Nûr Sûresi 26. Ayet

اَلْخَب۪يثَاتُ لِلْخَب۪يث۪ينَ وَالْخَب۪يثُونَ لِلْخَب۪يثَاتِۚ وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّب۪ينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِۚ اُو۬لٰٓئِكَ مُبَرَّؤُ۫نَ مِمَّا يَقُولُونَۜ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ۟  ٢٦

Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler de kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara lâyıktır. O temiz olanlar, iftiracıların söyledikleri şeylerden uzaktırlar. Onlar için bir bağışlanma ve bolca verilmiş iyi bir rızık vardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الْخَبِيثَاتُ kötü kadınlar خ ب ث
2 لِلْخَبِيثِينَ kötü erkeklere خ ب ث
3 وَالْخَبِيثُونَ kötü erkekler خ ب ث
4 لِلْخَبِيثَاتِ kötü kadınlara خ ب ث
5 وَالطَّيِّبَاتُ iyi kadınlar ط ي ب
6 لِلطَّيِّبِينَ iyi erkeklere ط ي ب
7 وَالطَّيِّبُونَ iyi erkekler ط ي ب
8 لِلطَّيِّبَاتِ iyi kadınlara ط ي ب
9 أُولَٰئِكَ bunlar
10 مُبَرَّءُونَ uzaktırlar ب ر ا
11 مِمَّا şeylerden
12 يَقُولُونَ onların söyledikleri ق و ل
13 لَهُمْ bunlara vardır
14 مَغْفِرَةٌ bir bağışlama غ ف ر
15 وَرِزْقٌ ve bir rızık ر ز ق
16 كَرِيمٌ cömertçe ك ر م
 
İyilerin iyilere ve iyiliklere, kötülerin de kötülere ve kötülüklere yakın, yatkın ve layık olduklarını ifade eden bu âyetin, daha önceki âyetler ile “onların (iftiracıların) söyledikleri kötülüklerle ilgileri yoktur” meâlindeki son cümlesi göz önüne alındığında, Hz. Âişe’ye yapılan iftira ile de ilgili olduğu görülmektedir. Bu iftirayı yapanlar ve onlara destek verenler ile erdemli mağdurların tabiat ve karakterleri karşılaştırılmakta, dolaylı yoldan erdemli mağdurlar teselli edilmektedir.
 
 Bu âyette iki önemli hususa işaret vardır: 1. İnsanlar kimlerle düşüp kalktıklarına dikkat etmelidirler. Dedikodu, gıybet, iftira eden, edepsizlik yapan, edepsizliği tabiileştirecek davranışlarda bulunan kimseler “pislerdir, ahlâksızlardır, kötülerdir”; onlarla düşüp kalkanlar da giderek onlara benzerler. 2. Hz. Peygamber Allah’ın sevgili kulu ve elçisi, ümmetin sevgi ve ahlâk rehberi, insanlığa rahmet müjdesi bir kâmil insandır. Onun eşlerinin de kendi ölçülerinde erdemli ve kâmil olmaları gerekir; Allah, resulünü ahlâksızlarla dost ve beraber olmaktan korumuştur. Bu gerçek de Hz. Âişe’nin yapılan iftiradan berî olduğuna bir başka kanıt olmaktadır.
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 64
 

اَلْخَب۪يثَاتُ لِلْخَب۪يث۪ينَ وَالْخَب۪يثُونَ لِلْخَب۪يثَاتِۚ وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّب۪ينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِۚ 

 

İsim cümlesidir.  اَلْخَب۪يثَاتُ  mübteda olup damme ile merfûdur.  لِلْخَب۪يث۪ينَ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.

الْخَب۪يثُونَ لِلْخَب۪يثَاتِۚ  ve  لطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّب۪ينَ  ve  الطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِ  kelimeleri atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. 

الطَّيِّبَاتُ - خَب۪يثَاتِۚ ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


اُو۬لٰٓئِكَ مُبَرَّؤُ۫نَ مِمَّا يَقُولُونَۜ 

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  اُو۬لٰٓئِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. مُبَرَّؤُ۫نَ  mübtedanın haberi olup, ref alameti  و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. مَا  masdariyyedir. مَا  ve masdar-ı müevvel,  مِنْ  harf-i ceriyle  مُبَرَّؤُ۫نَ ’ye mütealliktir. 

يَقُولُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

مُبَرَّؤُ۫نَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûludur. 

 لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ۟

 

İsim cümlesidir.  لَهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مَغْفِرَةٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.  رِزْقٌ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur.  كَر۪يمٌ  kelimesi  رِزْقٌ  ‘nun sıfatı olup damme ile merfûdur. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَر۪يمٌ ;sıfat-ı müşebbehedir. Benzeyen sıfat demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenilenen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu sureklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَلْخَب۪يثَاتُ لِلْخَب۪يث۪ينَ وَالْخَب۪يثُونَ لِلْخَب۪يثَاتِۚ وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّب۪ينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِۚ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  لِلْخَب۪يث۪ينَ  car mecruru, mahzuf habere mütealliktir.

