وَالَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّـنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَۗ اِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَاماًۗ ٦٥
Cehennem جهنم : Cehennem tabakalarına ait yedili tasnif sisteminde azabı en hafif olan en üst tabakadır. Sünnî âlimlere göre burası günahkâr müminlerin azap yeri olacak, bunların azabı sona erdikten sonra ise boş kalacaktır. Bu durumda cehennem genel olarak âhiretteki azap yerinin bütününün, özel olarak da en üst tabakasının adı olmaktadır. Yüce Allah’ın kızdırılmış ateşinin adıdır. Aslı Farsça olup جِهْنام dir, ama Arapçalaşmıştır.
Cehennem (müennes); İbranice’de Hinnam Vadisi demektir ki burada insanlar Molek’e ateşte kurban sunarlar. Bu kelime yabancı kökenli bir kelime farz edilir.
Lügat ehli şöyle demiştir:
Cehennemin lügatte aslı جِهانَم dir. Cihânem derin kuyu demektir. Futuhatu-l Mekkiye’de şöyle geçer: Cehennem adı, sıcaklığından ve soğukluğundan dolayı verilmiş bir isimdir. Ayrıca جهنّم ismi جِهام (yağmursuz bulut) kelimesinden gelir. Zira onun görünümü çirkindir. Bulut Allah’ın rahmeti olan su ve yağmurunu akıtan demektir. Allah buluttan yağmuru giderince, kendisinden rahmet olan yağmur giderildiği için ona جَهام ismi verilmiştir. Aynı şekilde Allah cehennemden rahmetini giderdiği için o da çirkin görünümlü olmuştur. Oraya cehennem ismi verilmesinin bir sebebi de dibinin derin olmasıdır.
جهنّم Sülasi mezid sigasıdır. İçinde kafirler, Allah düşmanları bulunan ve onlara azab edilen mekana isim olmuştur. Onun çirkin ve çatık kaşlı bir yüzü vardır. Bu madde جحن – جحم - جهن maddelerine lafzen ve mana olarak yakındır. Yine cehennem içinde kabalık, darlık, iğrençlik ve çatık kaşlılığı kapsayarak bunlara delalet eder. Bu mana Allah’ın zikrinden yüz çevirerek yol almanın ve bu alçak dünya amelinden suluk ederek sona erdirip rahatlık, neşe, merhamet, nimet ve razı bir yaşam diyarı olan ahiret alemine gider ki orası; arzı sema ve arz kadar olan cennettir.
وَالَّذِينَ كَفَرُوا إِلَىٰ جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَ مَتَاعٌ قَلِيلٌ ثُمَّ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ ۚ
Cehennem mefhumunun cennet mefhumunun mukabili olduğu ortadadır. Nun’un ziyadesi ve şeddeli oluşu sertlik ve çatık kaşlılığın şidddetine delalet eder.
Kuran’da türevleriyle birlikte 77 kez geçmektedir. (Müfredat- Tahqiq- Tdv İslam Ans.- Bursevi- Mukatil B. Süleyman) Kuran’ı Kerim’de isim olarak 77 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli cehennem (uçurum)dir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَالَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّـنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَۗ
Fiil cümlesidir. Atıf harfi وَ ‘la 63.ayetteki ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘ye matuf olup, mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası يَقُولُونَ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
يَقُولُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli رَبَّـنَا اصْرِفْ عَنَّا ‘dır. يَقُولُونَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اصْرِفْ dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. عَنَّا car mecruru اصْرِفْ ‘in mahzuf ikinci mef’ûlün bihine mütealliktir. عَذَابَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. جَهَنَّمَ muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَاماًۗ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
عَذَابَ kelimesi إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref, haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هو ’dir. غَرَاماًۗ kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)
وَالَّذ۪ينَ يَقُولُونَ رَبَّـنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَۗ
وَالَّذ۪ينَ , atıf harfi وَ ‘la 63. ayetteki الَّذ۪ينَ ‘ye atfedilmiştir. Allah Teâlâ, kullarının özelliklerini saymaya bu ayette de devam ediyor.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan يَقُولُونَ رَبَّـنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ , müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
يَقُولُونَ fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبَّـنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Nida harfinin hazfi, mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Nida üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. اصْرِفْ fiiline müteallik عَنَّا car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
رَبَّـنَا izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olması sebebiyle نَا zamirinin ait olduğu kişiler şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca رَبَّـنَا izafeti, mütekellimin, Allah’ın Rububiyet sıfatına sığınma isteğine işarettiir.
Nidanın cevabı olan اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Emir üslubundaki cümle, emir manasından çıkarak, dua manasında geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
Emir fiil aslen; makam bakımından yukarıda olan bir kişinin, makam bakımından daha alt seviyede olan birinden henüz husule gelmemiş bir fiilin yapılmasını istemek için vaz edilmiştir(ki buna isti'lâ yoluyla denir). Vücûb ifade eder. Eğer emir alt seviyede olan birinden daha üst seviyede olan birine yönelik olursa buna “dua” denir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
اِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَاماًۗ
Ayetin son cümlesi, ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اِنَّ ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Ayetin konusunun önemli unsuru olan عَذَابَ ’nin zamir makamında zahir olarak ikinci kez geçmesi, dikkatleri onun üzerine çekmek içindir. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اِنَّ ‘nin haberi olan كَانَ غَرَاماً cümlesi, nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi , faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَانَ ’nin haberi غَرَامًا , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
كَانَ fiili, bir cinste var olan bir vasıf ile ilgili kullanılması durumunda söz konusu vasfın o cinsin ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgular ve ona dikkat çeker. (Râgıb el-İsfahânî, Müfredât)
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)
غَرَامًا , ‘helak, hüsran, peşi bırakmayan ve yapışan’ anlamındadır. Peşi bırakılmayıp ısrarla takip edildiği için borçluya da غريم denilmesi bundandır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)