... mı sandınız?) şeklindedir.

Hemze istifham harfidir. حَسِبْتُمْ sükun üzere mebnî mâzî fiildir. Sanma anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir تُمْ fâil olarak mahallen merfûdur. أَنَّمَا ve masdar-ı müevvel, mef‘ûlü bih olarak mahallen mansubdur.

أَنَّمَا kâffe ve mekfûfedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki mâ-i kâffeden kasıt ise إِنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mâni olan مَا’dır.

خَلَقْنَا sükun üzere mebnî mâzî fiildir. Mütekellim zamir نَا fâil olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كُمْ mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَبَثًا hâl konumunda masdar olup fetha ile mansubdur.

Kalp fiilleri (iki mef‘ûl alan fiiller); bir mef‘ûl ile mânâsı tamamlanamayıp ikinci mef‘ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübteda ve haberi iki mef‘ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

  • Bilmek manasında olanlar: أَلْفَى - دَرَى - رَأَى - وَجَدَ - عَلِمَ
  • Sanmak manası ifade edenler: ظَنَّ - حَسِبَ - خَالَ - زَعَمَ - عَدَّ
  • Değiştirme manası ifade edenler: جَعَلَ - صَيَّرَ - اتَّخَذَ - رَدَّ - تَرَكَ

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen أَنَّ’lı ve أَنْ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef‘ûl kabul edilir. Bu fiiller üç şekilde gelebilir:

  1. İki mef‘ûl alanlar,
  2. İki mef‘ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar,
  3. İki mef‘ûlü hazf olanlar.

Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de câizdir. (Arapça Dilbilgisi – Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hâl; cümlede fâilin, mef‘ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin bağlandığı kelimeye “zî’l-hâl” veya “sâhibu’l-hâl” denir. Genelde hâl nekre, sâhibu’l-hâl marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “...erek, ...arak, ...dığı halde, iken” gibi çevrilir.

Sâhibu’l-hâl açık isim, zamir ya da müstetir (gizli) olabilir. Hal’i sâhibu’l-hâle bağlayan zamire rabıt zamiri denir; bu zamir açık, gizli veya hazf edilmiş olabilir.

Hâl sâhibine ya و (vav-ı hâliye), ya zamirle ya da her ikisiyle bağlanır. Hâl üçe ayrılır:

  1. Müfred hâl (müştak veya câmid),
  2. Cümle hâl (isim veya fiil cümlesi),
  3. Şibh-i cümle hâl (harf-i cerli veya zarflı isim).

Ayetteki عَبَثًا lafzı, müfred hâl formundadır. (Arapça Dilbilgisi – Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh hükümde ortaktır. İkisi arasında tertip (sıra) gerekmeyebilir. Vav atfında sıra anlamı şart değildir.

أَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb, haberini ref yapar; cümleye masdar anlamı verir.

كُمْ muttasıl zamir, أَنَّ’nın ismi olup mahallen mansubdur. إِلَيْنَا, تُرْجَعُونَ fiiline mütealliktir. لَا تُرْجَعُونَ cümlesi, أَنَّ’nın haberi olarak mahallen merfûdur.

لَا olumsuzluk (nefy) harfidir. تُرْجَعُونَ fiili نَ ile merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و’, naib-i fail olup mahallen merfûdur.

Meçhul fiil kullanılma nedenleri:

  • Fail bilinmiyorsa,
  • Fail gizlenmek isteniyorsa,
  • Fail zaten biliniyorsa,
  • Failin zikrine gerek yoksa,
  • Fiile vurgu yapılmak isteniyorsa.
(Arapça Dilbilgisi – Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثاً وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ

 

فَ  atıf, hemze, inkâri istifham harfidir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle, takdiri; أغفلتم  (Gaflet mi ettiniz) olan mukadder istînâfa matuftur.

Müspet muzari fiil sıygasında gelerek hûdus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen inkâr, taaccüp ve tevbih manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. İstifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

İstifham takrir ve tevbih içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) Tekid ve masdar harfi  اَنَّ  ’nin dahil olduğu  اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثاً  cümlesi, masdar teviliyle   حَسِبْتُمْ  fiilinin mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel cümlesinde, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtıdaî kelamdır. اَنَّمَا , kâffe ve mekfûfedir. اَنَّ  amel etmemiştir.

