وَاِذَٓا اُلْقُوا مِنْهَا مَكَاناً ضَيِّقاً مُقَرَّن۪ينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُوراًۜ ١٣
Qarane قرن: إقْتِرانٌ sözcüğü iki veya daha fazla nesnenin herhangi bir manada bir araya toplanması manası itibarıyla izdivac sözcüğü gibidir.
Filan kişi doğum zamanı itibarıyla filan gibidir denmek istendiğinde قَرْنٌ qarn lafzı kullanılır. قَرْنٌ aynı zaman diliminde bulunmaları açısından bir araya gelmiş topluluktur; nesil/ göbek/ kuşak gibi.. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle 43 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri karin, kurun, akran, karine, iktiran, mukârenet ve Kârun'dur. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَاِذَٓا اُلْقُوا مِنْهَا مَكَاناً ضَيِّقاً مُقَرَّن۪ينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُوراًۜ
Ayet, atıf harfi وَ ’la önceki ayete matuftur.
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اُلْقُوا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اُلْقُوا damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. مِنْهَا car mecruru مَكَاناً ’nin mahzuf haline mütealliktir.
مَكَاناً mekân zarfı اُلْقُوا fiiline mütealliktir. ضَيِّقاً kelimesi مَكَاناً ’nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. مُقَرَّن۪ينَ kelimesi اُلْقُوا ’daki failin hali olup, nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. Şartın cevabı دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُوراً ‘dir.
دَعَوْا fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. İşaret ismi هُنَالِكَ mekân zarfı olup, دَعَوْا fiiline mütealliktir, mahallen mansubdur. ثُبُوراً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُلْقُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi لقي ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
مُقَرَّن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûlüdür.
وَاِذَٓا اُلْقُوا مِنْهَا مَكَاناً ضَيِّقاً مُقَرَّن۪ينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُوراًۜ
Ayet, atıf harfi وَ ’la önceki ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Şart cümlesi olan اُلْقُوا مِنْهَا مَكَاناً ضَيِّقاً مُقَرَّن۪ينَ , müstakbel şart manalı zaman zarfı إِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumundadır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir. إِذَا ’nın müteallakı, cevap cümlesidir.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
اُلْقُوا fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مَكَاناً ‘in mahzuf mukaddem haline müteallik مِنْهَا car mecruru, ihtimam için zul-hale takdim edilmiştir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Mef’ûl olan مَكَاناً ’deki nekrelik, nev ve tahkir içindir.
ضَيِّقاً kelimesi, مَكَاناً için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
مُقَرَّن۪ينَ kelimesi اُلْقُوا fiilinin failinden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren cümledir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُوراً , müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. دَعَوْا fiiline müteallik olan هُنَالِكَ mekan zarfı, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan ثُبُوراً bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder. Kelimedeki nekrelik, nev ifade eder.
Ölümü çağırırlar ifadesinde istiare vardır. Ölüm arzu edilen, hoşlanılan canlı bir varlığa benzetilmiştir. Bu istiare, onların, ölümü ve helak olmayı istetecek kadar korkunç bir azap içinde olduklarını muhataba hissettirmek için yapılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
ضَيِّقاً (Dar) bir yerine denilmesi, cehennem azabının şiddetini ifade etmek içindir. Zira keder darlıkta, ferahlık da genişliktedir. Cennetin, ‘genişliği gökler ve yer kadardır’ şeklinde vasıflandırılmasının sırrı da budur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
مَكَاناً (Onun bir yeri) في مكانٍ demektir, مِنْهَا da beyaniyyedir, başa geçerek hal olmuştur. مَكَاناً ضَيِّقاً (dar bir yerine) azabın artması içindir; çünkü sıkıntı darlıkladır, ferahlık da bollukladır. Bunun içindir ki Allah Teâlâ cenneti: “Eni göklerle yerin eni kadar” diye nitelemiştir. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Ayet-i kerimede geçen ضَيِّقاً kelimesi şeddesiz olarak da okunmuştur. Ayet-i kerimede geçen مِنْهَا car mecruru, مَكَاناً kelimesinden haldir. Çünkü aslında mekânın sıfatıdır (Takaddüm edince hal olarak irablanmıştır). Yine ayet-i kerimede geçen مُقَرَّن۪ينَ kelimesi çokluk ifade etmesi için şeddelenmiştir. (Celâleyn Tefsiri)
11-12-13. ayetlerin sonlarındaki ثُبُوراًۜ - سَع۪يراًۚ - زَف۪يراً kelimelerinde seci vardır.
الإلْقاءُ , fırlatma demektir. Burada hakaretten kinayedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)