لَوْلَا جَٓاؤُ۫ عَلَيْهِ بِاَرْبَعَةِ شُهَدَٓاءَۚ فَاِذْ لَمْ يَأْتُوا بِالشُّهَدَٓاءِ فَاُو۬لٰٓئِكَ عِنْدَ اللّٰهِ هُمُ الْكَاذِبُونَ ١٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لَوْلَا | gerekmez miydi? |
|
| 2 | جَاءُوا | getirmeleri |
|
| 3 | عَلَيْهِ | ona |
|
| 4 | بِأَرْبَعَةِ | dört |
|
| 5 | شُهَدَاءَ | şahid |
|
| 6 | فَإِذْ | madem ki |
|
| 7 | لَمْ |
|
|
| 8 | يَأْتُوا | getirmediler |
|
| 9 | بِالشُّهَدَاءِ | şahidleri |
|
| 10 | فَأُولَٰئِكَ | o halde onlar |
|
| 11 | عِنْدَ | yanında |
|
| 12 | اللَّهِ | Allah |
|
| 13 | هُمُ | onlar |
|
| 14 | الْكَاذِبُونَ | yalancılardır |
|
لَوْلَا جَٓاؤُ۫ عَلَيْهِ بِاَرْبَعَةِ شُهَدَٓاءَۚ
لَوْلَٓا cezmetmeyen şart edatıdır. Tahdid için هلا yani “Değil mi?” manasındadır.
Fiil cümlesidir. جَٓاؤُ۫ damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِ car mecruru جَٓاؤُ۫ fiiline mütealliktir. بِاَرْبَعَةِ car mecruru جَٓاؤُ۫ fiiline mütealliktir.
شُهَدَٓاءَ muzâfun ileyh olup cer alameti fethadır. شُهَدَٓاءَۚ kelimesi sonunda zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude isimlerden olduğu için gayri munsariftir.
لَوْلَٓا şart ilişkisi kurar. Şart olan olumsuz durum dolayısıyla cevabın bulunmadığını ifade eder. Türkçeye: ‘’olmasaydı, olmamış olsa, …meseydi’’ şeklinde tercüme edilmektedir. Gerçekleşmiş bir fiil ile gerçekleşmemiş bir fiil arasında ayrılmazlık ilişkisi (sebep-sonuç) kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
لَوْلَا kelimesi bir şeyin mevcudiyetinden dolayı imtina harfi olur. İsim cümlesine dahil olur. Şayet müspet mana taşıyorsa cevabı, önünde ل bulunan fiil olarak gelir. Saffat Suresi, 143-144. ayetleri buna örnektir. Şayet fiil menfi mana taşıyorsa cevabı ل ’sız gelir. Nur Suresi 21. ayet buna misaldir. (Suyuti, İtkan)
3 ile 10 arası sayıların temyizinde, önce sayı, sonra temyiz gelir. Sayı muzaf, temyiz muzafun ileyh olur. Muzafun harekesi cümledeki konumuna göre değişir. Muzafun ileyh daima mecrurdur. Bu yüzden sayı muzaf olduğu için cümledeki konumuna göre irabını alır, temyiz muzafun ileyh olduğu için daima mecrurdur. Temyiz çoğul ve belirsiz olur. Sayı ile temyiz cinsiyet yönünden birbirinin zıttı olur. (Temyiz çoğul olduğu için eril veya dişil olduğunu anlamak için tekiline bakılır.) (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاِذْ لَمْ يَأْتُوا بِالشُّهَدَٓاءِ
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذْ zaman zarfı mahzuf fiile mütealliktir. Takdiri; كذبوا (yalanladılar) şeklindedir. لَمْ يَأْتُوا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
يَأْتُوا fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِالشُّهَدَٓاءِ car mecruru يَأْتُوا fiiline mütealliktir.