Önceki ayetteki gaib zamirden bu ayette söyleneceklerin önemine dikkat çekmek gayesiyle azamet zamirine iltifat edilmiştir.

خَلَقْنَاكُمْ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Hal olan  عَبَثاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.

Masdar ve tekid harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu  وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ  cümlesi, masdar tevilinde, önceki masdar-ı müevvele matuftur. Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  اِلَيْنَا , amili olan لَا تُرْجَعُونَ ’ye ihtimam için takdim edilmiştir. Müsned olan  لَا تُرْجَعُونَ cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtıdaî kelamdır.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Dönüşün Allah Teâlâya olduğu bildiren, [Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?.] ifadesine, “Gereken cezayı görmeyeceğinizi mi sandınız?” anlamı idmâc edilmiştir. Tehdit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı da vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.

تُرْجَعُونَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’ân-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

تُرْجَعُونَ  ibaresini cumhur ulema  ت  harfi dammeli,  ج  harfi fethalı olacak şekilde okumuş ve mana olarak Allah Teâlâ’nın onları öldükten sonra istemeseler de dirilterek zorla huzuruna getireceği yorumu yapılmıştır. Hamza ve el-Kisâî ise  ت  harfini fetha,  ج  harfini ise kesra ile  يَرْجِعُونَ  şeklinde okumuş ve bunun da isteseler de istemeseler de yani ya itaat ederek ya da zorla huzura getirilecekleri manasına geldiğini söylemiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadir Suresi 1)

عَبَثاً  ifadesi hal olup, “abesle iştigal ederek, boşu boşuna” anlamındadır. Tıpkı  لاعبين  [oyun oynarcasına] (Enbiya Suresi, 16) ifadesi gibidir. Ya da mef‘ûlun lehtir; anlam şöyledir: Sizi oyun olsun diye yaratmadık, bizi sizi yaratmaya sevk eden tek şey, bunu gerektiren bir hikmettir ki o da sizleri kul edinmemiz ve sizi zor itaatleri yerine getirmekle ve günahlardan kaçınmakla mükellef kılıp, sizi mükellefiyet diyarından mükâfat ve ceza diyarına döndürmek ve iyilik edenlere ödülünü, kötülük edenlere de cezasını vermektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mü'minûn Sûresi 116. Ayet

فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَر۪يمِ  ١١٦


Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. O’ndan başka hiç ilâh yoktur. O, şerefli ve yüce Arş’ın Rabbidir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَتَعَالَى pek yücedir ع ل و
2 اللَّهُ Allah
3 الْمَلِكُ mutlak hakim م ل ك
4 الْحَقُّ hak ح ق ق
5 لَا yoktur
6 إِلَٰهَ ilah ا ل ه
7 إِلَّا başka
8 هُوَ O’ndan
9 رَبُّ rabbidir ر ب ب
10 الْعَرْشِ Arş’ın ع ر ش
11 الْكَرِيمِ Kerim ك ر م

فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ 

 

Fiil cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir.  تَعَالَى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.  الْمَلِكُ  lafza-i celâl’in sıfatı olup damme ile merfûdur. الْحَقُّۚ  kelimesi  اللّٰهُ  lafza-i celâlin ikinci sıfatı olup damme ile merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette ikside müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَر۪يمِ

 

Cümle, اللّٰهُ  lafza-i celâlin hali olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. لَٓا  cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. 

اِلٰهَ  kelimesi  لَٓا ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. اِلَّا  istisna harfidir. لَٓا ’nın haberi mahzuftur. Takdiri;  موجود (vardır) şeklindedir. Munfasıl zamir  هُوَ  mahzuf haberin zamirinden bedeldir. 

رَبُّ  kelimesi  هُوَ  zamirinden bedel veya atf-ı beyandır. Aynı zamanda muzâftır. الْعَرْشِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  الْكَر۪يمِ  kelimesi  الْعَرْشِ ’nın sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْكَر۪يمِ , mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta surekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ 

 

فَ , istînâfiyyedir. Ayetin ilk cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Müsnedün ileyhin lafza-i celâlle gelmesi telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırma kastının yanında haberin önemini de vurgulamaktadır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهُ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Önceki azamet zamirden bu ayette Allah’ın yüce kudretine dikkat çekmek için Allah ismine geçişte, iltifat sanatı vardır. 

