فَـتَقَطَّـعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُراًۜ كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ ٥٣
Hazebe حزب : حِزْبٌ sertliği/gücü olan insan topluluğudur. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de isim formunda 20 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli hiziptir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
فَـتَقَطَّـعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُراًۜ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. تَقَطَّـعُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اَمْرَهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بَيْنَ mekân zarfı تَقَطَّـعُٓوا fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. زُبُراً kelimesi تَقَطَّـعُٓوا ‘deki failin hali olup fetha ile mansubdur.
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَقَطَّـعُٓوا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi قطع ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüp (sakınma) ve talep anlamları katar.
كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
İsim cümlesidir. كُلُّ mübteda olup damme ile merfûdur. حِزْبٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مَا müşterek ism-i mevsûl, بِ harf-i ceriyle فَرِحُونَ ‘ye mütealliktir.
لَدَيْهِمْ mekân zarfı, mahzuf sılaya mütealliktir. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. فَرِحُونَ haber olup, ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
فَـتَقَطَّـعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُراًۜ
فَ , istînâfiyyedir. Cümle, müspet mazi fiil sıygasındaki cümle faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)
زُبُراًۜ fiilin failinden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
اُمَّتُكُمْ ve اَمْرَهُمْ kelimeleri arasında muhataptan gaibe geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır.
ـتَقَطَّـعُٓوا fiili تفعّل babında mazi fiildir. تفعّل babında tekellüf ve mübalağa vardır. Bu babın fiile kattığı anlamların bazıları mutavaat, tekellüf, ittihaz, talep, tecennüp (sakınma) dır.
زُبُراً şeklinde okunmuştur. Bu kelime زبور ’un çoğuludur, yani farklı kitaplara bölündüler, dinlerini farklı dinler haline getirdiler anlamındadır. Yine زُبُراًۜ (parçalar halinde) şeklinde de okunmuştur. Bu durumda gümüş ve demir kütleleri anlamındaki زبر ’den istiare olarak kullanılmış olur. Yine ب tahfif edilerek -tıpkı رُسُل kelimesinin rüsl / رُسل olarak okunmasında olduğu gibi زُبراًۜ şeklinde de okunmuştur. Anlam, ‘’Dinlerini parçalara ayırıp ihtilafa düşen bu fırkalardan her biri kendi batılı ile sevinç duymakta, nefsi onunla mutmain olmakta, onun hak olduğuna inanmaktadır’’ şeklindedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا , amili olan haber فَرِحُونَ ‘ye ihtimam için takdim edilmiştir.
Mevsûlün müphem yapısı nedeniyle her zaman onu takip eden sılası, mahzuftur. لَدَيْهِمْ , bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Muzâfun ileyh olan حِزْبٍ ’deki nekrelik, kesret ifade eder.
فَرِحُونَ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)