يُقَلِّبُ اللّٰهُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ ٤٤
يُقَلِّبُ اللّٰهُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۜ
Fiil cümlesidir. يُقَلِّبُ damme ile merfû muzari fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. الَّيْلَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. النَّهَارَ atıf harfi وَ ’la الَّيْلَ ‘ye matuftur.
يُقَلِّبُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi قلب ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ف۪ي ذٰلِكَ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. اِنَّ ‘nin ismi haberinden sonra gelmesi halinde bu lam, ismin başına gelebilir. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar)
عِبْرَةً kelimesi اِنَّ ’nin muahhar ismi olup fetha ile mansubdur. لِاُو۬لِي car mecruru عِبْرَةً ’e müteallik olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için cer alameti ي ’dir. Aynı zamanda muzâftır. الْاَبْصَارِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri)
يُقَلِّبُ اللّٰهُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması, telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
الَّيْلَ - النَّهَارَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı ve tıbâk-ı îcab sanatları vardır.
يُقَلِّبُ اللّٰهُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ [Allah, gece ile gündüzü çevirir] cümlesinde hoş bir istiare vardır. Çünkü maksat, eşyayı maddî olarak çevirmek değildir. Bu fiil, gece ile gündüzün art arda getirilmesi için müsteâr olarak kullanılmıştır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Bu fiil (يُقَلِّبُ ), takip etmek manasında müstear olmuştur. Bu, işin devamlı olduğunu ifade eder. Somut şeylerin değişmesi manasında değildir. Yani gündüzün ortaya çıkıp geceyi yok etmesi ve gecenin ortaya çıkıp gündüzün yok olması, sanki bir çocuğun bir yerden diğerine geçmesine veya bir kârî’nin kitap sayfalarını arka arkaya çevirmesine benzetilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyân İlmi)
Ayette bütün bu ibret verici şeylerin sıralanmasında asıl amaç Allah Teâlâ’nın yüce kudretini muhataba göstermektir. Kevni ayetlerin sayılmasının altında bu yüceliği vurgulama amacı vardır. Bu idmac sanatıdır.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.
لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ car-mecruru لَعِبْرَةً ‘ün mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cümlede müsnedün ileyhin ذٰلِكَ ile işaret edilmesi önemini vurgulamak, dikkat çekmek ve tazim içindir. İsm-i işaret, müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle onun mertebesinin yüksekliğini belirtir.
Ayrıca uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile anlatılan olaylara işaret edilmiştir. ذٰلِكَ ile durum, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret isimleri mahsus şeyler için kullanılır. Burada olduğu gibi aklî bir şeye işaret edildiğinde istiare oluşur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
İşaret ismine dahil olan ف۪ي harfinde de istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla işaret edilenler içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. İşaret edilenler hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Bahsedilenlerin derecesinin yüksekliğini ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
ف۪ي ذٰلِكَ car mecruru, اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütelliktir. لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ , muahhar ismidir.
لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ ifadesinde istiare sanatı vardır. Zikredilen göz, fakat kastedilen, anlamak, idrak etmektir. Manevi, aklî ve görülmez olan bir durum, gözle görülen, maddi bir şey menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
43-44: Zuhaylî’nin beyanına göre, 43. ayetin يَكَادُ سَنَا بَرْقِه۪ يَذْهَبُ بِالْاَبْصَارِۜ şeklindeki son kısmında ve يُقَلِّبُ اللّٰهُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَار şeklindeki 44. ayet hakkında şunları söyleyebiliriz: İlk ayette geçen الْاَبْصَار kelimesi ile ikinci ayette geçen الْاَبْصَار arasında cinâs-ı tam vardır. Zira birincisinde murad gözler iken ikincisinde akıllar ve kalpler yani basirettir.
Şiddetli ışık vermesi sebebiyle şimşeğin aydınlığı kendisine bakanların gözlerini/görme yetilerini giderir. Bu, bir şeyden kendi zıddının meydana gelmesi cihetiyle Allah’ın kemâl-i kudretine en kuvvetli delildir. Geceyle gündüzün evrilip çevrilmesi ise birbirlerini takip etmeleri, birinin yerine diğerinin gelmesi, birinin uzamasıyla diğerinin kısalması veya sıcaklık soğukluk, aydınlık karanlık gibi değişken durumlarıdır. İşte bütün bunlarda düşünen akıl ve basiret sahipleri için el-Kadîm ve es-Sânî‘ olan Allah’ın varlığına, sonsuz kudretine, her şeyi kuşatan ilmine, dilediğini yapabileceğine ve ihtiyaçtan münezzeh olduğuna dair deliller vardır. (Sinan Yıldız, Vehbe Zuhaylî’nin Tefsîru’l Münîr Adlı Tefsirinde Belâğat İlmi Uygulamaları)
Burada gözlerinin önünde olan gündüz gece değişiminden, idraki açık olan müminlerden başkası ibret almadığı için uzak için kullanılan ism-i işaretle bahsedilmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Kur’an’da العِبْرَةُ kelimesi cins ifade eden elif lam ile marife olarak kullanılmadığı gibi çoğul olarak da kullanılmamıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَعِبْرَةً لِاُو۬لِي الْاَبْصَارِ [Elbette bunda basiret sahipleri için büyük bir ibret vardır.] Yani bir ayet ve delil vardır. Delilin ibret diye isimlendirilmesi insanın onun sayesinde cehaletten ilme geçmesidir. عبر nehri geçmek ve aşmak anlamına gelir. اِعتَبارَ itibar (ibret almak) bilinenden hareketle bilinmeyene ulaşmaktır. بْصَرِ , اَبْصَارِ kelimesinin çoğuludur. Kalple idrak etmek anlamına gelir. Basîret de böyledir. Mukātil şöyle demiştir: [Az sayıda olan müminlerin zafer kazanıp çok kalabalık olan müşriklerin kaybetmesinde akıl ve basiret sahipleri için ibretler vardır.] (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et- Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr, Al-i İmran/13)