الْمَلِكُ  ve  الْحَقُّ  kelimeleri Allah lafzının iki sıfatı olarak merfûdur. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Sıfatlar arasına vav harfinin girmesi; mevsufun bu sıfatla kemal manada vasıflandığına ve sıfat ile mevsufun sanki ayrı şeyler olduğu ve bir araya getirildiğini ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Meani İlmi)

الْحَقُّ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.

تَعَالٰى ‘da istiare vardır. Bu kelimenin aslı  ألعلْوٌ  yani irtifadır. Yeryüzünde görünür şekilde açıkça yükselmektir. Allah’ın yüceliğinin görünür şekilde olduğu hakkında  ألعلْوٌ  istiare olmuştur. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fî Sûreti Meryem, s. 212) 

التَّعالِي  kelimesi  العُلُوِّ  kelimesinin mübalağasıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

المَلِكُ  kelimesinin  ال  ile marifeliği cins içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ [İşte mutlak hakim ve hak olan Allah, çok yücedir.] Bu kelam, Allah'ın zatını ve ilk hayat ile son hayatta kulların mükâfat ve cezalarını üstün ve erişilmez bir hikmetle yöneten şanını tazim etmektedir. Yani Allah zatı itibarıyla yücedir ve zatında, sıfatlarında, hallerinde ve fiillerinde yaratılmışlara benzemekten ve fiillerinin, hikmet ve maslahatların ve övgüye layık sonuçlardan bilgisiz olmaktan münezzehtir. O, başlangıçta da diriltmek ile öldürmek, cezalandırmak ve mükâfatlandırmak hususlarında da yegâne mutlak hak ve hakimdir; O'ndan başka her şey, O'nun mülkü ve hükümranlığının kahrı altındadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


 لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ رَبُّ الْعَرْشِ الْكَر۪يمِ

 

Ayetin fasılla gelen ikinci cümlesi, lafza-i celâlden hal-i müekkide olarak ıtnâbdır.  وَ ’la gelmeyen bu hal cümlesi hal sahibinin durumunu tekid ifade ettiği için fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Tekid edici halin başına  وَ  gelmez.

Cinsini nefyeden  لَٓا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olup faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Cinsini nefyeden  لَٓا ’nın haberi mahzuftur. Takdiri,  موجود (vardır) şeklindedir.

هُوَ , cinsini nefyeden  لَٓا  ’nın ismi olan  اِلٰهَ ’nin mahallinden veya  لَٓا ’nın mahzuf haberindeki zamirden bedeldir. Bedel, kapalı bir ifadeyi açmak, açık olanı kuvvetlendirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Nefiy harfi  لَاۤ  ve istisna harfi  اِلَّٓا  ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr cümleyi tekid etmiştir. 

Kasır, هُوَ  ile  لَاۤ ’nın ismi olan  إِلَـٰهَ  kelimesi arasındadır.  هُوَ  mevsûf/maksûrun aleyh,  اِلٰهَ  sıfat/maksûr olduğu için kasr-ı sıfat ale’l mevsuf hakiki kasrdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)  

Kasr-ı sıfat ale’l-mevsûf; zikredilen sıfatın bu mevsûftan başkasında bulunmadığının ifade edildiği şekildir. Ama bu mevsûfta başka vasıflar bulunabilir demektir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

رَبُّ الْعَرْشِ  izafeti,  هُوَ  zamirinden bedeldir. 

Veciz anlatım kastıyla gelen  رَبُّ الْعَرْشِ  izafetinde Rab isminin muzâfun ileyhi olan  الْعَرْشِ , şan ve şeref kazanmıştır.

الْعَرْشِ  için sıfat olan  الْكَر۪يمِ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

İradesi olan canlılara mahsus bir sıfat olan  الْكَر۪يمِ , cömert demektir. الْعَرْشِ ‘nin  الْكَر۪يمِ  ile sıfatlanması cansız bir şeyin şahsa benzetilmesi açısından istiaredir. Gayrı akil varlık, iradesi olan şahıs menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

اِلٰهَ - اللّٰهُ - رَبُّ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Önceki ayetteki,  خَلَقْنَاكُمْ  ve bu ayetteki  اللّٰهُ  kelimeleri arasında mütekellimden gaibe geçişte güzel bir iltifat sanatı vardır. 