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاُو۬لٰٓئِكَ عِنْدَ اللّٰهِ هُمُ الْكَاذِبُونَ
İsim cümlesidir. فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. عِنْدَ zaman zarfı الْكَاذِبُونَ ’ye mütealliktir. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. هُمُ fasıl zamiridir. الْكَاذِبُونَ mübtedanın haberi olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Veya munfasıl zamir هُمُ ikinci mübteda olarak mahallen merfûdur. الْكَاذِبُونَ haberi olup ref alameti و ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. Veya هُمُ الْكَاذِبُونَ cümlesi, işaret isminin haberi olarak mahallen merfûdur.
الْكَاذِبُونَ ; sülâsi mücerredi كذب olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَوْلَا جَٓاؤُ۫ عَلَيْهِ بِاَرْبَعَةِ شُهَدَٓاءَۚ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Tahdid harfi لَوْلَٓا ’nın dahil olduğu, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)
لَوْلَٓا , bu cümlede tahdid (تحضيض ) ifade eder. هلا “Değil mi?” manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لَوْلَٓا ‘-meli/-malı, değil mi? ...olsaydı ya’ anlamına gelir. Bu tahdid (bir şeyin yapılmasını sertçe istemek) manasındadır. Bu mana sözün gelişinden anlaşılır. Bu harften sonra fiil gelir.
لَوْ harfinin geldiği cümlelerde hem şart hem de ceza fiili mazi olur. Ancak bir nükte için muzariye de dahil olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَوۡ , muzari fiilin başına gelince teşvik, mazinin başına gelince kınama manası ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 5/63)
لَوْلاَ ‘meli/malı, değil mi, ...olsaydı ya’ manasında tahdid ilişkisi kurar. Muzariden önce teşvik, maziden önce kınama ve nedamet (pişmanlık) ifade eden bir edattır. Tahdid kelime olarak ‘teşvik’ anlamına gelse de terim olarak ‘bir işin yapılmasını ve onda gevşeklik gösterilmemesini şiddetle ve sertçe istemektir.’ Arz kelimesinde olduğu gibi yumuşaklık söz konusu değildir. (Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler (Doktora Tezi) Abdullah Hacıbekiroğlu)
Ayetin başındaki لَوْلَٓا , burada “Değil miydi?” anlamında olup kendisinden sonra bir fiil geldiğinde bu manada kullanılması çoktur. Bu mesela, لَوْلَٓا اَخَّرْتَنَٓا اِلٰٓى اَجَلٍ قَر۪يبٍۜ [Bize yakın zamana kadar geciktirmeli değil miydin? (Nisa Suresi, 77)] ve فَلَوْلَا كَانَتْ قَرْيَةٌ اٰمَنَتْ فَنَفَعَهَٓا ا۪يمَانُهَٓا [İman edip de bu imanı kendisine fayda vermiş bir memleket bulunsaydı ya!] (Yunus Suresi, 98) ayetlerinde olduğu gibi. Ama bunun peşinden isim geldiğinde, bu manaya gelmez. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
لَوْلَا جَٓاؤُ۫ عَلَيْهِ بِاَرْبَعَةِ شُهَدَٓاءَۚ [Ona dört şahit getirselerdi ya!] cümlesinde teşvik vardır. Maksat, kınama ve azarlamadır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Bundan önce iftiracılardan işittikleri وَقَالُوا هٰذَٓا اِفْكٌ مُب۪ينٌ [Bu, apaçık bir bühtandır.] sözleriyle tekzip edildikten ve bunu söylemediklerinden dolayı tevbih edildikten sonra bu kelam da, ya söylenmesi teşvik edilen sözlere dahil olup dinleyenleri, iftiracıları susturmaya veya tekzip etmeye teşvik etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
فَاِذْ لَمْ يَأْتُوا بِالشُّهَدَٓاءِ فَاُو۬لٰٓئِكَ عِنْدَ اللّٰهِ هُمُ الْكَاذِبُونَ
فَ atıf harfi, اِذْ şart manası taşıyan zaman zarfıdır. Takdiri كذبوا (Yalanladılar.) olan müteallakının hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Menfî muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan لَمْ يَأْتُوا بِالشُّهَدَٓاءِ cümlesi اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır. Aynı zamanda şart cümlesidir.
