اَلزَّان۪ي لَا يَنْكِحُ اِلَّا زَانِيَةً اَوْ مُشْرِكَةًۘ وَالزَّانِيَةُ لَا يَنْكِحُهَٓا اِلَّا زَانٍ اَوْ مُشْرِكٌۚ وَحُرِّمَ ذٰلِكَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ ٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | الزَّانِي | zina eden erkek |
|
| 2 | لَا |
|
|
| 3 | يَنْكِحُ | evlenmez |
|
| 4 | إِلَّا | başkasıyla |
|
| 5 | زَانِيَةً | zina eden kadından |
|
| 6 | أَوْ | veya |
|
| 7 | مُشْرِكَةً | müşrik kadından |
|
| 8 | وَالزَّانِيَةُ | ve zina eden kadın |
|
| 9 | لَا |
|
|
| 10 | يَنْكِحُهَا | evlenmez |
|
| 11 | إِلَّا | başkasıyla |
|
| 12 | زَانٍ | zina eden erkekten |
|
| 13 | أَوْ | veya |
|
| 14 | مُشْرِكٌ | müşrik erkekten |
|
| 15 | وَحُرِّمَ | haram kılınmıştır |
|
| 16 | ذَٰلِكَ | bu |
|
| 17 | عَلَى | üzerine |
|
| 18 | الْمُؤْمِنِينَ | mü’minler |
|
اَلزَّان۪ي لَا يَنْكِحُ اِلَّا زَانِيَةً اَوْ مُشْرِكَةًۘ وَالزَّانِيَةُ لَا يَنْكِحُهَٓا اِلَّا زَانٍ اَوْ مُشْرِكٌۚ
İsim cümlesidir. اَلزَّان۪ي mübteda olup ى üzere mukadder damme ile merfûdur. Mankus isimdir. لَا يَنْكِحُ cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَنْكِحُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. اِلَّا hasr edatıdır. زَانِيَةً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اَوْ atıf harfi tahyir/tercih ifade eder. مُشْرِكَةً atıf harfi اَوْ ile makabline matuftur.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İsim cümlesidir. الزَّانِيَةُ mübteda olup damme ile merfûdur. لَا يَنْكِحُهَٓا cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَنْكِحُ damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir هَٓا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اِلَّا hasr edatıdır. زَانٍ fail olup, mahzuf ى üzere mukadder damme ile merfûdur. Mankus isimdir. مُشْرِكٌ atıf harfi اَوْ ile makabline matuf olup, damme ile merfûdur.
اَوْ ; Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mankus isimler: Sondan bir önceki harfi kesralı olup son harfi de “ya (ي)” olan isimlere “mankus isimler” denir. Mankus isimlerin irab durumu şöyledir:
a) Merfu halinde takdiri damme ile (رَاعٍ – اَلرَّاعِي gibi),
b) Mansub halinde lafzi olarak yani fetha ile (رَاعِيًا – اَلرَّاعِيَ gibi),
c) Mecrur halinde takdiri kesra ile (رَاعٍ – اَلرَّاعِي gibi) irab edilir.
Yani mankus isimler ref ve cer durumlarında maksur isimler gibi takdiri irab edilir. Bu durumda damme ve kesra harekeleri son harflerinin üzerinde açıkça görülmez, fakat var olduğu kabul edilir. Nasb hallerinde ise lafzi olarak irab edilir, son harfin üzerinde fetha harekesi açık bir şekilde görünür.
Mankus isimler nekre halinde yani başlarında elif lam olmaksızın kullanıldığında ref ve cer durumlarında sonlarındaki “ya” harfi düşürülür. Ancak meydana gelen bu değişikliğe işaret olmak üzere kelimenin sonundaki kesra harekesi tenvinli kesra olur. İrabı ise yine takdiren olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الزَّانِيَةُ ; sülâsî mücerredi زني olan fiilin ism-i failidir.
مُشْرِكَةً ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَحُرِّمَ ذٰلِكَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. حُرِّمَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. İşaret ismi ذٰلِكَ naibi fail olarak mahallen merfûdur. ل harfi buud yani uzaklık belirten harf, ك muhatap zamiridir. عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ car mecruru حُرِّمَ fiiline müteallik olup, cer alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حُرِّمَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi حرم ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
الْمُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
اَلزَّان۪ي لَا يَنْكِحُ اِلَّا زَانِيَةً اَوْ مُشْرِكَةًۘ وَالزَّانِيَةُ لَا يَنْكِحُهَٓا اِلَّا زَانٍ اَوْ مُشْرِكٌۚ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. اَلزَّان۪ي mübteda, muzari fiil sıygasında, faide-i haber ikârî kelam olan لَا يَنْكِحُ اِلَّا زَانِيَةً اَوْ مُشْرِكَةًۘ cümlesi, haberdir.
