وَالَّذ۪ينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِاَرْبَعَةِ شُهَدَٓاءَ فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَان۪ينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً اَبَداًۚ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَۙ ٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَالَّذِينَ |
|
|
| 2 | يَرْمُونَ | zina ile suçlayan |
|
| 3 | الْمُحْصَنَاتِ | namuslu kadınları |
|
| 4 | ثُمَّ | sonra |
|
| 5 | لَمْ |
|
|
| 6 | يَأْتُوا | getirmeyenlere |
|
| 7 | بِأَرْبَعَةِ | dört |
|
| 8 | شُهَدَاءَ | şahid |
|
| 9 | فَاجْلِدُوهُمْ | vurun onlara |
|
| 10 | ثَمَانِينَ | seksen |
|
| 11 | جَلْدَةً | değnek |
|
| 12 | وَلَا | ve artık |
|
| 13 | تَقْبَلُوا | kabul etmeyin |
|
| 14 | لَهُمْ | onların |
|
| 15 | شَهَادَةً | şahidliğini |
|
| 16 | أَبَدًا | asla |
|
| 17 | وَأُولَٰئِكَ | ve işte |
|
| 18 | هُمُ | onlar |
|
| 19 | الْفَاسِقُونَ | yoldan çıkmış kimselerdir |
|
وَالَّذ۪ينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِاَرْبَعَةِ شُهَدَٓاءَ فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَان۪ينَ جَلْدَةً
İsim cümlesidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَرْمُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يَرْمُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الْمُحْصَنَاتِ mef’ûlun bih olup, nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
يَأْتُوا fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاَرْبَعَةِ car mecruru يَأْتُوا fiiline mütealliktir. شُهَدَٓاءَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. فعلاء vezninde olduğu için gayri munsariftir ve tenvin almamıştır.
فَ harfi zaiddir. اجْلِدُوهُمْ cümlesi, الَّذ۪ينَ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. اجْلِدُو fiili نَ ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ثَمَان۪ينَ masdardan naib mef’ûlu mutlak olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. جَلْدَةً temyiz olup fetha ile mansubdur.
ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir surenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:
1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. Burada tekid için gelmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Temyiz; kendisinden önce geçen müphem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır:
1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.
2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. Ayette melfûz mümeyyez şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً اَبَداًۚ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَقْبَلُوا fiili نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لَهُمْ car mecruru تَقْبَلُوا fiiline mütealliktir. شَهَادَةً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اَبَداً zaman zarfı تَقْبَلُوا fiiline mütealliktir.
وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَۙ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. هُمُ fasıl zamiridir. الْفَاسِقُونَ mübtedanın haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker saim kelimeler harfle îrablanır.
Veya munfasıl zamir هُمُ ikinci mübteda olarak mahallen merfûdur. الْفَاسِقُونَ haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. هُمُ الْفَاسِقُونَ cümlesi, اُو۬لٰٓئِكَ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir.
Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْفَاسِقُونَ , sülâsî mücerredi فسق olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَالَّذ۪ينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِاَرْبَعَةِ شُهَدَٓاءَ فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَان۪ينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً اَبَداًۚ
و , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl, mübteda, فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَان۪ينَ جَلْدَةً cümlesi haberdir.
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle gelmesi habere dikkat çekmek ve bahsi geçenleri tahkir içindir. Sılası olan يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ifadesinde istiare sanatı vardır. رمي , maddi bir şeyi atmak, fırlatmak demektir. Bu ayette iftira, zina isnadı anlamında kullanılmıştır. Manevi, aklî ve görülmez olan bir durum, gözle görülen, maddi bir şey menziline konulmuştur. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ [İffetli kadınlara atarlar] cümlesinde istiare vardır. Aslında الرمى taş veya benzeri sert bir şeyi atmaktır. Daha sonra, müstear oIarak dil ile bir şey atmak için kullanılmıştır. Çünkü bu da maddi eziyete benzemektedir. Burada güzel bir istiare vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِاَرْبَعَةِ شُهَدَٓاءَ cümlesi, tertip ve terahi ifade eden ثُمَّ ile sılaya atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.
فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَان۪ينَ جَلْدَةً cümlesi, الَّذ۪ينَ ‘nin haberidir. Mevsûlün şarta benzemesi sebebiyle cümleye dahil olan فَ , zaid harftir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Bu ayetteki ceza ifadesinde جَلْدَةً kelimesinin seçilmesinde bir idmâc vardır. Çünkü فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَان۪ينَ جَلْدَةً emrinde vurmak kelimesi yerine kullanılan terkip, acının deriyi sıyırıp altına geçmemesine ve ete zarar vermemesine işaret etmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً اَبَداً cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. لَا تَقْبَلُ fiiline müteallik لَهُمْ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan شَهَادَةً ’deki nekrelik, kıllet ve nev ifade eder. Olumsuz siyaktaki nekre, umuma ve şümule işarettir.
اَبَداً zaman zarfı olup لَا تَقْبَلُوا fiiline mütealliktir.
الْمُحْصَنَاتِ - زَانِيَةً kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy, شُهَدَٓاءَ - شَهَادَةً ve جَلْدَةً - فَاجْلِدُوهُمْ kelime grupları arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
بِاَرْبَعَةِ - ثَمَان۪ينَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Ayette ثُمَّ (sonra) kelimesinin kullanılmış olması, şahitlerin getirilmesinin tehir edilmesinin caiz olduğunu bildirmektedir. Şu var ki şahitlik eda edilirken dört şahidin bir araya gelmesi şarttır. İmam Şafiî'ye göre ise suçlama ile şahitlik arasında gecikme caiz olduğu gibi dört şahidin şahitlikleri arasinda da gecikme caizdir. Şahitlerden birinin, suçlanan kadının kocası olması da caizdir, imam Şafii'ye göre bu, caiz değildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
بِاَرْبَعَةِ شُهَدَٓاءَ [dört şahit] şeklindeki isim tamlaması بِاَرْبَعَةٍ شُهَدَٓاءَ şeklinde tenvin ile de okunmuştur. Bu takdirde شُهَدَٓاءَ kelimesi sıfat olur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَۙ
Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden oluşan sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اُو۬لٰٓئِكَ mübteda, هُمُ fasıl zamiri, الْفَاسِقُونَ cümlesi, haberdir.
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması işaret edilenlerin fasık olduğunu gözler önüne sererek anlamı kuvvetlendirmiştir.
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle gelerek onlara tekrar dikkat çekilmesi işaret edilenleri tahkir ve korkutmak ve söz konusu kişilerin kötü durumlarının mertebesinin çok derin olduğunu zımnen bildirmek içindir.
Fasıl zamiriyle oluşan kasr, (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) mübteda ve haber arasındadır. اُو۬لٰٓئِكَ maksûr/mevsûf, الْفَاسِقُونَ maksurun aleyh/sıfat, yani kasr-ı mevsûf ale’s-sıfat, iddiaî kasrdır. Mübalağa ifadesi için gelmiştir. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir. Onlar sadece fasıktır, fasık olmaktan başka bir özellikleri yok demektir. İzafî bir kasrdır. Cümlede müsned olan الْفَاسِقُونَ ‘nin harf-i tarifle marife gelmesi bu özelliğin müsnedün ileyhte kemal derecede olduğuna işarettir.
الْمُحْصَنَاتِ - الْفَاسِقُونَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden fasıl zamiri, isim cümlesi ve müsnedin harf-i tarifle marife gelmesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
Kasr-ı mevsûf ale’s sıfat: Zikredilen mevsûfta, bu sıfattan başka bir sıfat olmadığını ifade etmektir. Ama bu sıfat başka mevsûflarda bulunabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
هم zamiri, mübteda ile haberin arasına girdiği için “Îrabdan mahalli olmayan fasıl zamiri” olarak isimlendirilmiştir. Bu zamir tekid ifade eder. Pekiştirme dışındaki bir faydası da ihtisas ifade etmesidir. Böylece kendisinden sonra gelen kelime de sıfat değil haber olur.
Bu kişilerin durumu üç şekilde tekid edilmiştir: Sübuta delalet eden isim cümlesi ile gelmiştir. Fasıl zamiri olan هم ile tekid edilmiştir. Müsned ve müsnedün ileyhin marife olmasıyla tekid edilmiştir. Bu da kasr ifade eder. Hüsran onlara kasredilmiştir. (Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Garîbi Belâgati'l Kur'ani'l Kerim, Soru: 352)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Haber olan الْفَاسِقُونَ ‘nin ism-i fail vezninde gelmesi durumun sübut ve devamlılığına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lâmı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delâleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)
وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَۙ [İşte fasıklar!] cümlesi, şart cümlesi tamamlandıktan sonra sanki iftira edenlerin Allah katındaki durumunu anlatmaktadır.(Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
Bu kelam, makablinin izahıdır ve Allah katında onların halinin ne kadar kötü olduğunu beyan etmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)