وَاللّٰهُ خَلَقَ كُلَّ دَٓابَّةٍ مِنْ مَٓاءٍۚ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى بَطْنِه۪ۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى رِجْلَيْنِۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰٓى اَرْبَعٍۜ يَخْلُقُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُۜ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ٤٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَاللَّهُ | ve Allah |
|
| 2 | خَلَقَ | yarattı |
|
| 3 | كُلَّ | her |
|
| 4 | دَابَّةٍ | canlıyı |
|
| 5 | مِنْ | -dan |
|
| 6 | مَاءٍ | su- |
|
| 7 | فَمِنْهُمْ | onlardan |
|
| 8 | مَنْ | kimi |
|
| 9 | يَمْشِي | yürür |
|
| 10 | عَلَىٰ | üzerinde (sürünerek) |
|
| 11 | بَطْنِهِ | karnı |
|
| 12 | وَمِنْهُمْ | ve onlardan |
|
| 13 | مَنْ | kimi |
|
| 14 | يَمْشِي | yürür |
|
| 15 | عَلَىٰ | üstünde |
|
| 16 | رِجْلَيْنِ | iki ayak |
|
| 17 | وَمِنْهُمْ | ve onlardan |
|
| 18 | مَنْ | kimi |
|
| 19 | يَمْشِي | yürür |
|
| 20 | عَلَىٰ | üstünde |
|
| 21 | أَرْبَعٍ | dört (ayak) |
|
| 22 | يَخْلُقُ | yaratır |
|
| 23 | اللَّهُ | Allah |
|
| 24 | مَا | ne |
|
| 25 | يَشَاءُ | dilerse |
|
| 26 | إِنَّ | çünkü |
|
| 27 | اللَّهَ | Allah |
|
| 28 | عَلَىٰ | zerine |
|
| 29 | كُلِّ | her |
|
| 30 | شَيْءٍ | şey |
|
| 31 | قَدِيرٌ | kadirdir |
|
وَاللّٰهُ خَلَقَ كُلَّ دَٓابَّةٍ مِنْ مَٓاءٍۚ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى بَطْنِه۪ۚ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. خَلَقَ كُلَّ دَٓابَّةٍ مِنْ مَٓاءٍۚ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
خَلَقَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. كُلَّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. دَٓابَّةٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مِنْ مَٓاءٍ car mecruru خَلَقَ fiiline mütealliktir.
İsim cümlesidir. فَ tefr’iyyedir. مِنْهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَمْش۪ي ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يَمْش۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَلٰى بَطْنِ car mecruru يَمْش۪ي fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir ه۪ۚ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى رِجْلَيْنِۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰٓى اَرْبَعٍۜ
Ayet, atıf harfi وَ ’la önceki car mecruru مِنْهُمْ ’e matuftur.
İsim cümlesidir. مِنْهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَمْش۪ي ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يَمْش۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَلٰى رِجْلَيْنِ car mecruru يَمْش۪ي fiiline mütealliktir. مِنْهُمْ atıf harfi وَ ’la önceki car mecruru مِنْهُمْ ’e matuftur. İsim cümlesidir. مِنْهُمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَنْ muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَمْش۪ي ’ dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يَمْش۪ي fiili ي üzere mukadder damme ile merfû muzari fiiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَلٰٓى اَرْبَعٍ car mecruru يَمْش۪ي fiiline mütealliktir.
يَخْلُقُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُۜ
Fiil cümlesidir. يَخْلُقُ damme ile merfû muzari fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يَشَٓاءُۜ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
يَشَٓاءُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.
اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰه lafza-i celâl اِنّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. عَلٰى كُلِّ car mecruru قَد۪يرٌ ’e mütealliktir. شَيْءٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. قَد۪يرٌ kelimesi اِنّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur.
قَد۪يرٌ ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta surekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاللّٰهُ خَلَقَ كُلَّ دَٓابَّةٍ مِنْ مَٓاءٍۚ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى بَطْنِه۪ۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى رِجْلَيْنِۚ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰٓى اَرْبَعٍۜ
Ayet atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki يُقَلِّبُ اللّٰهُ الَّيْلَ وَالنَّهَارَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde الله isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan خَلَقَ كُلَّ دَٓابَّةٍ مِنْ مَٓاءٍ cümlesi haberdir.
İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil cümlesi olarak gelmesi, hükmü takviye, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, s. 107)
دَٓابَّةٍ ’deki nekrelik, kesret, nev, مَٓاءٍۚ ’deki ise nev ve tazim ifade eder.
Cümlede tağlîb sanatı vardır. دَٓابَّةٍ , akıllı ve akılsız canlıları kapsamaktadır.