Zamir yerine zahir isim gelerek, lafza-i celâlin, heybeti artırmak, zihne yerleştirmek, telezzüz ve teberrük için tekrarlanmasında iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayette ulûhiyet ve rubûbiyet ifade eden isimler bir arada zikredilmiş, Allah’tan başka Rab olmadığı vurgulanmıştır. Allah ve Rab isimlerinde tecrîd sanatı vardır.

Arş'ın “ الْكَر۪يمِ ” olarak vasıflandırılması, ya vahyin ve ezcümle Kur’an-ı Kerim yahut hayır, bereket ve rahmet oradan indiği içindir. Ya da en büyük kerem sahibi Allah'a nispet edildiği içindir. Bir kıraate göre ise الْكَر۪يمِ  kelimesinin harekesi, Rabbe sıfat olacak şekilde okunmuştur. Nitekim “Şerefli Arş'ın sahibidir.” ayeti de bu kabildendir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Surede, 99. ayetten bu ayete kadar olan bölüm, ahiret hayatına ayrılmış olup burada inkârcıların ahirette karşılaşacakları azap anlatılmaktadır. İnkârcıların suçlarını itiraf edip cehennemden çıkarılmayı talep edecekleri, fakat dünyada müminlere karşı onur kırıcı davranışlarının cezasının benzer şekilde kendilerine uygulanacağı belirtilmektedir.

Surenin bitimine işaret eden bu ayette berâat-i intihâ sanatı vardır. Berâat-i intihâ; son bölümde sözün bittiğine dair bir işaret bulunmasına denir.  

Bu ayet-i kerimede başta beyan edilen Allah’ın vahdaniyetinin delilleri, onun kudreti ve hikmeti manaları detaylandırılarak O’nun mülkünde hiç bir kusur veya noksanlığın olmadığı, kendisinin mutlak anlamda bir egemenliğe sahip olduğu ve mülkü üzerinde tam bir tasarruf ve nüfuza malik olduğu vurgulanmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Mü'minûn Sûresi 117. Ayet

وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَۙ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِه۪ۙ فَاِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ  ١١٧


Kim, hakkında hiçbir delili olmadığı hâlde Allah ile birlikte başka bir ilâha taparsa, onun hesabı ancak Rabbi katındadır. Şüphesiz kâfirler asla kurtuluşa eremezler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَنْ ve kim
2 يَدْعُ taparsa د ع و
3 مَعَ ile beraber
4 اللَّهِ Allah
5 إِلَٰهًا bir ilaha ا ل ه
6 اخَرَ başka ا خ ر
7 لَا bulunmayan
8 بُرْهَانَ hiçbir delil ب ر ه ن
9 لَهُ hakkında
10 بِهِ onun
11 فَإِنَّمَا şüphesiz
12 حِسَابُهُ onun hesabı ح س ب
13 عِنْدَ yanındadır ع ن د
14 رَبِّهِ Rabbinin ر ب ب
15 إِنَّهُ çünkü (o)
16 لَا asla
17 يُفْلِحُ iflah olmazlar ف ل ح
18 الْكَافِرُونَ kafirler ك ف ر

وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَۙ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِه۪ۙ فَاِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ 

 

وَ  istînâfiyyedir.  مَنْ  iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda  مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir. يَدْعُ  şart fiili olup, illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir.  مَعَ  mekân zarfı  اِلٰهاً ’nin mahzuf haline müteallik olup mahallen mansubdur.  اللّٰهِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. اِلٰهاً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اٰخَرَ  kelimesi  اِلٰهاً  sıfatı olup fetha ile mansubdur. 

لَا بُرْهَانَ لَهُ بِه۪  cümlesi itiraziyyedir. İsim cümlesidir. لَا cinsi nefyeden olumsuzluk harfidir. اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder.

بُرْهَانَ  kelimesi  لَا ’nın ismi olup fetha üzere mebni, mahallen mansubdur. لَهُ  car mecruru  لَا ’nın mahzuf haberine mütealliktir.  بِه۪ۙ  car mecruru mahzuf habere mütealliktir. 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. 

