Nûr Sûresi 42. Ayet

وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ  ٤٢

Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Dönüş de ancak Allah’adır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلِلَّهِ ve Allah’ındır
2 مُلْكُ mülkü م ل ك
3 السَّمَاوَاتِ göklerin س م و
4 وَالْأَرْضِ ve yerin ا ر ض
5 وَإِلَى ve
6 اللَّهِ Allah’adır
7 الْمَصِيرُ dönüş ص ي ر
 

وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  لِلّٰهِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مُلْكُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. السَّمٰوَاتِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. الْاَرْضِ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. 

 وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِلَى اللّٰهِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. الْمَص۪يرُ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.

 

وَلِلّٰهِ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki  وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır.  لِلّٰهِ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. 

مُلْكُ السَّمٰوَاتِ  izafeti, muahhar mübtedadır. Cümlede müsnedün ileyh izafetle marife oluşu, faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuftur.

Car mecrurun takdimi kasr ifade etmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) İki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. Tehir olması gereken bir unsurun takdim olması durumunda her zaman için maksûrun aleyh; takdîm olan kelimedir. Sonradan zikredilen lafız ise maksûrdur. مُلْكُ السَّمٰوَاتِ mevsûf/maksur, لِلّٰهِ  sıfat/maksurun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır.

Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda  كائِنٍ  benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113)

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

وَالْاَرْضِ  kelimesi, tezat sebebiyle muzâfun ileyh olan  السَّمٰوَاتِ ’ye matuftur.

السَّمٰوَاتِ ’den sonra  وَالْاَرْضِ ’ın zikredilmesi, umumdan sonra hususun zikredilmesi babında ıtnâb sanatıdır. Çünkü semavat, arza şamildir. 

السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.


 وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ

 

Ayetin fasılası olan  وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ , makabline hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  اِلَى اللّٰهِ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. الْمَص۪يرُ , muahhar mübtedadır.

Car mecrurun takdimi kasr ifade etmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr). İki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. الْمَص۪يرُ  mevsûf/maksur, اِلَى اللّٰهِ  sıfat/maksurun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır. 

Dönüşün sadece Allah’a olduğu, ondan başka bir dönüş merciinin olmadığı, kasır üslubuyla etkili bir şekilde ifade edilmiştir. Yani bütün insanların hepsinin varış yeri sadece ve sadece Allah’adır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. Zamir makamında ism-i celilin zahir olarak zikredilmesi, mehabeti artırmak, tehditte mübalağa ve hükmün illetini bildirmek içindir. Bu tekrarda iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Bu cümle ile ayetin içeriği arasındaki mükemmel uyum teşâbüh-i etrâf sanatının güzel bir örneğidir.