وَمَنْ تَابَ وَعَمِلَ صَالِحاً فَاِنَّهُ يَتُوبُ اِلَى اللّٰهِ مَتَاباً ٧١
Tevebe توب : تَوْبٌ günah işlemeyi en güzel yolla terk etmektir. Bu özür dilemenin en etkili yoludur. Çünkü özür dilemenin üç yolu vardır: 1- özür dileyenin 'ben yapmadım' demesi 2- 'şundan dolayı yaptım' demesi 3- 'onu yaptım, hata ettim, artık ondan geri döndüm' demesidir. Bunun bir dördüncüsü yoktur. İşte bu sonuncusuna tövbe denmektedir.
Şeriate göre tövbe ise 1- kötülüğünden dolayı günahı terketmek 2- yaptığına pişman olmak 3- bir daha tekrar etmeyeceğine azmetmek 4-düzeltilebilecek olan amelleri dönüş yaparak düzeltmektir. Bu dört şart bir araya geldiğinde tövbenin şartları tamamlanmış olur.
Allah'a tövbe etti anlamındaki تابَ إلى اللّهِ sözünde geçen إلى harfi ceri tövbeyle ve halisane ameller işleyerek Allah'a geri dönmeyi ifade eder. Aynı fiil علَي harfi ceriyle تابَ اللّهُ عَلَيْهِ şeklinde kullanıldığında Allah (cc) onun tövbesini kabul buyurdu demektir.
تائِبٌ kelimesi hem tövbe eden hem de tövbeyi kabul eden için kullanılır. Dolayısıyla kul tövbe eden, Allah'da tövbesini kabul edendir. تَوَّابٌ çok tövbe eden kul manasındadır. Bazen Yüce Allah'da tövbeleri çokça kabul eden olduğundan bu isimle anılmaktadır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle 87 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli tövbedir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَمَنْ تَابَ وَعَمِلَ صَالِحاً
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. İstînâfiyye olması da caizdir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
تَابَ şart fiili olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَمِلَ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
عَمِلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. صَالِحاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Veya masdardan naib mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.Takdiri, عَمِلَ عَمَلاً صاَلِحًا şeklindedir.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
صَالِحاً ; sülâsî mücerredi صلح olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاِنَّهُ يَتُوبُ اِلَى اللّٰهِ مَتَاباً
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. يَتُوبُ اِلَى اللّٰهِ cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. يَتُوبُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. اِلَى اللّٰهِ car mecruru يَتُوبُ fiiline mütealliktir. مَتَاباً mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur.
Mef’ûlu mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlu mutlak harf-i cer almaz. Harf-i cer alırsa hal olur. Mef’ûlu mutlak cümle olmaz. Mef’ûlu mutlak üçe ayrılır:
1. Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2. Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlu mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3. Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini belirten mef’ûlu mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlu mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَنْ تَابَ وَعَمِلَ صَالِحاً فَاِنَّهُ يَتُوبُ اِلَى اللّٰهِ مَتَاباً
Ayet, atıf harfi وَ ile 68. ayette geçen itiraz cümlesi olan مَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ يَلْقَ اَثَاماً ‘ye atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Şart üslubunda gelen terkipte sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi olan مَنْ تَابَ , şarttır. مَنْ şart ismi mübteda, müspet mazi fiil sıygasındaki تَابَ cümlesi mübtedanın haberidir. Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.
Ayetin sonunda müştakı zikredilen تَابَ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
Aynı üslupta gelen وَعَمِلَ صَالِحاً cümlesi, şart cümlesi olan تَابَ ’ye matuftur.
عَمِلَ صَالِحاً ibaresinin aslı عَمِلَ عَمَلاً صَالِحاً şeklindedir. Mevsuf hazf edilmiş, sıfat söylenmiştir. Bu da onların (ve amellerinin) bu sıfatla ne kadar özdeşleştiklerini, kuvvetle vasıflandıklarını gösterir. Menûtun hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
صَالِحًا ‘daki nekrelik tazim ve nev ifade eder.
فَ karînesiyle gelen فَاِنَّهُ يَتُوبُ اِلَى اللّٰهِ مَتَاباً şeklindeki cevap cümlesi, إِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
اِنَّ ‘nin haberi olan يَتُوبُ اِلَى اللّٰهِ مَتَاباً cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
O kimsenin, tevbesinin kabul edilmiş olması, iman etmesi ve salih amel işlemesi özelliklerinin sayılması taksim sanatıdır.
Ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması dolayısıyla Allah lafzında tecrîd sanatı vardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يَتُوبُ fiiline müteallik اِلَى اللّٰهِ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
Mimli masdar veznindeki مَتَاباً kelimesi, يَتُوبُ fiilinin mef’ûlu mutlakıdır.
Râgıb el-İsfahânî şöyle demiştir: مَتَاباً tam bir dönüş demektir ve bu dönüş, kötü olan şeyi terk etmek ve iyi olanı da araştırmakla tahakkuk eder.
تَابَ - يَتُوبُ - مَتَاباً kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/ sağlam cümlelerdir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1)
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mef’ûlu mutlakın tekid manasında olması caizdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
كُلِّها takdiriyle اِنَّ ile tekid edilmesi haberin mazmununun (içeriğinin) gerçekleştiği manası içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Allah'ın razı olacağı, günahı silen ve sevabı kazandıran bir dönüşle döner, yahut tövbekârları seven ve onlara güzel muamele eden Allah'a döner ya da Allah'a ve sevabına güzel bir dönüşle döner. Bu da özelleştirmeden sonra genellemedir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)