وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ ٢٠
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
شَجَرَةً mahzuf fiilin mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. Takdiri; اَنْشَأْنَا (Yarattık) şeklindedir. تَخْرُجُ
cümlesi, شَجَرَةً ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur.
تَخْرُجُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. مِنْ طُورِ car mecruru تَخْرُجُ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. سَيْنَٓاءَ muzâfun ileyh olup, sonunda zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude olan isimlerden veya alem isim olduğundan gayri munsarifdir.
تَنْبُتُ cümlesi, تَخْرُجُ ‘deki failinin hali olarak mahallen mansubdur.
تَنْبُتُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. بِالدُّهْنِ car mecruru تَنْبُتُ fiiline mütealliktir. صِبْغٍ atıf harfi وَ ‘la makabline matuftur. لِلْاٰكِل۪ينَ car mecruru صِبْغٍ ‘nin mahzuf sıfatına müteallik olup, cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsarifa girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لْاٰكِل۪ينَ ; sülâsi mücerredi أكل olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki …فَاَنْشَأْنَا لَكُمْ بِه۪ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
شَجَرَةً mahzuf bir fiilin mef’ûlü olarak mansubdur. Takdiri; اَنْشَأْنَا (Yarattık) olan fiilin hazfı, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Bu takdire göre cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَٓاءَ cümlesi, شَجَرَةً için sıfattır. Nekre kelimelerden sonra gelen cümleler, o kelimenin sıfatı olurlar. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلْاٰكِل۪ينَ cümlesi, تَخْرُجُ ‘deki failden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
بِالدُّهْنِ car-mecruru ve temasül nedeniyle ona atfedilen وَصِبْغٍ , mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
بِالدُّهْنِ ve صِبْغٍ ‘deki nekrelik, nev, kesret ve tazim ifade eder.
لِلْاٰكِل۪ينَ kelimesi, صِبْغٍ ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
شَجَرَةً - طُورِ ve دُّهْنِ - صِبْغٍ - اٰكِل۪ينَ kelime grupları arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
شَجَرَةً [ağaç] kelimesi جَنَّاتٍ [bahçeler] kelimesine matuftur; mübteda olarak merfû da okunmuştur ki bu durumda anlamı, “Sizler için yaratılmış olanlardan biri de ağaçtır” olur.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
صِبْغٍ katığa ekmek bandırmak anlamına gelir. Söylendiğine göre, zeytin ağacı tufandan sonra yetişen ilk ağaç olup; Allah Teâlâ (Mübarek bir ağaçtan; zeytinden tutuşturulup yakılmaktadır.) [Nûr 24/35] ifadesinde bu ağacı ‘mübarek’ olarak nitelemiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
تَنْبُتُ kelimesinin mef’ûlü mahzuf olup, "Kendisinde yağı olan zeytinlerini bitirir" şeklindedir. Müfessirler şöyle demişlerdir: "Cenab-ı Hak, bu bitirme işini, zeytinler diğer yerlere oradan dağılıp yayıldığı ve büyük kısmı da orada bulunduğu için bu dağa nispet etmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayet-i kerîme’de geçen الدُّهْنِ kelimesinin başında bulunan بِ harf-i ceri birinci kıraate göre zait, ikinci kıraata göre ise müteaddi içindir. Bu da zeytin ağacıdır. Yine ayet-i kerîme’de geçen صِبْغٍ kelimesi الدُّهْنِ üzerine atıftır. Yani içine batırıldığında lokmaya renk veren bir katıktır ki, o da zeytin yağıdır. (Celâleyn Tefsiri)