فَذَرْهُمْ ف۪ي غَمْرَتِهِمْ حَتّٰى ح۪ينٍ ٥٤
فَذَرْهُمْ ف۪ي غَمْرَتِهِمْ حَتّٰى ح۪ينٍ
Fiil cümlesidir. فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن يفرحوا بما لديهم (Elinizdekiyle sevinirseniz) şeklindedir.
ذَرْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
ف۪ي غَمْرَتِهِمْ car mecruru ذَرْهُمْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. حَتّٰى ح۪ينٍ car mecruru ذَرْهُمْ fiiline mütealliktir.
فَذَرْهُمْ ف۪ي غَمْرَتِهِمْ حَتّٰى ح۪ينٍ
Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte فَ , takdiri إن يفرحوا بما لديهم (Eğer sahip olduklarından memnunlarsa) olan, mahzuf şartın cevabının başına gelmiş rabıta harfidir.
Mahzuf şartın cevap cümlesi olan فَذَرْهُمْ ف۪ي غَمْرَتِهِمْ حَتّٰى ح۪ينٍ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Ayette, mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamberdir.
Car-mecrurlar فَذَرْهُمْ fiiline mütealliktir.
Gaye ve cer harfi حَتّٰى ile mecrur olan ح۪ينٍ ‘deki nekrelik muayyen olmayan nev ifade eder.
Bu hitap Hz. Peygamberedir. Zamir, Mekke kâfirlerinden bahseder. حَتّٰى ح۪ينٍ ölünceye kadar onları böyle bırak demektir. Bu ayet, Resulullah (s.a.v) için bir teselli, müşrikler için ise bir tehdittir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsîr)
فَذَرْهُمْ ف۪ي غَمْرَتِهِمْ [Onları cehaletleri içinde bırak] cümlesinde latif istiare vardır. غَمْرَتِ kelimesinin asıl manası, kişiyi baştan ayağa ıslatan bol sudur. Kâfirlerin, içinde bulundukları cehalet ve sapıklık, istiare yoluyla, insanı tepeden tırnağa ıslatan bol suya benzetilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsîr)
Onları dalgınlıkları içinde bırak, cahillikleri içinde, ibaresinde cahillikleri onları oyalayan suya benzetmiştir, çünkü onun içine dalmışlardır. Ya da oynamaktadırlar. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
غَمْرَتِ , insanın boyunu aşan su demektir. Buna göre, sanki onların içinde bulundukları cehalet ve şaşkınlıkları, akıllarını aşan ve boğan bir şey gibi olmuş olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)