اِنَّمَا  kâffe ve mekfufedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki ma-i kâffeden kasıt ise  اِنَّ  harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mani olan  مَا  demektir. 

حِسَابُهُ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. عِنْدَ  mekân zarfı, mahzuf habere mütealliktir.  رَبِّه۪  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 


 اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

هُ  şan zamir  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ  cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahalen merfûdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يُفْلِحُ  damme ile merfû muzari fiildir. الْكَافِرُونَ  fail olup ref alameti  و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.  

Şan zamirleri: Müfred gaib ve gaibe (3. tekil şahıs zamiri)nde kendisine dikkat çekilmek istenen bir iş için kullanılır. İkisine birden iş zamiri denir.

Müzekkerine > zamiruş şan (هُوَ – هُ) Müennesine > zamirul kıssa (هِيَ – هَا)

Zamirler normalde kendinden önceki ismi açıklarken, zamiruş-şan/kıssa ise kendinden sonraki kısma dikkat çeker. Şan zamiri “Benden sonra bir cümle gelecek; gelecek olan o cümle çok önemli” mesajı verir. İş zamirleri 3’e ayrılır: Munfasıl (ayrı iş zamirleri >هُوَ – هِيَ) mübteda olarak kullanılır. Muttasıl (bitişik iş zamirleri >ىهُ – هَا) huruf-u müşebbehe bil fiil veya efali kulûb ile kullanılır. Mahzuf iş zamiri (hazfolmuş iş zamiri)  كَأَنَّ ، أَنَّ ، إنَّ ‘nin muhaffefleri olan كَأَنْ , أَنْ , إِنْ ’den sonra hazfedilmiş olarak gelir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُفْلِحُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  فلح ’dır. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

الْكَافِرُونَ , sülâsi mücerredi كفر  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَۙ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِه۪ۙ فَاِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ 

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubundaki terkipte şart cümlesi olan مَنْ يَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. Şart ismi  مَنْ  mübtedadır. Meczum muzari fiil sıygasındaki  يَدْعُ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهاً اٰخَرَۙ  cümlesi  مَنْ ’in haberidir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlesinde müsnedin müspet muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يَدْعُ  fiiline müteallik  مَعَ اللّٰهِ  car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.

يَدْعُ  fiilinin mef’ûlü olan  اِلٰهاً ’deki nekrelik, muayyen olmayan nev anlamındadır. Ayrıca tahkir ifade eder. 

اٰخَرَ  kelimesi  اِلٰهاً  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

İtiraziyye olan  لَا بُرْهَانَ لَهُ بِه۪  cümlesi, cinsini nefyeden  لَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.  بُرْهَانَ , cinsini nefyeden  لَا ’nın ismidir. Haberi ise mahzuftur. Haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv” ın Kullanımı)

فَ  karinesiyle gelen  فَاِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّه۪  cümlesi, şartın cevabıdır. Kasr edatı  اِنَّمَا  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

İki tekit hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır. حِسَابُهُ  mevsûf/maksur, mahzuf haber sıfat/maksurun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır. hesap gününde hesabın, sadece Allah Teâlâ’nın elinde olduğu tekitli bir şekilde bildirilmiştir.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mekan zarfı olan  عِنْدَ رَبِّه۪ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهُ  ve  رَبِّ  isimlerinin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Veciz ifade kastına matuf  عِنْدَ رَبِّه۪  izafetinde, Rab ismine muzâf olması sebebiyle  عِنْدَ  tazim edilmiştir. Allah ile birlikte başka bir ilâha tapan kişiye ait zamirin Rab ismine izafesi, onun, Allah’ın otoritesi, terbiyesi ve idaresi altında olduğunu haber verdiği gibi sapkınlıkta ne kadar ileri gittiğine de işaret eder. Ayrıca bu izafette Rabbin onun üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak manası vardır.