Allah Teâlâ, bu ayet-i kerimede kudretinin büyüklüğünü beyan ediyor ve bütün canlıları sudan yarattığını bildiriyor. Burada ifade edilen مَٓاءٍ (su)’dan maksat, ya menidir yahut da her şeyin aslının sudan olduğuna işarettir. (Taberi Tefsiri,Câmiu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân)
دَٓابَّةٍ (canlı) kelimesi aklı eren ve ermeyen bütün varlıkları kapsar. Bu bakımdan akıl sahibi olan varlık, akıl sahibi olmayan varlıklarla birlikte bulunduğundan dolayı tağlib üslubuyla gelmiştir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
مَٓاءٍ kelimesindeki nekrelik, her hayvan türü için suyun farklı özellikleri olduğuna işaret ederek nev’ini belirtmek içindir. Maksat, üzerinde düşünmeyi artırmak için insanları meni farklılığına karşı uyarmaktır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى بَطْنِه۪ۚ cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi, hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. مِنْهُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.
Muahhar mübteda konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘in sıla cümlesi olan يَمْش۪ي عَلٰى بَطْنِه۪ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَمْش۪ي عَلٰى بَطْنِه۪ۚ cümlesinde istiare sanatı vardır. Karnı üzerinde hareket etmek, yürümek yerinde kullanılmıştır.
Aynı üslupta gelen وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى رِفَجْلَيْنِ ve وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰٓى اَرْبَعٍ cümleleri, atıf harfi وَ ‘ la, فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى بَطْنِه۪ۚ cümlesine atfedilmiştir. Cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
بَطْنِه۪ۚ - رِجْلَيْنِ kelimeleri arasında îhâm-ı tıbâk ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
Cümlelerde takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. Her iki cümledeki مِنْهُمْ car-mecrurları, mahzuf mukaddem habere mütealliktir.
Muahhar mübteda konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘lerin sılası olan يَمْش۪ي عَلٰٓى اَرْبَعٍ ve يَمْش۪ي عَلٰى رِجْلَيْنِ cümleleri, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰٓى اَرْبَعٍ cümlesinde ihtibak sanatı vardır. Önceki cümledeki رِجْلَ kelimesi, ikinci cümleden düşürülmüş, اَرْبَعٍ sözüyle yetinilmiştir.
İhtibak, sözden düşürülmüş olan kelime veya ifadelerin, zikredilen kelime veya ifadeden hareketle tespit edilerek yerine konulmasıdır. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, II, 831)
فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى بَطْنِه۪ۚ ve وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى رِجْلَيْنِۚ ve وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰٓى اَرْبَعٍۜ cümleleri arasında mukabele sanatı vardır.
Ayette ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Allah’ın yarattığı canlıların çeşitlerini bildiren ayette aynı zamanda Allah’ın yüce kudretine dikkat çekme kastı vardır.
Allah’ın sudan yarattığı canlıların bütün hallerinin sayılması taksim sanatıdır.
بَطْنِه۪ۚ , رِجْلَيْنِۚ ve اَرْبَعٍۜ kelimelerindeki nekrelik nev ifade eder.
Allah Teâlâ, ayette önce كُلَّ دَٓابَّةٍ (her canlı) ifadesiyle yüksek cinsi zikretmiş, ardından da car ve mecrur olan فَمِنْهُمْ ve وَمِنْهُمْ ifadelerinden sonra bu yüksek cinsin içindeki cinsleri ve türleri tefsir etmiştir. (Dr. Mustafa Aydın, Arap Dili Belâgatında Bedî‘ İlmi Ve Sanatları)
وَ جَعَلْنَا مِنَ الْمَاءِ كُلِّ شَيْءٍ حَيِّ [Biz canlı olan her şeyi sudan yarattık.] (Enbiya Suresi, 30) ayetinde الْمَاءِ (su) kelimesi neden marife gelmiş? dersen şöyle derim: Allah Teâlâ burada başka bir mana kasdetmektedir: Canlı cinslerinin tümü bu cinsten yaratılmıştır ki o da su cinsidir. Bu durum, her ne kadar su ile bu cinsler arasına vasıtalar girse de suyun asıl olduğunu ifade eder. Demişlerdir ki: Allah melekleri sudan yarattığı rüzgârdan yaratmış; cinleri sudan yarattığı ateşten yaratmış; Âdem’i de sudan yarattığı topraktan yaratmıştır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t -Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Ayette, sürüngenlerin hareketi için kullanılan sürünmek manasındaki زحف fiili yerine yürümek manasındaki مَشَي fiilinin kullanılması, ayakları üzerine yürüyen diğer hayvanlarla birlikte anılmasına bağlayarak istiare ya da müşâkele sanatıyla açıklanmıştır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l - Akli’s-Selîm)
فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي عَلٰى بَطْنِه۪ [Onlardan kimi karnı üzere yürür.] Mesela, yılan gibi sürünmeye yürüme denilmesi istiare yoluyladır ya da şeklen benzediği içindir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
خَلَقَ كُلَّ دَٓابَّةٍ ifadesi خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ şeklinde de okunmuştur. دَٓابَّةٍ (canlı) kelimesi, akıllı ve akılsız varlıklara verilen isim olunca akıllı varlıklar galip kabul edilerek ötekilere de onların hükmü verilmiş; sanki canlıların tümü akıllı imiş gibi ifade edilmiş ve karnı üzerinde sürünenler ve dört ayağı üzerinde yürüyenler için (akıllı varlıklar için kullanılacak) فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْش۪ي ifadeleri kullanılmıştır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Şayet مِنْ مَٓاءٍۚ (Bir sudan) ifadesinde kelime neden nekre kullanıldı? dersen şöyle derim: Mana şöyledir: Allah bütün canlıları suyun o canlıya özgü bir türünden yaratmıştır. Yahut Allah, tüm canlıları özel bir sudan -yani nutfeden- yaratmış; sonra nutfeden mahlukat arasında farklı mahluklar yaratmıştır ki bir kısmı haşerat, bir kısmı dört ayaklı hayvan, bir kısmı da insanlardır. “Her biri aynı su ile sulanır, fakat onları tat bakımından birbirinden üstün kılmışızdır.” (Rad Suresi, 4) ayeti de buna benzemektedir. Allah Teâlâ, akıllı olmayanları, akıllı olanlarla birlikte zikretmiştir ki akıllı olanlar, melekler, insanlar ve cinlerdir. Binaenaleyh, akıllı olanlara layık olan lafız umuma teşmil edilmiştir(tağlîb). Çünkü kıymetliyi asıl, kıymetsizi ise tabi kılmak aksini yapmaktan daha evladır. Nitekim Arapçada, hem adam hem de deve için “Bu gelenler kim?” ifadesi kullanılmaktadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
يَخْلُقُ اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُۜ
Öncesinin mazmununu tekid için gelen cümlenin fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin lafza-i celalle marife olması ve zamir makamında ism-i celilin zahir olarak zikredilmesi, hükmün illetini bildirmek, heybeti artırmak, zihne yerleştirmek içindir. Bu tekrarda tecrîd, ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يَخْلُقُ fiilinin mef’ûlu konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi olan يَشَٓاءُ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Genel olarak شَٓاءَ fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazfedilir. Çünkü ibham; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb birşey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
خَلَقَ - يَخْلُقُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr, sanatları vardır.
اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Bütün celâl ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan اللّٰهُ lafzının cümlede müsnedün ileyh olması, O’nun azamet ve kudretini ifade etmenin yanı sıra telezzüz ve teberrük içindir. Zamir yerine zahir isim gelerek, lafza-i celâlin, heybeti artırmak, zihne yerleştirmek ve hükmün illetini bildirmek için tekrarlanmasında tecrîd, iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Müsnedün ileyh olan Allah lafzının üç kez zikredilmesi şüphesiz müsnedin yani verilen haberin kesinliğini ifade eder. Çünkü nefis O’nun vaadiyle mutmain olur.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekit edilen isim cümleleri, çok muhkem/ sağlam cümlelerdir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ car mecruru umum için amili olan قَد۪يرٌ ‘a takdim edilmiştir.
شَيْءٍ ‘deki nekrelik, nev ve kesret ifade eder.
قَد۪يرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
Bu cümle Allah Teâlâ’nın tüm mevcudattaki tasarrufunun umumiliğine delalet etmektedir. Var olanı yok etmek ve yok olanı da var etmek yalnız O’nun elindedir.
Cümlede müsned olan, Allah Teâlâ'nın kādir sıfatının, ayetin içeriğiyle uyumu açısından mükemmel bir tercih olduğu aşikardır. Bu uyum bedî’ sanatlardan teşâbüh-i etrâftır.
فَمِنْهُمْ - مَنْ - يَمْش۪ي- عَلٰى - كُلِّ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Burada zamir makamında ism-i celâlin zahir olarak zikredilmesi, hükmün illetini bildirmek içindir. Çünkü (Allah kelimesinin masdarı olan) ulûhiyet, Allah Teâlâ'nın kemâl sıfatlarını ifadede asıldır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm, Nisa/17)
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır.
Önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.
Bu cümle Kur’an’da aynen veya ufak değişikliklerle birçok kez tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf Sûresi, C. 7, S. 314)