اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثاً وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ ١١٥
Abese عبث : عَبَثٌ kişinin işine oyun karıştırmasıdır. Ayrıca sahih, hakiki ve uygun bir amacı olmayan şeye (oyuna) da عَبَثٌ denmiştir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de sülasi fiil formunda yalnızca 2 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli abestir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا
Fiil cümlesidir. Cümle, atıf harfi فَ ile mukadder istînâfa matuftur. Takdiri: غفلتم فحسبتم.. أو أتجاهلتم فحسبتم (Gafil oldunuz ve... mı sandınız? Ya da bilmediniz ve... mı sandınız?) şeklindedir.
Hemze istifham harfidir. حَسِبْتُمْ sükun üzere mebnî mâzî fiildir. Sanma anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir تُمْ fâil olarak mahallen merfûdur. أَنَّمَا ve masdar-ı müevvel, mef‘ûlü bih olarak mahallen mansubdur.
أَنَّمَا kâffe ve mekfûfedir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki mâ-i kâffeden kasıt ise إِنَّ harfinden sonra gelen ve onun amel etmesine mâni olan مَا’dır.
خَلَقْنَا sükun üzere mebnî mâzî fiildir. Mütekellim zamir نَا fâil olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كُمْ mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَبَثًا hâl konumunda masdar olup fetha ile mansubdur.
Kalp fiilleri (iki mef‘ûl alan fiiller); bir mef‘ûl ile mânâsı tamamlanamayıp ikinci mef‘ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübteda ve haberi iki mef‘ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen أَنَّ’lı ve أَنْ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef‘ûl kabul edilir. Bu fiiller üç şekilde gelebilir:
Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de câizdir. (Arapça Dilbilgisi – Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hâl; cümlede fâilin, mef‘ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. “Nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin bağlandığı kelimeye “zî’l-hâl” veya “sâhibu’l-hâl” denir. Genelde hâl nekre, sâhibu’l-hâl marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “...erek, ...arak, ...dığı halde, iken” gibi çevrilir.
Sâhibu’l-hâl açık isim, zamir ya da müstetir (gizli) olabilir. Hal’i sâhibu’l-hâle bağlayan zamire rabıt zamiri denir; bu zamir açık, gizli veya hazf edilmiş olabilir.
Hâl sâhibine ya و (vav-ı hâliye), ya zamirle ya da her ikisiyle bağlanır. Hâl üçe ayrılır:
Ayetteki عَبَثًا lafzı, müfred hâl formundadır. (Arapça Dilbilgisi – Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh hükümde ortaktır. İkisi arasında tertip (sıra) gerekmeyebilir. Vav atfında sıra anlamı şart değildir.
أَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb, haberini ref yapar; cümleye masdar anlamı verir.
كُمْ muttasıl zamir, أَنَّ’nın ismi olup mahallen mansubdur. إِلَيْنَا, تُرْجَعُونَ fiiline mütealliktir. لَا تُرْجَعُونَ cümlesi, أَنَّ’nın haberi olarak mahallen merfûdur.
لَا olumsuzluk (nefy) harfidir. تُرْجَعُونَ fiili نَ ile merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و’, naib-i fail olup mahallen merfûdur.
Meçhul fiil kullanılma nedenleri:
اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثاً وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ
فَ atıf, hemze, inkâri istifham harfidir. İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle, takdiri; أغفلتم (Gaflet mi ettiniz) olan mukadder istînâfa matuftur.
Müspet muzari fiil sıygasında gelerek hûdus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen inkâr, taaccüp ve tevbih manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. İstifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
İstifham takrir ve tevbih içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) Tekid ve masdar harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثاً cümlesi, masdar teviliyle حَسِبْتُمْ fiilinin mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel cümlesinde, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtıdaî kelamdır. اَنَّمَا , kâffe ve mekfûfedir. اَنَّ amel etmemiştir.
Önceki ayetteki gaib zamirden bu ayette söyleneceklerin önemine dikkat çekmek gayesiyle azamet zamirine iltifat edilmiştir.
خَلَقْنَاكُمْ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Hal olan عَبَثاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ cümlesi, masdar tevilinde, önceki masdar-ı müevvele matuftur. Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اِلَيْنَا , amili olan لَا تُرْجَعُونَ ’ye ihtimam için takdim edilmiştir. Müsned olan لَا تُرْجَعُونَ cümlesi, menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtıdaî kelamdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Dönüşün Allah Teâlâya olduğu bildiren, [Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?.] ifadesine, “Gereken cezayı görmeyeceğinizi mi sandınız?” anlamı idmâc edilmiştir. Tehdit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı da vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
تُرْجَعُونَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’ân-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
تُرْجَعُونَ ibaresini cumhur ulema ت harfi dammeli, ج harfi fethalı olacak şekilde okumuş ve mana olarak Allah Teâlâ’nın onları öldükten sonra istemeseler de dirilterek zorla huzuruna getireceği yorumu yapılmıştır. Hamza ve el-Kisâî ise ت harfini fetha, ج harfini ise kesra ile يَرْجِعُونَ şeklinde okumuş ve bunun da isteseler de istemeseler de yani ya itaat ederek ya da zorla huzura getirilecekleri manasına geldiğini söylemiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ , isim cümlesi ve isnadın tekrar etmesi sebebiyle üç katlı bir tekid ve yerine göre de tahsis ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. (Elmalılı, M.Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadir Suresi 1)
عَبَثاً ifadesi hal olup, “abesle iştigal ederek, boşu boşuna” anlamındadır. Tıpkı لاعبين [oyun oynarcasına] (Enbiya Suresi, 16) ifadesi gibidir. Ya da mef‘ûlun lehtir; anlam şöyledir: Sizi oyun olsun diye yaratmadık, bizi sizi yaratmaya sevk eden tek şey, bunu gerektiren bir hikmettir ki o da sizleri kul edinmemiz ve sizi zor itaatleri yerine getirmekle ve günahlardan kaçınmakla mükellef kılıp, sizi mükellefiyet diyarından mükâfat ve ceza diyarına döndürmek ve iyilik edenlere ödülünü, kötülük edenlere de cezasını vermektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)