اِنَّهَا سَٓاءَتْ مُسْتَقَراًّ وَمُقَاماً ٦٦
اِنَّهَا سَٓاءَتْ مُسْتَقَراًّ وَمُقَاماً
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هَا muttasıl zamir إِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. سَٓاءَتْ cümlesi, إِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
سَٓاءَتْ zem anlamı taşıyan camid fildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. سَٓاءَ fiilinin mahsusu mahzuftur. Takdiri, جَهَنَّمُ şeklindedir. مُسْتَقَراًّ temyiz olup fetha ile mansubdur. مُقَاماً atıf harfi و ‘la makabline matuftur.
سَاءَ zem fiili bir şahsı veya nesneyi yermek maksadıyla kurulan cümlelerde olur. Cümleye kattığı genel anlam hayret ve mübalağa ifadesidir. Zem fiili ile kurulan cümlelerde fail; marife veya gizli zamir olur, ondan sonra da mahsus gelir. Fail zamir ise temyizle yahut مَا ile belirtilir. Bu fiilin failinin geliş şekilleri şunlardır:
1. Failinin ال ’lı İsme Muzaf Olarak Gelmesi 2. سَاءَ ’nin Temyiz Alması. 3. سَاءَ Fiilinin مَا Harfi ile Gelmesi (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harf-i cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin îrabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan?” soruları sorulur. Temyiz ikiye ayrılır:
1. Melfûz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.
2. Melhûz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. Ayette melfûz mümeyyez şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُسْتَقَراًّ ; sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan istif’âl babının ism-i mef’ûludur.
اِنَّهَا سَٓاءَتْ مُسْتَقَراًّ وَمُقَاماً
Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Azaptan uzaklaşmanın diğer bir sebebini bildirmektedir.
Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/ sağlam cümlelerdir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
اِنَّ ‘nin haberiolan سَٓاءَتْ مُسْتَقَراًّ وَمُقَاماً cümlesi, gayrı talebî inşâî isnaddır. سَٓاءَتْ , zem anlamı taşıyan camid fiildir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. سَٓاءَتْ fiilinin mahsusu mahzuftur. Takdiri; جَهَنَّمُ ’dir. مُسْتَقَراًّ temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren ıtnabdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır.
Cehennemin makam ve barınak yeri olması ifadesinde istiare vardır. Barınılacak yer insanın sıkıntılardan kaçarak kurtulduğu yerdir. Cehennemin korkunçluğunu ifadede mübalağa için istiare yapılmıştır.
مُسْتَقَراًّ ve مُقَاماً kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
سَٓاءَتْ kelimesi بأسة hükmünde olup مُسْتَقَراًّ (karargah olarak) kelimesinin açıkladığı gizli bir zamir vardır. Zemmedilmesi kastedilen kelime mahzuf olup cümle سَٓاءَتْ مُسْتَقَراًّ وَمُقَاماً (O, karargâh olarak da ikametgâh olarak da kötüdür) şeklindedir. Bu zamir cümleyi اِنَّ ’nin ismine bağlayan ve onu ona haber yapan şeydir. سَٓاءَتْ kelimesi أحزن (üzdü) anlamında da olabilir ki faili اِنَّ ’nin ismi olan zamirdir (yani Cehennem Ateşi). Bu durumda مُسْتَقَراًّ hal veya temyiz olur. Bu iki gerekçelendirmenin mütedahil /iç içe olması da eş anlamı olması da mümkündür. Ayrıca bu söz, Allah’ın sözü de onların sözlerinin hikâyesi de olabilir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
مُسْتَقَراًّ ile مُقَاماً kelimeleri arasındaki farka gelince, مُسْتَقَراًّ ‘ın iman ehli olan günahkârlar için olması muhtemeldir. Çünkü onlar, ateşte (geçici bir süre için) karar kılacaklar, ama orada (ebedi) mukîm olmayacaklar. Mukîm kelimesinin ifade ettiği ikamete gelince, bu da kâfirler içindir. Şunu bil ki Cenab-ı Hakk'ın ifadesinin, Allah'ın kendi sözü olması muhtemel olduğu gibi, bunun o kâfirlerin sözlerinin nakli ve hikâyesi olması da mümkündür. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)