اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُواۚ فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ ٥
اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُواۚ
اِلَّا istisna harfidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası تَابُوا ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
Fiil cümlesidir. تَابُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ بَعْدِ car mecruru تَابُوا fiiline mütealliktir. İşaret ismi ذٰلِكَ muzafun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك muhatap zamiridir.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَصْلَحُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَصْلَحُوا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi صلح ’dir.
İf’al babı fiille, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
İsim cümlesidir. فَ ta’liliyyedir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
اللّٰهَ lafza-i celâl اِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. غَفُورٌ kelimesi اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. رَح۪يمٌ ikinci haberi olup damme ile merfûdur.
غَفُورٌ - رَح۪يمٌ mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Mübalağalı ism-i fail kalıp bu vasfın mevsufta surekli varlığına, sıfatın, mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ وَاَصْلَحُواۚ
Ayet önceki ayettekilerden istisna edilenleri bildirmektedir. Müstesna olan cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müstesnanın ism-i mevsûlle gelmesi, bahsi geçenlere tazim yanında sonraki habere dikkat çekmek içindir.
Veciz ifade amacıyla gelen بَعْدِ ذٰلِكَ izafetindeki işaret isminde istiare vardır. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.
Tecessüm ve cem’ ifade eden işaret ismi ile duruma işaret edilmiştir. ذٰلِكَ ile Allah’ın emir ve yasakları, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî bir şey için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
وَاَصْلَحُوا cümlesi, aynı üslupta gelerek sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Lanetten kurtulmanın yolunun tevbe ve islah etmek şeklinde belirtilmesi taksim sanatıdır.
اِلَّا الَّذ۪ينَ تَابُوا sözü, kasr-ı sıfat ale’l mevsûfun tamamlayıcısıdır. [Ancak bundan sonra tevbe edenler.] Yani inkârlarından tövbe edenler ve kendilerine tabi olanların aldatmaları ve azdırmaları sebebiyle bozdukları işleri düzeltenler müstesnadır. اغوي , bozmak demektir. Doğru yola geri döndürmek ise اَصْلَحُ ’ dur. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es- Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr, Âl-i İmran Suresi 89)
Bundan sonra dönüş yapıp durumunu düzeltenler müstesna ifadesi, fasıklardan istisna edilmiştir. Yani dönüş yaptıkları takdirde fasıklıktan kurtulurlar demektir. Allah gerçekten bağışlayıcıdır, merhametlidir ifadesi de buna delâlet eder. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
فَاِنَّ اللّٰهَ غَفُورٌ رَح۪يمٌ
Ayetin son cümlesine dahil olan فَ , takdiri غفر لهم (Onları affetti) olan cümle için ta’liliyyedir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkâri kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnayı ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan lafza-i celâlle marife olması tazim, teberrük ve telezzüz içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Allah’ın غَفُورٌ ve رَح۪يمٌ sıfatlarının tenvinli gelişi, bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında و olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir.
غَفُورٌ - رَح۪يمٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
تَابُوا - غَفُورٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Bu son cümle Kur'an’da ufak değişikliklerle tekrarlanmıştır. Böyle ifadeler çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitlensin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ile, haberdeki mübalağa sıygalarıyla, celâl ve kemal ifade eden lafza-i celâlin zikredilmesi ile tekid edilmiştir. Bu lafza-i celâl, dinleyen kişinin kalbine korku saçar. Bu nedenle birçok fasılada bulunur. Bu mevki, bulunduğu siyaka bağlı olarak başka ayetlerde bulunmayan manalar da kazandırır. Bu gerçekten mühimdir. Yani aynı kelimeler ve aynı terkipten oluşmuş bir fasıla, her zaman aynı şeye delalet etmez. Çünkü siyak, o ibareye başka delaletler de kazandırır. Lafız ve terkiplerin bir olması, onları asıl manada birleştirir, ancak siyak onları ayırır, çeşitlendirir ve aynı olan ibareleri birbirinden uzaklaştırır ya da yaklaştırır. Siyak, manaları dolayısıyla bu farklılığa sebep olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 3, s.166)
غَفُورٌ - رَح۪يمٌ kelimeleri ziyadelik ifade eder. فعول ve فعيل vezinleri ziyadelik ifade eden kalıplardandır. Bunların hepsi bu sıfatların ziyadeliğini ifade eder.(Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
“Muhakkak ki Allah çok merhametli ve affedicidir.” lazımdır, onları da affedecek ve cennetine koyacaktır manası melzumdur. Lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürseldir.