وَيَقُولُونَ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالرَّسُولِ وَاَطَعْنَا ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَر۪يقٌ مِنْهُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۜ وَمَٓا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ ٤٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَيَقُولُونَ | ve diyorlar |
|
| 2 | امَنَّا | inandık |
|
| 3 | بِاللَّهِ | Allah’a |
|
| 4 | وَبِالرَّسُولِ | ve Rasule |
|
| 5 | وَأَطَعْنَا | ve ita’at ettik |
|
| 6 | ثُمَّ | sonra |
|
| 7 | يَتَوَلَّىٰ | dönüyor |
|
| 8 | فَرِيقٌ | bir grup |
|
| 9 | مِنْهُمْ | onladan |
|
| 10 | مِنْ |
|
|
| 11 | بَعْدِ | ardından |
|
| 12 | ذَٰلِكَ | bunun |
|
| 13 | وَمَا | ve değillerdir |
|
| 14 | أُولَٰئِكَ | bunlar |
|
| 15 | بِالْمُؤْمِنِينَ | inanmış |
|
وَيَقُولُونَ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالرَّسُولِ وَاَطَعْنَا ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَر۪يقٌ مِنْهُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. يَقُولُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli اٰمَنَّا بِاللّٰهِ ’dir. يَقُولُونَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اٰمَنَّا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. بِاللّٰهِ car mecruru اٰمَنَّا fiiline mütealliktir. بِالرَّسُولِ car mecruru atıf harfi وَ ’la بِاللّٰهِ ’ye matuftur. اَطَعْنَا atıf harfi وَ ’la اٰمَنَّا ’ya matuftur.
اَطَعْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. يَتَوَلّٰى elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. فَر۪يقٌ fail olup damme ile merfûdur. مِنْهُمْ car mecruru فَر۪يقٌ ’nun mahzuf sıfatına mütealliktir.
مِنْ بَعْدِ car mecruru يَتَوَلّٰى fiiline mütealliktir. İşaret ismi ذٰلِكَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ل harfi buud yani uzaklık belirten harf, ك muhatap zamiridir.
ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir surenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَتَوَلّٰى fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ولي ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
اٰمَنَّا fiilleri sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dır.
اَطَعْنَا fiilleri sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi طوع ’dır.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَمَٓا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ
وَمَٓا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ cümlesi, فَر۪يقٌ ’un hali olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. وَ haliyyedir. مَٓا olumsuzluk harfi olup لَيْسَ gibi amel eder. İsmini ref, haberini nasb eder.
اُو۬لٰٓئِكَ işaret ismi مَا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. بِالْمُؤْمِن۪ينَ ‘nin cer alameti ي olup, مَا ’nın haberi olarak mahallen mansubdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُؤْمِن۪ينَ , sülâsi mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’âl babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَيَقُولُونَ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالرَّسُولِ وَاَطَعْنَا
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Ayette Allah Teâlâ münafıkların sözlerini bildiriyor.
Müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَقُولُونَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالرَّسُولِ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, s. 107)
بِالرَّسُولِ car-mecruru tezayüf nedeniyle, اٰمَنَّا fiiline müteallik olan بِاللّٰهِ ‘ye atfedilmiştir. Cer harfinin tekrarı ıtnâb sanatıdır.
Emin oldu anlamındaki أمن fiili, بِ harfiyle kullanıldığında inandı manasına gelir. Harf-i cerin fiile mana kazandırması tazmin sanatıdır.
Ayetin sonunda müştakı zikredilen اٰمَنَّا kelimesinde, irsâd sanatı vardır.
Aynı üslupta gelen وَاَطَعْنَا cümlesi اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالرَّسُولِ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
ثُمَّ يَتَوَلّٰى فَر۪يقٌ مِنْهُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَۜ
Cümle, tertip ve terahi ifade eden ثُمَّ ile وَيَقُولُونَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مِنْهُمْ car mecruru فَر۪يقٌ ’nun mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
فَر۪يقٌ ’daki nekrelik, tahkir ifade eder.
يَتَوَلّٰى fiiline müteallik مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ car-mecrurunda, zaman zarfına muzafun ileyh olan ذٰلِكَ ile kafirlerin sözlerine işaret edilmiştir.
İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet ederek tahkir ifade etmiştir.
Ayrıca uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile durum, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi; her ikisinde de “vücûdun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Beyân İlmi)
اَطَعْنَا - يَتَوَلّٰى kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
يَتَوَلّٰى فَر۪يقٌ مِنْهُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ cümlesiyle اٰاَطَعْنَا cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
التَّوَلِّي kelimesi, gazapla ayrılmak demektir. Mecazen ‘bir şeye ilgisiz davranmak’ manasında kullanılır. (Aşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr,Araf/79)
وَمَٓا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ
Cümle, sözlerinden dönenlerin durumunu bildirmektedir. Hal cümlesi olarak وَ ’la gelmiş sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi
Cümle, sözlerinden dönenlerin durumunu bildirmektedir. Hal cümlesi olarak وَ ’la gelmiş sübut ve istimrar ifade eden menfi isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Nefiy harfi مَٓا ’nın, ليس gibi amel ettiği cümlede مَٓا ’ın haberine dahil olan بِ , tekit için gelmiş zaid harftir.
Olumlu cümlelerde لَ harfinin tekid ifade ettiği gibi, olumsuz cümlelerde de لَيْسَ ve مَا 'nın haberinin başında gelen بِ harfi de tekid ifade eder. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, C. II, S. 142)
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması tahkir ifadesinin yanında kibir ve gururda ne kadar ileri gittiklerini işaret eder.
الْمُؤْمِن۪ينَ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın olumsuzluğunun, müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek menfî isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i failleridir.
İsm-i fail, bir eylemi gerçekleştiren kişiyi gösterirken sıfat-ı müşebbehede eylem söz konusu değildir.
ذٰلِكَۜ - اُو۬لٰٓئِكَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اٰمَنَّا - مُؤْمِن۪ينَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَمَٓا اُو۬لٰٓئِكَ بِالْمُؤْمِن۪ينَ [Mümin değiller bunlar!] cümlesi “İnandık, itaat ettik.” diyenlere işaret eder veya yüz çeviren grubu gösterir. Birinci işarete göre cümlenin anlamı, sadece yüz çeviren grubun değil, tümünün imansız olduğunun Allah tarafından bildirilmesidir. İkinci işarete göre ise mana, yüz çeviren grubun daha önce imandan nasipleri olmadığının Allah tarafından bildirilmesidir. Bunların imanı kalbin tasdiki olmaksızın sadece dil ile iddia etmekten ibarettir. Zira bu söz gönül rızasıyla ve sağlam bir inançtan kaynaklansaydı, bunu yüz çevirme ve yan çizme takip etmezdi.
بِالْمُؤْمِن۪ينَ kelimesinin marife getirilmesi, onların bilinen müminlerden olmadıklarına delalet eder. Müminler iman üzere sabit, dosdoğru olan ve ancak şu kimseler mümindir ki Allah ve Resulü'ne iman etmiş, sonra da şüpheye düşmemişlerdir (Hucurat Suresi, 15) ayetinde özellikleri anlatılan kimselerdir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl)
اُو۬لٰٓئِكَ ile marifelik onların bildik müminler olmadıklarını göstermek içindir. Bildik müminler ise imanda ihlaslı olanlar ve onun üzerinde sebat edenlerdir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t -Te’vîl)