Geldi anlamındaki اتى fiili, بِ harfiyle kullanıldığında getirdi manasına gelir. Harf-i cerin fiile mana kazandırması tazmin sanatıdır.
بِالشُّهَدَٓاءِ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
فَ karinesiyle gelen cevap hükmündeki فَاُو۬لٰٓئِكَ عِنْدَ اللّٰهِ هُمُ الْكَاذِبُونَ cümlesi, اِذْ ’nın cevabıdır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. اُو۬لٰٓئِكَ mübteda, هُمُ fasıl zamiri, الْكَاذِبُونَ haberdir.
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle gelerek onlara tekrar dikkat çekilmesi, işaret edilenleri tahkir, korkutmak ve söz konusu kişilerin kötü durumlarının mertebesinin çok derin olduğunu zımnen bildirmek içindir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mekan zarfı عِنْدَ ,önemine binaen müteallakı olan الْكَاذِبُونَ ’ye takdim edilmiştir.
Veciz anlatım kastıyla gelen عِنْدَ اللّٰهِ izafetinde lafza-i celâle muzâf olan عِنْدَ şan ve şeref kazanmıştır.
Ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması sebebiyle اللّٰهِ isminde tecrîd sanatı vardır.
Allah Teâlânın hükmünü yerine getirmeyenlerin zamir makamında zahir isim olarak الْكَاذِبُونَ şeklinde ifade edilmesi, onların fiilinin ne kadar çirkin olduğunu ifade etmek için yapılmış ıtnâb sanatıdır.
Fasıl zamiri ile tekit edilen cümlede, müsnedin الْ takısı ile gelmesi, kasr ifade etmiştir. Ayrıca bu vasfın onlarda kemâl derecede olduğunu belirtir.
İki tekit hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır. اُو۬لٰٓئِكَ mevsûf/maksur, الْكَاذِبُونَ sıfat/maksurun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır.
Haber olan الْكَاذِبُونَ ‘nin, ism-i fail kalıbıyla gelmesi durumun sübut ve devamlılığına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Kasr-ı mevsûf ale’s sıfat: Zikredilen mevsûfta, bu sıfattan başka bir sıfat olmadığını ifade etmektir. Ama bu sıfat başka mevsûflarda bulunabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
فَاُو۬لٰٓئِكَ عِنْدَ اللّٰهِ هُمُ الْكَاذِبُونَ ifadesindeki hasr sıygası mübalağa içindir. Sanki yalanlarındaki şiddet ve çirkinlik sebebiyle, onlardan başkası yalancı sayılmamıştır. Sanki onların mahiyeti yalancılıktan ibarettir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
هم zamiri, mübteda ile haberin arasına girdiği için “Îrabdan mahalli olmayan fasıl zamiri” olarak isimlendirilmiştir. Bu zamir tekid ifade eder. Pekiştirme dışındaki bir faydası da ihtisas ifade etmesidir. Böylece kendisinden sonra gelen kelime de sıfat değil haber olur.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden fasıl zamiri, isim cümlesi, takdim- tehir ve müsnedin harf-i tarifle marife gelmesi olmak üzere birden fazla tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
شُّهَدَٓاءِ ’nin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
شُّهَدَٓاءِ - كَاذِبُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
Bu kişilerin durumu üç şekilde tekid edilmiştir: Sübuta delalet eden isim cümlesi ile gelmiştir. Fasıl zamiri olan هم ile tekid edilmiştir. Müsned ve müsnedün ileyhin marife olmasıyla tekid edilmiştir. Bu da kasr ifade eder. Hüsran onlara kasredilmiştir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Garîbi Belâgati'l Kur'ani'l Kerim, Soru: 352)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)