اَصْحَابُ الْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُسْتَقَراًّ وَاَحْسَنُ مَق۪يلاً ٢٤
اَصْحَابُ الْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُسْتَقَراًّ وَاَحْسَنُ مَق۪يلاً
İsim cümlesidir. اَصْحَابُ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْجَنَّةِ muzâfun ileyh kesra ile mecrurdur. يَوْمَئِذٍ zaman zarfı خَيْرٌ ’a mütealliktir. إذ mahzuf cümleye muzâftır. Sonundaki tenvin mahzuf muzâfun ileyhten ivazdır. خَيْرٌ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur.
مُسْتَقَراًّ temyiz olup fetha ile mansubdur. اَحْسَنُ atıf harfi و ’la makabline matuftur. مَق۪يلاً temyiz olup fetha ile mansubdur.
Temyiz; kendisinden önce geçen müphem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır:
1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.
2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. Ayette melfûz mümeyyez şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَق۪يلاً ; sülâsi mücerredi قيل olan fiilin ism-i mef’ûlüdür.
مُسْتَقَراًّ ; sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan istif’âl babının ism-i mef’ûludur.
خَيْرٌ - اَحْسَنُ ; ism-i tafdil kalıbıdır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh” denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.
خَيْرٌ ve شَرٌّ kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ism-i tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları اَخْيَرُ ve اَشْرَرُ veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَصْحَابُ الْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُسْتَقَراًّ وَاَحْسَنُ مَق۪يلاً
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan اَصْحَابُ الْجَنَّةِ ‘nin, izafet şeklinde gelmesi, az sözle çok anlam ifadesinin yanında, müsnedün ileyhe tazim ifade eder. Çünkü müsned tazim anlamındaki kelimeye muzâf olmakla müsnedün ileyhin de tazimine işaret etmiştir.
اَصْحَابُ الْجَنَّةِ [Cennet ashabı] ifadesinde istiare vardır. Cennette kalışları arkadaşlığa benzetilmiştir. Arkadaşlar birbirinin karakterini taşır.
اَصْحَابُ الْجَنَّةِ [cennet ashabı] ibaresindeki اَصْحَابُ kelimesinin kökü صحب ’dir. Sahip, yer veya zaman bakımından başkasından ayrılmayan demektir. Bu birliktelik bedenle veya destekle olabilir. Peygamberimizin sahabesi de aynı kelimedir. Yine bir şeye sahip olmayı da Türkçede kullanıyoruz. Sohbet de aynı kelimeden dilimize geçmiştir.
خَيْرٌ mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
Atıf harfi وَ ’la haber olan خَيْرٌ ’e atfedilen اَحْسَنُ ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
مُسْتَقَراًّ ve مَق۪يلاً kelimeleri temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren ıtnabdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır.
خَيْرٌ - اَحْسَنُ ve مَق۪يلاً - مُسْتَقَراًّ gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
مُسْتَقَراًّ : Karargâh yani oturmak, konuşmak için çoğu zaman kaldığı yer, مَق۪يلاً : Öğle uykusu, uyku yeri, insanın kuşluk uykusunu uyuduğu, dinlendiği yer demektir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
مَق۪يلاً ifadesinde istiare vardır. Çünkü مَق۪يلاً içinde uyku uyunan yerlerin özelliklerindendir; oysa cennette uyku yoktur. Buna göre ifadenin açılımı şöyledir: Şayet cennette uyumak mümkün olsaydı o mekân, yatak ve döşeklerinin yumuşaklığı, gölgelerinin serinliği ile öğle uykusu (kâile) uyumaya elverişli yerlerin en güzeli olurdu. Bu ifade, Yüce Allah’ın, cennetliklerin anılmasına dair وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فٖيهَا بُكْرَةً وَعَشِياًّ [Orada, sabah akşam kendilerine ait kendilerine ait rızıkları var.] (Meryem Suresi, 62) sözüne benzer. Yani “Dünya hayatında bilinen sabah-akşam vakitlerine benzer vakitlerde” demektir. Aslında cennetin zamanı gündüz ve gecelerle nitelenemez. Çünkü bu özellikle, güneşin doğuşu ve batışına bağlı olarak birbirini izleyen ve böylece doğuşuyla başlayan gündüz batışıyla başlayana gece adı verilen zamanın niteliklerindendir. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)