Aynı üslupta gelerek makabline matuf olan  وَالْخَب۪يثُونَ لِلْخَب۪يثَاتِۚ وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّب۪ينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِۚ  cümlelerinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.

اَلْخَب۪يثَاتُ - لِلْخَب۪يث۪ينَ  ve  الْخَب۪يثُونَ - لِلْخَب۪يثَاتِۚ  ve  الطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّب۪ينَ ve  الطَّيِّبُونَ - لِلطَّيِّبَاتِۚ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

اَلْخَب۪يثَاتُ لِلْخَب۪يث۪ينَ وَالْخَب۪يثُونَ لِلْخَب۪يثَاتِ  cümleleriyle  وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّب۪ينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِ  cümleleri arasında mukabele sanatı vardır.

اَلْخَب۪يثَاتُ - وَالطَّيِّبَاتُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu kelam, insanlar arasında cari olan ilâhi sünneti beyan etmektedir. Şöyle ki Allah'ın görevli bir meleği vardır; bu melek, birbirlerine layık olanları birbirlerine sevk etmektedir. Yani kötü kadınlar, kötü erkeklere mahsustur; o kadınlar, başkasını değil, kötü erkekleri bulur. Kötü erkekler de kötü kadınları bulur; çünkü aynı sınıftan olmaları, onları birbirine cezbeder. Yine iyi kadınlar, başkasını değil, ancak iyi erkekleri bulur. İmdi Resulullah (s.a.v), iyilerin iyisi ve hayırlıların hayırlısı olduğuna göre bunun zorunlu bir sonucu olarak Hz. Aişe (r.a) de iyi kadınların en iyisi olduğu ve hakkında söylenen saçmalıkların tamamen haksız ve boş olduğu ortaya çıkmış olur. Nitekim “İşte o şerefli insanlar, iftiracıların söylediklerinden çok uzaktırlar.” kelamı da bu hakikati bildirmektedir. Nitekim bu işaret (İşte onlar), öncelikle Hz. Âişe'nin de dahil olduğu Ehl-i Beyti göstermektedir.

Bir diğer görüşe göre ise yani kötü sözler, kötü erkeklere ve kadınlara mahsustur; başkalarından sadır olmaz. Yine kötü erkeklerle kötü kadınlar, kötü sözleri sarf ederler. İyi sözler de iyi erkeklere ve iyi kadınlara mahsustur; başkasından sadır olmaz. İyi erkekler ve iyi kadınlar da iyi sözlerin ehlidirler; onlardan iyi sözlerden başka bir şey sadır olmaz. İşte o iyi insanlar, kötü insanların söyledikleri kötü sözlerden çok uzaktırlar; onlardan böyle sözler sadır olmaz. Bu görüşe göre, ayetin sonucu, “Sübhanallah! Bu, büyük bir bühtandır.” diyenleri tenzih etmektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


اُو۬لٰٓئِكَ مُبَرَّؤُ۫نَ مِمَّا يَقُولُونَۜ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyh, işaret ismi olarak gelmiştir. Müsnedün ileyhi bu şekilde işaret ismiyle marife kılmak, en güzel şekilde temyîz etmek içindir. Böylece muhatabın zihninde müsnedün ileyh daha iyi yerleşir. Muhatap, tarif edilen şeyi daha iyi tasavvur eder, daha iyi tanır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mecrur mahaldeki  مَا  müşterek ism-i mevsûlü,  مِنْ  harfiyle  مُبَرَّؤُ۫نَ ‘e mütealliktir. Sıla cümlesi يَقُولُونَ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

اُو۬لٰٓئِكَ (bunlar) ifadesi, iyilere ve bunların kötülerin söylediği kötü sözlerden uzak olduklarına işarettir. Bu ifade, Hz. Âişe ve onun nezahet ve temizlik hususundaki durumuna uygun düşmeyen sözlerden ona isnad edilenler için darbı mesel makamında cereyan eden bir kelamdır.  اُو۬لٰٓئِكَ ’nin Ehl-i Beyt’e ve bunların, iftiracıların söylediğinden uzak olduklarına işaret etmesi,  اَلْخَب۪يثَاتُ  ve  وَالطَّيِّبَاتُ  kelimeleriyle de kadınların kastedilmiş olması da caizdir yani adi kadınlar adi erkeklerle evlenir; adi erkekler de adi kadınlarla evlenirler. Nezihler de böyledir. (Yani onlar nezih erkeklerle nezih erkekler de onlarla evlenir.) (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)


لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَر۪يمٌ۟

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır.  لَهُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مَغْفِرَةٌ , muahhar mübtedadır. Mübtedanın ve ona matuf olan  رِزْقٌ  ’un nekre gelişi kesret ve tazim ifade eder. 

رِزْقٌ  ‘un sıfatı olan  كَر۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

Bu cümlenin  اُو۬لٰٓئِكَ ’nin ikinci haberi olması da caizdir.