وَالَّذ۪ينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَۙ وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَاماً ٧٢
وَالَّذ۪ينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَۙ
İsim cümlesidir. Atıf harfi وَ ’la 63. ayetteki ism-i mevsûle matuftur. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası لَا يَشْهَدُونَ ’dir. Îrabdan mahalli yoktur.
لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَۙ cümlesi, mübteda الَّذ۪ينَ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَشْهَدُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الزُّورَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَاماً
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذَا şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. مَرُّوا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. مَرُّوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِاللَّغْوِ car mecruru مَرُّوا fiiline mütealliktir. Şartın cevabı, مَرُّوا كِرَاماً ‘dir.
مَرُّوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. كِرَاماً kelimesi, مَرُّوا ’ daki failin hali olarak fetha ile mansubdur.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كِرَاماً ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır.“Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَالَّذ۪ينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَۙ
وَالَّذ۪ينَ , atıf harfi وَ ‘la 63. ayetteki ism-i mevsûle atfedilmiştir. 63. ayetten itibaren birbirine atfedilen 6. ism-i mevsûldür.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَۙ , menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliğiyle, olayı zihinde canlandırmayı sağlayarak muhatabı etkiler.
Batıl şahitlikte bulunmazlar, ya da yalan meclislerinde hazır olmazlar, çünkü batılı müşahede etmek ona ortak olmaktır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Ayette bahsedilen الزُّورَ ile yalancı şahitlik manası kastedilmiş olması muhtemeldir. Buna göre mana, “Onlar, yalan yere şahitlik etmezler.” şeklindedir. Binaenaleyh bu ifadeden muzâf hazf edilmiş, muzâfun ileyh onun yerine getirilmiştir. Takdiri, مقامه şeklindedir. Yine bununla yalan konuşulan yerlerde durmama manası da kastedilmiş olabilir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)
وَاِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَاماً
Cümle, atıf harfi وَ ’la sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Inşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Şart üslubundadaki terkipte şart cümlesi olan مَرُّوا۟ بِٱللَّغۡوِ, müstakbel şart manalı zaman zarfı إِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumundadır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اِذَا ‘nın müteallakı, şartın cevap cümlesidir.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi مَرُّوا كِرَاماً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Şart ve cevap cümleleri arasında müşâkele ve müzavece sanatları vardır.
مَرُّوا fiilinin tekrarında cinas ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları, الزُّورَۙ - بِاللَّغْوِ kelimeleri arasında ise mürâât-ı nazîr sanatı mevcuttur.
مَرُّوا ’daki failin hali olan كِرَاماً , durum bildirmek için kullanılan ıtnâb sanatıdır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.
اِذَا kelimesi, gelecek zaman için şart manası taşır. Arkasından muzari manasında gelen mazi fiil, bu fiilin kesinlikle vuku bulacağına işaret etmek içindir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 7, Ahkaf Suresi 15, s. 171)
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)
Ayetteki إِذَا مَرُّوا۟ بِٱللَّغۡوِ مَرُّوا۟ كِرَاماً ifadesinin, [Onlar, lağv hali gibi şeylerden ötürü, kendilerine ikram edici olarak geçip giderler] manasında olduğu, onların kendilerine ikramının da “Bu gibi şeylerden uzak durmak, hoşlanmamak, böyle şeylere destekçi ve alkışçı olmamak suretiyle olduğu söylenmiştir.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)