Nûr Sûresi 43. Ayet

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُزْج۪ي سَحَاباً ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَاماً فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ جِبَالٍ ف۪يهَا مِنْ بَرَدٍ فَيُص۪يبُ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَصْرِفُهُ عَنْ مَنْ يَشَٓاءُۜ يَكَادُ سَنَا بَرْقِه۪ يَذْهَبُ بِالْاَبْصَارِۜ  ٤٣

Görmez misin ki Allah, bulutları sevk eder. Sonra, onları kaynaştırıp üst üste yığar. Nihayet yağmurun, onların arasından yağdığını görürsün. O, gökten, oradaki dağ (gibi bulut)lardan dolu indirir de onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de geri çevirir. Bu bulutların şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alacak.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَلَمْ
2 تَرَ görmedin mi? ر ا ي
3 أَنَّ şüphesiz ki
4 اللَّهَ Allah
5 يُزْجِي sürer ز ج و
6 سَحَابًا bulutları س ح ب
7 ثُمَّ sonra
8 يُؤَلِّفُ birleştirir ا ل ف
9 بَيْنَهُ onların arasını ب ي ن
10 ثُمَّ sonra
11 يَجْعَلُهُ onları yığar (sıkıştırır) ج ع ل
12 رُكَامًا birbiri üstüne ر ك م
13 فَتَرَى sonra görürsün ر ا ي
14 الْوَدْقَ yağmurun و د ق
15 يَخْرُجُ çıktığını خ ر ج
16 مِنْ -ndan
17 خِلَالِهِ arası- خ ل ل
18 وَيُنَزِّلُ ve indirir ن ز ل
19 مِنَ -ten
20 السَّمَاءِ gök- س م و
21 مِنْ -dan
22 جِبَالٍ dağlar- ج ب ل
23 فِيهَا orada
24 مِنْ
25 بَرَدٍ bir dolu ب ر د
26 فَيُصِيبُ vurur ص و ب
27 بِهِ onunla
28 مَنْ
29 يَشَاءُ dilediğini ش ي ا
30 وَيَصْرِفُهُ ve onu öteye çevirir ص ر ف
31 عَنْ -nden
32 مَنْ
33 يَشَاءُ dilediği- ش ي ا
34 يَكَادُ neredeyse ك و د
35 سَنَا parıltısı س ن و
36 بَرْقِهِ şimşeğinin ب ر ق
37 يَذْهَبُ alır ذ ه ب
38 بِالْأَبْصَارِ gözleri ب ص ر
 

  Elefe الف : ألِفٌ alfabe harflerinden biridir. إلْفٌ uyum içinde bir araya gelme ve kaynaşmadır. Ülfet اُلْفَةٌ sözcüğü de buradan gelir. Kaynaşmış olana da ألِيفٌ denir. مُؤَلَّفٌ muhtelif parçalardan bir araya getirilmiş ve öne alınması gerekenlerin öne, arkaya alınması gerekenlerin de arkaya alındığı bir şekilde düzenlenmiş şeydir.

Kureyş suresindeki إيلافٌ sözcüğü anlaştı/uyuştu anlamına gelen آلَفَ fiilinin mastarıdır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle 22 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri elf(u selam), elif, ülfet, te'lif, müellif, îtilaf ve Elif'dir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُزْج۪ي سَحَاباً ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَاماً فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ 

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir.  لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. 

تَرَ  illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel, تَرَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir. اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اَنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. يُزْج۪ي  cümlesi, اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

يُزْج۪ي  fiili  ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. سَحَاباً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir.  يُؤَلِّفُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بَيْنَهُ  mekân zarfı,  يُؤَلِّفُ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. يَجْعَلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. رُكَاماً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَرَى  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الْوَدْقَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪  cümlesi,  الْوَدْقَ ’nin hali olup mahallen mansubdur.

يَخْرُجُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  مِنْ خِلَالِه۪  car mecruru  يَخْرُجُ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir surenin bulunduğunu gösterir.  Süre bakımından  فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُزْج۪ي  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  زجو ’dir.

İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. 

يُؤَلِّفُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi ألف ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


 وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ جِبَالٍ ف۪يهَا مِنْ بَرَدٍ فَيُص۪يبُ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَصْرِفُهُ عَنْ مَنْ يَشَٓاءُۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُنَزِّلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنَ السَّمَٓاءِ  car mecruru  يُنَزِّلُ  fiiline mütealliktir. مِنْ  ibtida-i gaye içindir. جِبَالٍ  car mecruru  يُنَزِّلُ  fiiline müteallik olup  السَّمَٓاءِ ‘dan bedel olup kesra ile mecrurdur.  ف۪يهَا مِنْ بَرَدٍ  cümlesi,  جِبَالٍ ’in sıfatı olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. ف۪يهَا  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مِنْ  harf-i ceri tebıziyyedir. مِنْ بَرَدٍ  car mecruru  يُنَزِّلُ  fiiline müteallik olup, bedel-i iştimâldlr. 

فَ  istînâfiyyedir.  يُص۪يبُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  بِه۪  car mecruru  يُص۪يبُ  fiiline mütealliktir. مَنْ  müşterek ism-i mevsûl mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَشَٓاءُ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.  

يَشَٓاءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. يَصْرِفُهُ  fiili ,atıf harfi و ’la makabline matuftur. 

يَصْرِفُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَنْ  müşterek ism-i mevsûl,  عَنْ  harf-i ceriyle  يَصْرِفُهُ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  يَشَٓاءُ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

يَشَٓاءُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’ dir. 

يُنَزِّلُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  نزل ’dir. 

يُص۪يبُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  صوب ‘dir.


يَكَادُ سَنَا بَرْقِه۪ يَذْهَبُ بِالْاَبْصَارِۜ

 

İsim cümlesidir. كَاد  mukarebe fiillerinden olup nakıs fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref, haberini nasbeder.

يَكَادُ  nakıs, damme ile merfû muzari fiildir. سَنَا  kelimesi,  يَكَادُ ’nun ismi olup elif üzere mukadder damme ile merfûdur. بَرْقِه۪  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. يَذْهَبُ بِالْاَبْصَارِ  cümlesi,  يَكَادُ ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.

يَذْهَبُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِالْاَبْصَارِ  car mecruru  يَذْهَبُ  fiiline mütealliktir.

Mukârebe (Yaklaşma) Fiilleri: Mübteda ve haberin başına gelerek nakıs fiiller gibi isim cümlesinin mübtedasını ismi, haberini ise haberi yaparlar. İsmini ref, haberini nasb ederler. Haberleri daima muzari fiil ile başlar. Bu fiiller -e yazdı, az kalsın … , neredeyse … , -mek üzereydi gibi manalara gelir. Bu fiillerden Kur’an’da sadece  كَادَ ’nin kullanımına rastlanılmıştır.  كَادَ  fiili tam fiil olarak da kullanılır. Bu durumda peşinden muzari fiil gelmez ve gerçek anlamı olan “tuzak kurdu, hile yaptı, aldattı” manalarına gelir. Bu şekilde geldiğinde normal fiil gibi amel eder. Yani fail ve meful alabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يُزْج۪ي سَحَاباً ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَاماً

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Menfî muzari fiil sıygasındaki cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Hemze, inkâri istifham anlamındadır. Yani böyle bir şey olamaz, görmemiş olman mümkün değil anlamındadır. İstifham üslubunda olmasına rağmen soru anlamı dışında, inkâr ve Allah’ın sonsuz güç ve kudretini görünür kılma amacı için gelen bu cümle, mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması sebebiyle tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Cümlede istiare sanatı vardır. Allah Teâlâ’nın ‘’görmedin mi?’’ uyarısıyla asıl amaç emir ve yasaklarını hatırlatmak ve yüce kudretini muhataba göstermektir. تَرَ , bilmek anlamak manasında müstear olmuştur. Zikredilen rüyet, kastedilen ise idraktir. Manevi bir durum, gözle görülen bir şey menziline konulmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

رأي  fiili iki mef’ûle müteaddi olan fiillerdendir. 

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ‘nin dahil olduğu  اَنَّ اللّٰهَ يُزْج۪ي سَحَاباً  cümlesi, masdar teviliyle  تَرَ  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يُزْج۪ي سَحَاباً  cümlesi  اَنَّ ’nin haberidir.

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. 

Birbirine matuf müteakip  ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ  ve  ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَاماً  cümleleri, aynı üslupla gelerek  اَنَّ ’nin haberi olan  يُزْج۪ي سَحَاباً  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mef’ûl konumundaki  رُكَاماً  ve  سَحَاباً ‘deki nekrelik nev ve kesret ifade eder.

