وَالْخَامِسَةَ اَنَّ غَضَبَ اللّٰهِ عَلَيْهَٓا اِنْ كَانَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ ٩
وَالْخَامِسَةَ اَنَّ غَضَبَ اللّٰهِ عَلَيْهَٓا اِنْ كَانَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ
الْخَامِسَةَ atıf harfi وَ ile önceki ayetteki اَرْبَعَ 'ya matuf olup, fetha ile mansubdur. اَنَّ ve masdar-ı müevvel, الْخَامِسَةَ 'den bedel olarak mahallen mansubdur.
İsim cümlesidir. اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
غَضَبَ kelimesi اَنَّ ’nin ismi olarak fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَلَيْهَٓا car mecruru اَنَّ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir. Mahallen meczumdur.
كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنَ الصَّادِق۪ينَ car mecruru كَانَ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri; إن كان من الصَّادِق۪ينَ فالغَضَبَ عليه (Sadıklardan ise gadab onadır.) şeklindedir.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الصَّادِق۪ينَ ; sülâsî mücerredi صدق olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَالْخَامِسَةَ اَنَّ غَضَبَ اللّٰهِ عَلَيْهَٓا
Ayet, atıf harfi وَ ‘ la önceki ayete atfedilmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar ve tekid harfi اَنَّ ’nin dahil olduğu اَنَّ غَضَبَ اللّٰهِ عَلَيْهَٓا cümlesi masdar teviliyle الْخَامِسَةُ ‘nin haberi konumundadır. Masdar-ı müevvel, اَنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Masdar-ı müevvel cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. اَنَّ ’nin haberi mahzuftur. Car mecrur عَلَيْهَٓا bu mahzuf habere mütealliktir. Veya الْخَامِسَةَ , önceki ayetteki اَرْبَعَ ’ya matuftur. Masdar-ı müevvel وَالْخَامِسَةَ ’den bedeldir.
Veciz ifade kastına matuf غَضَبَ اللّٰهِ izafetinde lafz-ı celâle muzaf olan غَضَبَ , tazim kazanmıştır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنْ كَانَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ
İstînâfiyye olarak gelen, اِنْ كَانَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ cümlesi, cevabı mahzuf, şart cümlesidir.
كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur مِنَ الصَّادِق۪ينَ , nakıs fiil كَان ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
Öncesinin delaletiyle cevap cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Takdiri, فالغضب عليها (... gadap onlaradır.) şeklindedir.
Bu takdire göre mezkûr şart ve mukadder cevap cümlesinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
الصَّادِق۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Önceki ayetin fasılası olan اِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِب۪ينَ cümlesiyle, bu ayetin fasılası olan اِنْ كَانَ مِنَ الصَّادِق۪ينَ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
الصَّادِق۪ينَ - الْكَاذِب۪ينَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Beşincisi de, eğer kocası doğru ise Allah'ın gazabının kendi (kadının) üzerine olmasıdır cümlesinde الْخَامِسَةَ mübteda olarak merfû’dur, sonrası da haberdir. Ya da اَنْ تَشْهَدَ ’ye atıfla merfû’dur. Hafs ise اَرْبَعَ ’ya atfederek mansub okumuştur. Nâfi' ile Yakub da اَنْ لَعْنَتَ اللّٰهِ ve اَنْ غَضَبَ اللّٰهِ şeklinde sükun ile okumuştur. Başka okuyuşlar da vardır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t -Te’vîl)