اِذَا رَاَتْهُمْ مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍ سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظاً وَزَف۪يراً ١٢
اِذَا رَاَتْهُمْ مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍ سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظاً وَزَف۪يراً
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. رَاَتْهُمْ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. رَاَتْ sükun üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Bilmek anlamında kalpfiilidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ مَكَانٍ car mecruru رَاَتْهُمْ fiiline mütealliktir. بَع۪يدٍ kelimesi مَكَانٍ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur. Şartın cevabı سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظاً وَزَف۪يراً ‘dır.
سَمِعُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. لَهَا car mecruru سَمِعُوا fiiline veya تَغَيُّظاً ‘nin mahzuf haline mütealliktir. تَغَيُّظاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. زَف۪يراً atıf harfi وَ ’la تَغَيُّظاً ’e matuftur.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذَا رَاَتْهُمْ مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍ سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظاً وَزَف۪يراً
Müstenefe olan şart üslubundaki terkip, önceki ayetteki سَع۪يراًۚ için sıfattır.
Şart cümlesi olan رَاَتْهُمْ مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍ , müstakbel şart manalı zaman zarfı إِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumundadır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مِنْ مَكَانٍ بَع۪يدٍ car-mecruru, mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
بَع۪يدٍ kelimesi, مَكَانٍ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظاً وَزَف۪يراً , müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. سَمِعُوا fiiline müteallik لَهَا car mecruru, ihtimam ve durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan تَغَيُّظاً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
Temasül nedeniyle تَغَيُّظاً ‘e atfedilen زَف۪يراً , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
تَغَيُّظاً - زَف۪يراً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Kelimelerdeki nekrelik, tarifi mümkün olmayan nev, kesret ve tazim ifade eder.
11 ve 12. ayet sonlarındaki سَع۪يراًۚ - زَف۪يراً kelimeleri arasında seci vardır.
رَاَتْهُمْ fiilinin müennes olması failin nar (ateş) ya da cehennem manası olmasındandır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vî; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Nefiste daha etkili olduğu için haber cümlesi, inşâ elbisesi içinde sunulmuştur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayette, görmek fiilinin onlara değil ateşe isnad edilmesi, ateşin öfke homurtusunun ve uğultusunun onları gerçekten veya temsilî olarak gördüğü zaman duyacağı şiddetli öfkeden dolayı olduğunu bildirmek içindir. Ayetin ifadesi, zımnen bildiriyor ki ateş, onları göreceği zaman ateş ile onlar arasındaki mesafe, malum dünya mesafelerindeki mûtat uzaklık değildir. Bu da ateşin pek korkunç olduğunu bildirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm; Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظاً وَزَف۪يراً [Onun öfkesini ve sesini işitirler] cümlesinde istiare-i temsîliyye vardır. Onun kaynama sesi, öfkeli kimsenin sesine ve içinden duyulan bir sese benzetilmiştir. Bu, ateşin parlaması ve alev alev yanmasını, öfkeli ve kızgın kimsenin durumuna göre anlatan bir temsildir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Bu ayette iki istiare bulunmaktadır. Birisi Yüce Allah’ın اِذَا رَاَتْهُمْ [Onları gördüğünde] sözüdür. Bu ifade, -ondan Allah’a sığınırız- cehennem ateşinin tasviri hakkındadır ki ateş için görme vasfı doğru olmaz. Allahu a’lem, bu ifadeyle kastedilen şudur: Cehennem ateşi onlara göre öyle bir mesafede bulunur ki şayet görme vasfıyla nitelenen varlık o mesafede bulunsaydı onları (cezalandırılacaklarını) görürdü. Bu ince tevillerden ve ilginç yorumlardandır.
Diğer istiare ise Yüce Allah’ın سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظاً وَزَف۪يراً [Onun öfke ve haykırma (seslerini) işitirler.] sözüdür. Bu iki sıfat canlıların niteliklerindendir. تَغَيُّظاً (öfkelenmek) insana özgüdür. Çünkü غَيُّظ , öfke derecelerinin en yükseklerindendir. Gerçek anlamda öfke ile ancak insanlar nitelenir. Haykırma ( زَف۪ي ) ile nitelenmede de insanlar ve diğer (canlılar) ortaktır. Bu iki sıfatla kastedilen, kızıp öfkelenen kimsenin durumu hakkında yapıldığı gibi, ateşin tutuşması ve alevlenmenin anlatımında da mübalağa yapmaktır. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)