يُزْج۪ي - يُؤَلِّفُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır. 

تَرَ  fiili aklî (manevi) bir durumla ilgili olup basiretle (hissî) ilgili değildir. İlim manasında rü’yet kelimesinin kullanılmasında, sebep müsebbep alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen rü’yet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Şöyle de ifade edilebilir; manevi, aklî ve görülmez olan bir anlatım, gözle görülen, canlı bir şey menziline konulmuştur. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi  Suret-i, Meryem 77. Ayetten Uyarlama, s. 307) 

Kur’an'da geçen أولم تر  ile ألم تر  arasındaki fark için, و  harfiyle gelen tabirin gözle görülen konularda olduğu, diğerinin ise aklî bir düşünceyle delil çıkarmak konularında kullanıldığı söylenmiştir.

أولم تر  tabirinin, hayatta misali çok görülen konularda kullanıldığı da söylenmiştir.

ألم تر  tabirinin de, çok rastlanmayan konularda kullanıldığı söylenmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, s. 329) 

Ayetteki görme, kalp görmesidir. Yani kalbinle idrak etmez misin ki, Allah (c.c) gökleri ve yeri hikmet ile ve yaratılması gerektiği şekilde yaratmıştır. O, dilerse sizi tamamen yok eder ve sizin yerinize, sizinle onlar arasında hiçbir alâka bulunmayan yepyeni bir halk yaratır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

 فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ 

 

 

 Cümle, atıf harfi  فَ  ile istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Inşâ üslubundan haber üslubuna, menfî sıygadan müspet sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪  cümlesi,  الْوَدْقَ ’dan hal olarak ıtnâbtır. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

خِلَالِه۪ - بَيْنَهُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

لَمْ تَرَ - تَرَى  kelimeleri arasında tıbâk-ı selb sanatı vardır.

فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِه۪ۚ  ifadesi de  فَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَۜ فَانْفَلَقَ  [Bunun üzerine Musa’ya: ‘Asan ile denize vur!’ diye vahyettik; derhal yarıldı. (Şuara Suresi, 63)] ayetinin ifadesi kabilinden olup fiilden sonra neticenin pek süratle hasıl olduğunu bildirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)


 وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ جِبَالٍ ف۪يهَا مِنْ بَرَدٍ فَيُص۪يبُ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَصْرِفُهُ عَنْ مَنْ يَشَٓاءُۜ 

 

Cümle, atıf harfi  وَ ’la,  يُزْج۪ي سَحَاباً  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

مِنْ جِبَالٍ , car mecruru, يُنَزِّلُ  fiiline müteallik olan  مِنَ السَّمَٓاءِ ’den bedeldir. Ayetteki ilk iki  مِنَ  ibtidaî gaye, üçüncüsü ise tebyiz ifade eder.

ف۪يهَا  car-mecruru, جِبَالٍ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Mecrur zamir السَّمَٓاءِ ‘ye aittir. مِنْ بَرَدٍ  car-mecruru ise  يُنَزِّلُ  fiiline mütealliktir.

فَيُص۪يبُ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ  cümlesi atıf harfi  فَ  ile … يُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. فَيُص۪يبُ  fiiline müteallik  بِه۪  car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.

يُص۪يبُ  fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ’in sılası olan  يَشَٓاءُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiili şeklinde gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Aynı üslupta gelen  وَيَصْرِفُهُ عَنْ مَنْ يَشَٓاءُ  cümlesi de hükümde ortaklık sebebiyle  فَيُص۪يبُ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ  cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.

يُص۪يبُ بِه۪ [İsabet ettirir] - يَصْرِفُهُ  [Çevirir] kelimeleri arasında tıbâk sanatı vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

فَيُص۪يبُ بِه۪ مَنْ يَشَٓاءُ  cümlesiyle,  وَيَصْرِفُهُ عَنْ مَنْ يَشَٓاءُۜ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır. 

مَنْ , يَشَٓاءُ , مِنْ , تَرَ  kelimelerinin tekrarında reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır. 