Nefy harfi لَا ve istisna harfi اِلَّا ile kasr oluşmuştur. Iki tekit hükmündeki kasr, fiille mef’ûlü arasındadır. لَا يَنْكِحُ maksûr/sıfat, mef’ûl olan زَانِيَةً maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
Birbirine tezayüf nedeniyle atfedilen زَانِيَةً ve مُشْرِكَةًۘ kelimelerindeki nekrelik, herhangi bir manasında cins içindir.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu cümleye matuf olan, وَالزَّانِيَةُ لَا يَنْكِحُهَٓا اِلَّا زَانٍ اَوْ مُشْرِكٌۚ cümlesi de aynı üslupla gelmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
اَلزَّان۪ي لَا يَنْكِحُ اِلَّا زَانِيَةً اَوْ مُشْرِكَةًۘ cümlesiyle وَالزَّانِيَةُ لَا يَنْكِحُهَٓا اِلَّا زَانٍ اَوْ مُشْرِكٌۚ cümlesi, arasında mukabele sanatı vardır.
Bu iki cümle, haber formunda geldikleri halde nehiy manasındadırlar. Muktezâ-i zâhirin hilafına oldukları için cümleler mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
الزَّانِيَةُ - اَلزَّان۪ي - زَانِيَةً - زَانٍ ile ينكحْ - يَنْكِحُهَٓا ve مُشْرِكَةًۘ - مُشْرِكَ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
زَانِيَةً - زَانٍ ve مُشْرِكَةًۘ - مُشْرِكَ gruplarındaki kelimeler arasında tıbak-ı hafiy sanatı vardır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Bu ayet-i kerimede haberler nehiy manasında gelmiştir. Buna binaen bazı kıraatlerde لَا يَنْكِحُ cezimli okunmuştur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Beyzâvî ayetin tefsîrinde şunları kaydeder: “Genellikle zinaya meyilli olan kimse saliha kadınlarla evlenmek istemez. Zina eden kadına da iyi kimseler rağbet etmez. Zira ahlaki benzeşme (müşakele), ülfet ve kucaklaşmanın sebebi olduğu gibi ahlaki muhalefet de nefret ve ayrılığın sebebidir. Mukabelenin hakkı cümlenin الزَّانِيَةُ لَا يَنْكِحُ اِلَّا مَن هُوَ زَانِ اَوْ مُشْرِك şeklinde gelmesi idi. Ancak asıl anlatılmak istenen kadınlarla evlenme arzusu içinde bulunan erkeklerin durumunu beyan etmek olduğundan ibare ayetteki gibi gelmiştir.
Yani mukabele için uygun olan muktezâ-i zâhir, nikâhın birinci hükümde zina eden ve müşrik olan erkeğe isnad edildiği gibi ikinci hükümde de zina eden ve müşrik olan kadına isnad edilmesiydi. Ancak asıl maksat erkeklerin bu tür kadınlara rağbetini dile getirmek olduğundan muktezâ-i zâhirin dışına çıkılarak mukabeleye riayet edilmemiş ve nikâh her iki hükümde de erkeğe isnad edilmiştir.” (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)
“Burada nikâhtan maksat sözleşme değil, cinsel ilişkidir” denmişse de, şu iki sebepten dolayı doğru değildir: 1) Kur’an’da nikâh her nerede gelmişse sadece akit anlamında kullanılmıştır. 2) Mana bozuk olmakta ve ifadeyi “Zinakâr erkek ancak zinakâr kadınla zina eder; zinakâr kadınla da ancak zinakâr erkek zina eder.” demeye götürmektedir.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
لَا يَنْكِحُ “nikâhlamaz” ifadesi Amr b. Ubeyd’den cezimle, لَا ينكحْ “nikâhlamasın” şeklinde nehiy olarak nakledilmiştir. Merfû‘ okunduğunda nehiy anlamı yine vardır. Hatta daha vurgulu ve daha pekiştirmelidir. Nitekim رحمك الله، ويرحمك ifadeleri [Allah sana rahmet etsin anlamında] ليرحمك şeklindeki emir kipinden daha vurguludur. لَا يَنْكِحُ “nikâhlamaz” fiilinin “onların âdetleri bu şekilde cereyan eder” anlamında sırf haber olması da caizdir. Müminin, kendisini bu adete alıştırmaması ve bundan korunması gerekir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَحُرِّمَ ذٰلِكَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, s. 107)
حُرِّمَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
حُرِّمَ fiilinde de bir tehdit ve uyarı olduğu düşünülebilir.
Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder. Müşarün ileyhin, muhatabın zihninde daha iyi tasavvur edilerek yerleşmesini sağlar.
Uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret isminde istiare sanatı vardır. Cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile haram olan fiile işaret edilmiştir. ذٰلِكَ ile müminlere haram kılınan fiil, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret isimleri mahsus şeyler için kullanılır. Burada olduğu gibi aklî bir şeye işaret ismiyle işaret edilirse aklî olan hissî olana benzetilmiş olduğundan istiare oluşur. Câmi’, her ikisindeki vücudun tahakkukudur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Beyân İlmi)
الْمُؤْمِن۪ينَ - مُشْرِكَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan/57, s. 190)
الزَّانِيَةُ ve عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ kelimelerinin başındaki elif lâm, her ne kadar zahiren umumilik ifade etse bile burada bu husus, ayetin kendileri hakkında nazil olduğu kimselere tahsis edilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)