اِلٰهاً - اللّٰهِ - رَبِّه۪  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

اِنَّمَا  kasr edatı, siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. Muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. Bu edatla kasr, müspet siyakında gelir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بُرْهانَ لَهُ بِهِ  ifadesi  ومَن يَدْعُ مَعَ اللَّهِ إلَهًا آخَرَ  ifadesinden haldir ve buna  حالٌ لازِمَةٌ (Lazım hal) denir. Çünkü Allah ile birlikte başka bir ilâha tapmak, ancak delil ve burhandan yoksun bir şekilde gerçekleşebilir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

فَإنَّما حِسابُهُ عِنْدَ رَبِّهِ  ifadesindeki kasr, kasr-ı hakîkîdir ve bu ifade hesap gününün tekîdini ve o günkü hesabın yalnız ve yalnız Allah Teâlâ’nın elinde olduğu manasını içerir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Burada kasrın izafî olması da caizdir. Bu durumda Nebi aleyhisselamı yatıştırmak için gelmiştir. Öyle ki Allah Teâlâ  إنْ عَلَيْكَ إلّا البَلاغُ (Şûra Suresi, 48) ayetinde belirtildiği gibi O’na yalnızca tebliğ vazifesini yüklemiş, kâfirlerin inkârdaki ısrarları sebebiyle O’nu sorumlu tutmayacağını muhtelif ayetlerle beyan etmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Kur’an-ı Kerim’de şart ile cevabı arasına itiraziyye cümlesi girmesinin bir örneği de bu ayettir. Cinsini nefyeden لَا  ile mansub olan isim cümlesi olarak şart ile cevabı arasına gelmiştir. Eğer bu ayette geçen  مَنْ يَدْعُ  cümlesi şart cümlesi,  فَاِنَّمَا حِسَابُهُ عِنْدَ رَبِّه۪ۜ  cümlesi ise cevabı olarak kabul edilirse, bu durumda;  لَا بُرْهَانَ لَهُ بِه۪ۙ  cümlesi sıfat konumunda kabul edilir.

Bu ayette geçen  لَا بُرْهَانَ لَهُ بِه۪ۙ  cümlesiyle ilgili bir başka yorum ise bu cümlenin şart ile cevabı arasında itiraziyye cümlesi olduğudur. (Kanatbek Orozobekov, Arap Dilinde Cümle-i Mu’terize Ve Kur’an-ı Kerim’den Seçme Örnekler) 


 اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ

 

Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّهُ ’deki  هُ  şan zamiri olup  اِنَّ ’nin ismidir.

اِنَّ ’nin haberi olan  لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ  cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

İsim cümlesinde müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyh olan  الْكَافِرُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir.

Surenin  قَدْ أفْلَحَ المُؤْمِنُونَ  şeklinde müminlerin felahını bildiren ayet ile başlayıp  إنَّهُ لا يُفْلِحُ الكافِرُونَ  şeklinde kâfirlerin felah bulamayacakları bildiren ayetle hitama ermesinde reddü'l-acüz ale's-sadr sanatı vardır. 

Bu cümle önceki cümleyi pekiştirmek, daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla ona benzer manada gelmiş, tezyîl yoluyla yapılan ıtnâb sanatıdır.

Bu ayet ‘sözün bittiğine dair bir işaret bulunması’ şeklinde tarif edilen berâet-i intehâ sanatına örnektir.

 إنَّهُ لا يُفْلِحُ الكافِرُونَ  cümlesi tezyîldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, Kadir Suresi 1)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)  

Mercii olmayan şan zamiri, ancak  اِنَّ  ile gelir ve kelama zerafet kazandırır. Bilindiği gibi müennesine de kıssa zamiri denir. Bunların genel adı ise iş zamiridir. Müsnedün ileyh; şan zamiri olarak da gelebilir. Bu durumda, garabete delalet eder. Bu durumda muhatap bundan sonra gelen şeyi merak eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. Hükmü takviye demek; hükmü tekid etmek ve hükmün gerçeğe mutabık olduğunu ifade etmek demektir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu sure  أفْلَح الْمُؤْمِنُون  cümlesi ile başlamış,  اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ  cümlesi ile sona ermiş­tir ki her iki grup arasındaki farklılık ortaya çıksın. Başlangıç ile sonuç arasında ne kadar fark var! (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) Hüsn-i intihâ sanatı vardır. 

Mü'minûn Sûresi 118. Ayet

وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ  ١١٨


De ki: “Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقُلْ ve de ki ق و ل
2 رَبِّ Rabbim ر ب ب
3 اغْفِرْ bağışla غ ف ر
4 وَارْحَمْ ve acı ر ح م
5 وَأَنْتَ ve sen
6 خَيْرُ en hayırlısısın خ ي ر
7 الرَّاحِمِينَ acıyanların ر ح م

وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. 

Mekulü’l-kavli, nida ve cevabıdır.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

Nida harfi mahzuftur. Münada olan  رَبَّ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur.  Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı  اغْفِرْ وَارْحَمْ ‘dır.

اغْفِرْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. ارْحَمْ  atıf harfi  وَ ’la  اغْفِرْ ’e matuftur. 

ارْحَمْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. ارْحَمْ  atıf harfi  وَ ’la  اغْفِرْ ’e matuftur.

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Haliyye olması da caizdir. Munfasıl zamir  اَنْتَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الرَّاحِم۪ينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.  

الرَّاحِم۪ينَ , sülâsi mücerredi  رحم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

خَيْرُ ; ism-i tafdil kalıbıdır. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Ayette mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz.Peygamberdir.

Ayetin ilk cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  رَبِّ  cümlesi nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir. 

Münada konumundaki  رَبِّ  izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfın işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu izafet muzâfun ileyhe şan ve şeref kazandırmasının yanında, mütekellimin, Allah'ın rububiyet vasfına sığınma isteğine işarettir.

Nidanın cevabı olan  اغْفِرْ , emir üslubunda talebî inşaî isnaddır. 

Aynı üslupta gelen  وَارْحَمْ  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle makabline atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Ayetin sonunda müştakı zikredilen  ارْحَمْ  kelimesinde irsâd sanatı vardır.

Birbirine matuf her iki cümle de emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manası taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Ayetin mekulü’l-kavle dahil olan son cümlesi olan  وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ , makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Haber formunda gelmiş olmasına rağmen duaya dahil olan bu cümle mukteza-i zahirin hilafına olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Müsned olan  خَيْرُ  ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir. 

Müsnedin veciz ifade kastıyla gelen  خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ  şeklindeki izafet formu, müsnedün ileyhin de tazimine işaret eder. 

Bu izafet, mevsufun sıfatına izafesi babındandır. Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf  خَيْرُ الرَّاحِم۪ينَ  izafetinde, خَيْرُ  sıfat olmasına rağmen  الْمُنْزِل۪ينَ ‘nin önüne geçmiş ve mevsufuna muzâf olmuştur. ‘Hayırlı rahmet eden’, yerine [rahmet edenlerin en hayırlısı] buyrulmuştur. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

Muzâfun ileyh  الرَّاحِم۪ينَ  şeklinde ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

ارْحَمْ - لرَّاحِم۪ينَ kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır. 

اغْفِرْ - ارْحَمْ - خَيْرُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

اغْفِرْ  ve  ارْحَمْ  fiillerinin müteallikleri mahzuftur. Makam karinesiyle takdiri,  اغْفِرْ لِي وارْحَمْنِي (Beni bağışla, bana merhamet et.) şeklindedir. Emir üslubundaki mekulü’l-kavlin dua manasında olması, zımnî olarak icabet vaadini içerir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lâmı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delâleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)

“Ey Resulüm! De ki: “Rabbim! (ümmetimi) bağışla, onlara merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın. ”Bu ayet, mağfiret ve rahmet dilemenin, en önemli dini işlerden olduğunu bildirmektedir. Öyle ki geçmiş ve gelecek yanlışları bağışlanmış olan Peygambere (s.a.v) bile emredilmiştir. Şu halde diğerleri için ne kadar önemli olmaktadır! (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Kıyamet gününden korkutan ayetlerin akabinde bu şekilde dua son derece uygun olmuştur. Surenin bu son cümlesinde mütekellimin sözünü makama ve girişe uygun güzel bir şekilde tamamlaması şeklinde tarif edilen hüsn-i intihâ sanatı vardır. 