السَّمَٓاءِ مِنْ جِبَالٍ  ibaresi de bir tevile göre istiâredir. Çünkü burada dağlar (جِبَالٍ) ile ağır bulutlar kastedilmiş; onlar yüksek tepelere ve yüce dağlara benzetilmiştir. Yine  مِنْ جِبَالٍ ف۪يهَا  ifadesindeki zamir de dağları değil semayı gösterir. Buna göre ayetin açılımı şöyledir: وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ جِبَالٍ ف۪يهَا مِنْ بَرَدٍ (Allah, gökteki dağlar[misali bulutlar] dan dolular yağdırır). Yine مِنْ جِبَالٍ ف۪ي السَّمَٓاءِ  (gökteki dağlardan) ifadesinde güdülen maksat, o dağların yeryüzü dağlarından ayrı bir hususiyetinin bulunduğunu belirtmektedir. Çünkü biz  ف۪يهَا ’daki zamiri dağlara döndürecek olsaydık, bu anlatım, dağların (bulutlar) gökten yere inecek dağlar olduğu algısını uyandırırdı. Bu zamiri, semaya döndürdüğümüzde bu karışıklık önlenmiş olur. Yine burada benzetme yoluyla gökteki dağlardan bahsedilmesi de bizi şaşırtan ilginç bir anlatımdır. Çünkü gerçekte dağlar sadece yeryüzünde, toprağın yüzeyinde bulunur. (Şerif er-Radi, Kur’an Mecazları)

Şayet  مِنَ السَّمَٓاءِ  ile  مِنْ جِبَالٍ  ve  مِنْ بَرَدٍ (O; dolu yüklü bulut dağlarını gökten indirip) ifadesinde birinci, ikinci ve üçüncü  مِنْ ’ler arasında fark vardır. Birincisi, gayenin başlangıcını bildirirken ikincisi bazı anlamı ifade eder; üçüncüsü ise açıklayıcıdır. Yahut ilk ikisi başlangıç bildirirken, sonuncusu bazı anlamı verir. Mana şöyledir: Allah gökten yani oradaki (bulut) dağlarından dolu indirir. Birinci tahlile göre  وَيُنَزِّلُ  fiilinin mef‘ûlü  مِنْ جِبَالٍ  terkibidir (Dağlar indirir anlamında).  مِنْ جِبَالٍ ف۪يهَا مِنْ بَرَدٍ  terkibinde iki mana vardır: İlki, Allah’ın yeryüzünde kayalık dağlar yaratması gibi gökte de dolu dağları yaratmasıdır. İkincisi ise dağlarla çokluğu kastetmesidir; nitekim (altını çok olan kimse hakkında) “Falanca altın dağlarına sahiptir.” denilir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Cümledeki birinci  مِنْ , ibtidâ-i gaye içindir. Çünkü, inmenin başlangıcı semâdır. İkinci  مِنْ  teb’îziyyedir; çünkü Allah Teâlâ’nın indirdiği o şey; semadaki dağın bir kısmıdır. Üçüncü  مِنْ  beyâniyyedir. Çünkü o dağın cinsi, “dolu”dur, (o dolu dağıdır). (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)

O halde bu harfler arasında cinas da vardır.

Buradan kudretin azametini, hikmetin yüceliğini ve ilahî ilmin enginliğini anlamaya intikal edilerek hüsn-i tahallus olmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


يَكَادُ سَنَا بَرْقِه۪ يَذْهَبُ بِالْاَبْصَارِۜ

 

Cümle,  الْوَدْقَ ’nın halidîr. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. 

Nakıs fiil  كَاد ’nin dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. سَنَا بَرْقِه۪  izafeti, كَاد ‘nin ismi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يَذْهَبُ بِالْاَبْصَارِ  cümlesi haberidir.  Müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. 

Ayetteki fiiller muzari sıygada gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَاد ’nin ismi  سَنَا بَرْقِه۪ , veciz ifade kastıyla izafet formunda gelmiştir.

السَّمَٓاءِ - سَحَاباً - بَرَدٍ - الْوَدْقَ -  بَرْقِه۪  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Cümlede mübalağa sanatı vardır.

Şimşek, hayalen ve aklen gözlerin görmesini giderir. Ama âdeten böyle değildir. Bu yüzden Allah, imkansızlığı imkana yaklaştırmak için  يَكَادُ ُ(neredeyse) kelimesini getirmiştir. (Dr. Mustafa Aydın, Arap Dili Belâgatında Bedî‘ İlmi Ve Sanatları)

Bu ayet, ilâhî kudretin kemalini gösteren en kuvvetli delillerdendir. Zira bu, zıddı, zıttan üretmek kabilindendir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Bu cümle  سَحابًا  için sıfattır. بَرْقِه۪ ‘deki zamir, سَحابًا ‘e aiddir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)