Mü'minûn Sûresi 78. Ayet

وَهُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْشَاَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ قَل۪يلاً مَا تَشْكُرُونَ  ٧٨

Hâlbuki O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri yaratandır. Ne kadar az şükrediyorsunuz!
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَهُوَ ve O’dur
2 الَّذِي
3 أَنْشَأَ inşa eden ن ش ا
4 لَكُمُ sizin için
5 السَّمْعَ kulağı س م ع
6 وَالْأَبْصَارَ ve gözleri ب ص ر
7 وَالْأَفْئِدَةَ ve gönülleri ف ا د
8 قَلِيلًا az ق ل ل
9 مَا ne kadar
10 تَشْكُرُونَ şükrediyorsunuz ش ك ر
 
Allah’ın âyetleri üzerinde düşünecekleri yerde onlara karşı direnen, peygamberin bütün iyi niyetli ve özverili çabalarına rağmen inatla yanlış yolda giden, azgınlık ve sapkınlıkları içinde bocalayıp duran inkârcılar eleştirildikten sonra burada da muhatabın sağduyusuna hitap edilerek onu bu tür yanlış inanç ve tutumlardan kurtarmak maksadıyla Allah’ın birliğini ve gücünü yansıtan olgulardan üçüne değinilmektedir. Bunların ilki, insanın kendisini insan yapan bilgi yetenekleriyle donatılması, ikincisi insanoğlunun yeryüzünde yaratılıp türetilmesi, çoğaltılması, doğum-ölüm çizgisinde hayatın sürüp gitmesi, üçüncüsü de gece-gündüz değişimidir. Bu kanıtların ilki bilgi olayına, ikincisi insanın biyolojik ve antropolojik gelişmesine, üçüncüsü de kozmolojiye dairdir. Bunların en önemlisi bilgi konusu olduğu için Allah’ın insana bu konudaki lutfu en başta hatırlatılmış, bundan dolayı O’na şükretmek gerektiğine işaret edilmiştir. Kuşkusuz buradaki şükrün anlamı, insana bilme gücü veren kudreti tanıyıp bilgi vasıtalarını ve güçlerini, O’nun iradesi yönünde, amacına en uygun ve en verimli bir şekilde kullanma anlamına gelir. 80. âyetin sonundaki “Artık aklınızı kullanmayacak mısınız?” şeklindeki ifade de bunu göstermektedir.
 
  Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 39
 

وَهُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْشَاَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ 

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. Müfred müşterek has ism-i mevsûl  الَّـذ۪ٓي  mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اَنْشَاَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

Fiil cümlesidir. اَنْشَاَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. لَكُمُ  car mecruru  اَنْشَاَ  fiiline mütealliktir.  السَّمْعَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. الْاَبْصَارَ  atıf harfi و ‘la makabline matuftur.  الْاَفْـِٔدَةَ  atıf harfi و ‘la makabline matuftur.

اَنْشَاَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  نشأ ’dir.

İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. 

 

قَل۪يلاً مَا تَشْكُرُونَ

 

قَل۪يلاً  masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Takdiri; تشكرون شكرا قليلا (Biraz şükürle teşekkür ederler.) şeklindedir. مَا  harfi zaid olup azlığı tekid eder. 

تَشْكُرُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

قَل۪يلاً ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır.  “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

 

وَهُوَ الَّـذ۪ٓي اَنْشَاَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَۜ 

وَ , istînâfiyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle kasrla tekid edilmiştir. 

هُوَ  mübteda,  الَّذ۪ي  haberdir. Müsnedin ism-i mevsûlle gelmesi, bahsin önemini vurgulamak, tazim ve gelen habere dikkat çekmek içindir.

Cümlenin iki rüknünün de marife olması kasr ifade etmiştir. İki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. هُوَ , maksûr/ mevsûf, الَّذ۪ٓي , maksurun aleyh/sıfat, olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir.

Bu kasr ifrad veya kalb kasrıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Haber olarak gelen müfred müzekker has ism-i mevsûlün sıla cümlesi olan  اَنْشَاَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اَنْشَاَ  fiiline müteallik  لَكُمُ  car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûllere takdim edilmiştir.

Önceki ayetteki gaybdan bu ayette hitap üslubuna geçişte, söylenecek şeyin kıymetine dikkat çekme kastıyla gelen iltifat sanatı vardır. 

Faydaları büyük olan bu üç nimet zikredilerek tağlib yoluyla bütün nimetler kastedilmiştir.

Ayette ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Allah’ın insanlar için yarattığı çeşitli nimetlerini bildiren ayette aynı zamanda onun yüce kudretine dikkat çekme kastı vardır.

Cümlede cem' ma’at-taksim sanatı vardır. اَنْشَا ‘de cem edilenler, السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَالْاَفْـِٔدَةَ  şeklinde taksim edilmiştir.

السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ [Kulak ve gözler] ibaresinde kulak tekil, göz ise çoğul olarak gelmiştir. Bu, tefennun (çeşitleme) sanatıdır. Bu, Kur’an’da her zaman böyle kullanılmıştır. Beyinde iki tane görme merkezi, ama bir tane işitme merkezi vardır. İman açısından kulağın tek bir fonksiyonu vardır, o da vahyi işitmektir. Ama gözlere gelen sayısız delil vardır. Bu üç haslet bir arada kullanılarak imana erme gerçekleşir. Kalplerin mühürlenmesi, işitme ve görme duyularının alınmasının tefsiri de olabilir. Zira işitmek ve görmek, kalbe giden iki yoldur. İdrak konusu olan şeyler o iki yoldan kalbe ulaşır. Bu itibarla o iki duyunun alınması, kalp yolunun tamamen kapanması demektir. Zaten onların, kalbin mühürlenmesinden önce zikredilmesinin sırrı da budur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Enam/46)

السَّمْعَ - الْاَبْصَارَ - الْاَفْـِٔدَةَۜ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı sanatı vardır.


قَل۪يلاً مَا تَشْكُرُونَ

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Cümlede takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  قَل۪يلاً , mahzuf mukaddem mef’ûlü mutlakın sıfatıdır. Cümlenin takdiri  تشكرون شكرا قليلا   (Az bir şükürle şükrediyorsunuz) şeklindedir.

Bu takdire göre cümle, mef’ûlü mutlak ve zaid harf  مَا  ile tekid edilmiş müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber inkârî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

قَل۪يلا  keli­mesinin nekre olarak gelmesi azlık ifade etmek içindir. Cümledeki  مَا  edatı, bu belirsizlikten çıkan azlık manasını pekiştirmektedir. Bu, şükretmemekten kinayedir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsîr)

Kulak, göz ve kalp verdiğini bildirerek Hak Teâlâ, bu üç uzvu özellikle zikretmiştir. Çünkü istidlal, bunlarla yapılır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Allah (c.c), sizin kâinat ayetleri ile vahiy ayetlerini görmeniz için kulaklarınızı ve gözlerinizi ve gördüklerinizi tefekkür edip gereği gibi ibret almanız için de kalplerinizi yaratandır. Siz bu büyük nimetlere şükür sayılmayacak kadar ne de az şükrediyorsunuz! Zira şükürde esas olan, haddi zatında büyük nimetler olan bu güçleri, yaratılış gayesine uygun olarak kullanmaktır. Siz ise, bunu çok ihlal ediyorsunuz. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)