Kur’an’daki surelerin sonu bu sanatın en güzel örnekleridir. Kur’an surelerinin bitişi de girişi gibi beliğdir. Sureler o kadar güzel bir şekilde sona ermiştir ki muhatap artık başka bir şey duymak istemez. Sureler; dua-vasiyet, farzlar, tahmîd ve tehlil, öğüt, vaat ve vaîd gibi surede işlenen konuya uygun bir sözle sona erer. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Bedî’ İlmi)

Suredeki istisnasız bütün ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)

Günün Mesajı
Kurtuluşa erecek müminlerin mümtaz vasıflarıyla başlayan sûre, yine onlara kurtuluşun yollarını gösteren bir duâ ile sona ermektedir. O da imanla birlikte, merhametlilerin en merhametlisi olan Allah Teâlâ'dan mağfiret ve rahmet niyazıdır. Bu duâ mühimdir, çünkü insan hata ve günah işlemekten beri değildir. Günahlarla cennete girmek imkansız iken, günahları bağışlayacak olan da sadece Allah Teâlâdır. (Âli İmrân, 3/185) Bu sebeple daima istiğfar halinde bulunup O'ndan bizi bağışlamasını istememiz tavsiye edilmektedir. Diğer taraftan en büyük kurtuluş cennete girebilmektir. Cennet ise Cenâb-ı Hak'ın mümin kullarına en mühim rahmet tecellisidir. Hatta, ilâhi rahmet dünyada mü'min-kâfir herkesi kuşatmışken ahirette sadece müminlere rahmet edecektir Bu sebeple de ondan rahmet istememiz telkin edilmektedir.
Sayfadan Gönüle Düşenler

İnsan, tek başına günlük hayatın üzerinde düşününce, dünya hayatının geçiciliğine şahit olur. 

Bir yemek sofrası için; kimisi önden uzun hazırlıklar yapar, kimisi daha kısa sürede hazırlar. Kimisi çok çeşit ister, kimisi az ile yetinir. Sofraya oturunca, yemesi hazırlanmasından çok daha çabuktur. Oturanların; kimisi önüne konanın tadını çıkarırken, kimisinin aklı başka bir yemektedir, yediğinin tadını çıkaramaz. Kimisi doyacağı kadar yerken, kimisi yiyebileceğinden fazlasını alır, israf eder. Kimisi için beraber yediği insanlardan dolayı sofrada geçen süre bitmek bilmez, kimisi için zaman akar gider. Sofradan kalkanların kimisi şükürle kalkarken, kimisi memnuniyetsizdir. Ancak, öyle ya da böyle, yiyen herkesin karnı doymuştur. 

Bir de, sofradan kalktıktan sonra kenara çekildiğini düşünse. Tabağına aldığı her lokma, israf ettiği her zerre ve aynı sofraya oturmayı seçtiği her insan ile ilgili sorular sorulacağını bilse. Sofradaki her hali değişmez mi? 

Dünya hayatı da, yemek sofrası gibidir. Saatlerce hazırlandığı ya da kafasını yorduğu her an gelip geçer. İster şükrederek yaşasın, ister burun kıvırarak; ister elindekilerin değerini bilsin, ister sahip olmadıklarının peşinden koşsun dursun; ister karnı doymadan gözü doysun, ister gözü doymadan karnı doysun; o sofra bir gün toplanır ve herkes dağılır.

Allah, öyle muazzam bir dini seçmiş ki kulları için, insan hayatının her parçasına dokunmakta ve sınırlarıyla korumaya almakta. Öyle ki insan; yaşadığı her anın ve yaptığı her işin içinde, buradan hakikate varacağını hatırlasın. Dünyaya boşa gelmediğinin ve bir sofraya dahi boşa oturmadığının bilincinde olsun. Her anın içinde Rabbinin rızasını kazanma fırsatı olduğu müjdesiyle sevinsin. Ayağını denk alsın ve ebedi hayatını itina ve tevazu ile inşa etsin.

Ey her şeyimizin sahibi olan Allahım! Bizi; hakikati görenlerden ve iman edenlerden eyle. Rahmetin ile dünya üzerindeki zamanımızı hayırla ve bereketle harcayalım. Yaşadığımız her anı ve yaptığımız her işi; Senin rızanı kazanmak için bir fırsat olarak görelim ve değerlendirelim. Bizi; “Rabbimiz! Biz iman ettik; bizi affet. Bize acı. Sen merhametlilerin en hayırlısısın.” diyenlerle beraber eyle. Sana teslim olanlar ile alay edenlerle beraber olmaktan ve nefsani bir anın içinde kaybolup onlarla gülmekten Sana sığınırız. Bizi bağışla, bize merhamet et ve bizi yolunda dosdoğru tut Rabbim!

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji