Mü'minûn Sûresi 77. Ayet

حَتّٰٓى اِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَاباً ذَا عَذَابٍ شَد۪يدٍ اِذَا هُمْ ف۪يهِ مُبْلِسُونَ۟  ٧٧

Sonunda onlara şiddetli bir azap kapısı açtığımızda bir de bakarsın onun içinde ümitsizliğe düşüvereceklerdir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 حَتَّىٰ nihayet
2 إِذَا zaman
3 فَتَحْنَا açtığımız ف ت ح
4 عَلَيْهِمْ üzerlerine
5 بَابًا kapısı ب و ب
6 ذَا
7 عَذَابٍ bir azab ع ذ ب
8 شَدِيدٍ şiddetli ش د د
9 إِذَا derhal
10 هُمْ onlar
11 فِيهِ O’nun içinde
12 مُبْلِسُونَ şaşkın ve umutsuz kalırlar ب ل س
 
Bu ifadelerden, Hz. Peygamber’in peygamberlik görevi için bir karşılık talep etmiş olabileceği hatıra gelmemelidir. Resûlullah’a hitap eden âyetin anlatmak istediği şudur: Sen onlardan bir ücret mi istiyorsun ki kendilerine Allah’ın âyetlerini okuduğunda dönüp gidiyorlar! Böyle bir durum yok; çünkü görevini yapmanın karşılığı olarak Allah seni daha iyisi ile ödüllendirecektir. Senin tek amacın, onları “dosdoğru bir yol”a yani İslâm’a çağırmaktır. Fakat Resûlullah’ın bütün çabalarına rağmen Mekke putperestleri doğru inanca ve yaşayışa götüren yoldan sapıyorlardı. 74. âyetten, bu sapmanın önemli bir sebebinin âhiret hayatını inkâr etmek olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü âhiret inancı kaçınılmaz olarak insanı sorumluluklarının idrakine varmaya zorlayacak, bu da onun nefsânî isteklerini, duygusal eğilimlerini aşarak din ve dünya hayatıyla ilgili konularda doğru kararlar vermesini, doğru hareket etmesini ve sonuçta sûrenin başında müminlerin nitelikleri olarak zikredilen davranışları sergileyerek kurtuluşa ermesini sağlayacaktır. Ancak 75. âyetin ifade ettiğine göre bu müşrikler inat ve inkâra öylesine saplanmışlar ki, Allah kendilerine acıyıp da içine düştükleri kuraklık, kıtlık, can ve mal kaybı gibi sıkıntıları kaldıracak olsa yine de sapkınlık ve azgınlıkları içinde bocalayıp duracaklar, kendilerini kurtaran Allah’ın birliğini tanıyıp hükümlerine boyun eğme basiretini göstermeyeceklerdir. 76. âyete göre Allah Teâlâ’nın onları bu tür acılarla sıkıştırması da akıllarını başlarına almalarını sağlamamıştır. Fakat bir gün gelip de Allah onların üzerlerine “çok şiddetli bir azap kapısı açtığı zaman” akılları başlarına gelecek, ama iş işten geçtiği için tam bir şaşkınlık ve ümitsizlik içine düşeceklerdir. Bir yoruma göre “çok şiddetli azap”tan maksat, putperestlerin Bedir Savaşı’nda uğradıkları yenilgidir (Taberî, XVIII, 45); çünkü bu onların müslümanlar karşısındaki ilk yenilgileriydi. Bu savaşta bazıları öldürülmüş; kalanlar için de müslümanlara karşı zulüm ve haksızlık yapma dönemi son bulmuş, bocalama ve gerileme dönemi başlamıştır. Buradaki “azap” ile âhiret azabının, Mekke’nin fethiyle uğradıkları büyük yenilginin veya kıtlık ve kuraklık gibi ekonomik felâketlerin kastedildiği de söylenmiştir (Şevkânî, III, 557). 
 

Feteha فتح :  فَتْحٌ kapalılık ve belirsizliği gidermektir. Bu da iki kısma ayrılır: Birincisi, gözle görülebilen türden bir açmadır. Örneğin kapıyı açma, kilit, sürgü ve benzeri şeyleri açma gibi.. İkincisi, gamı, tasayı veya kederi kişinin üzerinden kaldırmak gibi basiretle görülebilen türden bir açmadır ki bu da çeşitli kısımlara ayrılır: İlki dünyevi meselelerle ilgilidir. Giderilen bir üzüntü ya da mal vs. türünden bir şey vererek izale edilen fakirlik gibi.. İkinci olarak kapalı olan ilimleri açmaktır.

 فاتِحَة sonrasının kendisiyle açıldığı her türlü şeyin başlangıcıdır. Nasr/1 ayetinde geçen فَتْحٌ kelimesi nusret, hüküm ve Yüce Allah'ın açtığı bilgiler anlamına gelebilir.

  Sülasi formdaki فَتَحَ fiili عَلى harfi ceri ile kullanıldığında bildirmek/haberdar etmek demektir. İftial babı formundaki şekli olan إفْتِتاحٌ  ise bir işe başlama anlamında kullanılır. İstif'al babındaki formu olan إسْتِفْتاحٌ ya gelince fetih veya hüküm talep etmektir. Son olarak مِفْتاحٌ bir şeyi açmada kullanılan araçtır. Çoğulu مَفاتِيحٌ şeklinde gelir. (Müfredat) 

 Kuran’ı Kerim’de türevleriyle 38 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri fetih, fatih, fettah, miftah, iftitah, fetha, Fatiha, siftah ve istiftahtır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

حَتّٰٓى اِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَاباً ذَا عَذَابٍ شَد۪يدٍ اِذَا هُمْ ف۪يهِ مُبْلِسُونَ۟

 

حَتّٰٓى  harfi ibtidaiyyedir. اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. فَتَحْنَا  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

فَتَحْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِمْ  car mecruru  فَتَحْنَا  fiiline mütealliktir.  بَاباً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

ذَا  kelimesi  بَاباً ‘ın sıfatı olup, harfle îrab olan beş isimden biri olarak nasb alameti eliftir. عَذَابٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  شَد۪يدٍ  kelimesi  عَذَابٍ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

اِذَا  mufacee harfidir. اِذَا , isim cümlesinin önüne geldiğinde “birdenbire, ansızın” manasında mufacee harfi olur.

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ف۪يهِ  car mecruru  مُبْلِسُونَ  ‘ye mütealliktir. مُبْلِسُونَ  mübtedanın haberi olup ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

حَتّٰٓى  edatı üç şekilde kullanılabilir: Harf-i cer olarak, başlangıç edatı olarak ve atıf edatı olarak. Ayette başlangıç edatı şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.  (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a) (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُبْلِسُونَ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

شَد۪يدٍ ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

حَتّٰٓى اِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَاباً ذَا عَذَابٍ شَد۪يدٍ اِذَا هُمْ ف۪يهِ مُبْلِسُونَ۟

 

Fasılla gelen ayette  حَتّٰٓى , ibtidaiyye, اِذَا , cümleye muzâf olan, şart manalı zaman zarfıdır. Müteallakı cevap cümlesidir. Şart üslubundaki terkipte, اِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumundaki  اِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَاباً  cümlesi, şarttır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَتَحْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Cümlede takdim-tehir sanatları vardır.  عَلَيْهِمْ  car-mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.  

ذَا عَذَابٍ  izafeti, mef’ûl olan  بَاباً  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı  sanatıdır. 

عَذَابٍ  için sıfat olan  شَد۪يدٍ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Burada  بابُ عَذابٍ (Azap kapısı) değil de بَاباً ذَا عَذَابٍ  buyurulmuştur. Çünkü ayette gelen  بَاباً ذَا عَذَابٍ  izafetinde, بَاب عَذابٍ (Azap kapısı) izafetinde olmayan şiddetli bir ifade vardır.

ذَا عَذَابٍ  izafetinde istiâre sanatı vardır. İradeli canlılara mahsus olan sahip olmak özelliği, azaba izafe  edilerek, azap bir şahsa benzetilmiştir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

فَتَحْ الباب  ifadesinde teşbih vardır. Kapı kapalı iken ansızın bir azap ile karşılaşma durumu temsil edilmiştir. Bu ifadenin hakikat manasında değil de mecaz olduğuna  وما كانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهم وأنْتَ فِيهِم  şeklindeki Enfal/33 ayeti delildir. ولَوْ دُخِلَتْ عَلَيْهِمْ مِن أقْطارِها  şeklindeki Ahzab/14 ayeti de bu anlamdadır. 

 فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَاباً ذَا عَذَابٍ شَد۪يدٍ  ifadesinde temsilî istiare sanatı vardır.

Burada insanların, kapıları kapalı iken evlerinin içinde selamet ve afiyet içindeki olma halleri, aniden düşmanlarının kapılarını kırarak girmeleri ile bir azapla karşı karşıya kalma hallerine benzetilmiştir. Şöyle de ifade etmek mümkündür; Onlara ceza verilme hali, içinde azap bulunan bir kapının açılmasıyla o azabın üzerlerine dökülme haline benzetilmiştir. وفارَ التَّنُّورُ  ayeti bunun gibidir. Şu söz de buna örnektir “Bardak falan kimsenin yaptıkları ile dolup taştı.” (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

بَاباً  ve  عَذَابٍ  kelimelerindeki nekrelik, tazim ve kesret içindir.

Bu azap, ahiret azabıdır. Nitekim kapının açılması ve şiddetli olmak ile vasıflandırılarak korkunç gösterilmesinden de anlaşılmaktadır. Onlar ahiret azabı görmeden önce dünyada öldürülmek, esir alınmak, açlık ve başka mihnetlere duçar oldukları halde, onlardan bir itaat yumuşaması ve İslam'a yönelme hiç görülmedi. Diğer bir görüşe göre ise, ayetteki kapıdan murat, açlıktır. Zira açlık, öldürülmek ve esir alınmaktan daha şiddetli ve umumîdir. Yani Biz, önce onları Bedir savaşında ileri gelenlerinin öldürülmeleri ve esir alınmaları azabı ile yakaladık; fakat onlardan yalvarma ve boyun eğme görülmedi. En son onların üzerine, daha ağır ve etkili olan açlık kapısını açınca, işte o zaman umutlarını kestiler; boyunları eğildi ve onların en azgınları ve en inatları, sana gelip af dilediler. Ancak isabetli olan, birinci görüştür. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Mufacee harfinin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi  اِذَا هُمْ ف۪يهِ مُبْلِسُونَ۟ , şartın cevabıdır. Faide-i haberi ibtidaî kelamdır. 

اِذَا , isim cümlesinin önüne geldiğinde müfacee harfidir. Aniden olan beklenmedik durumları ifade eder. Cümleye, “ansızın, bir de bakarsın ki hayret verici bir durum” anlamları katar.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  ف۪يهِ  car-mecruru, cümledeki önemine binaen müsned olan amili  مُبْلِسُونَ ‘ye takdim edilmiştir.

Müsned olan  مُبْلِسُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Ayette iki farklı görevdeki  اِذَا ’lar arasında tam cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

الإبْلاسُ , kurtuluştan tamamen ümidini kesmektir.  (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)