اُو۬لٰٓئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ ف۪يهَا تَحِيَّةً وَسَلَاماًۙ ٧٥
اُو۬لٰٓئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ ف۪يهَا تَحِيَّةً وَسَلَاماًۙ
Ayet, 63. ayetteki عِبَادُ الرَّحْمٰنِ ‘nın haberi olarak mahallen merfûdur.
İsim cümlesidir. İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. يُجْزَوْنَ cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. يُجْزَوْنَ fiili نَ ’un sübutuyla mahzuf elif üzere merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. الْغُرْفَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مَا masdariyyedir. مَا ve masdar-ı müevvel بِ harf-i ceriyle يُجْزَوْنَ fiiline mütealliktir.
صَبَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. يُلَقَّوْنَ atıf harfi وَ ’la يُجْزَوْنَ fiiline matuftur.
يُلَقَّوْنَ fiili نَ ’un sübutuyla mahzuf elif üzere merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهَا car mecruru يُلَقَّوْنَ fiiline mütealliktir. تَحِيَّةً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. سَلَاماًۙ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُلَقَّوْنَ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi لقي ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اُو۬لٰٓئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ ف۪يهَا تَحِيَّةً وَسَلَاماًۙ
Ayet 63. ayetteki mübteda olan عِبَادُ الرَّحْمٰنِ ‘in haberidir. Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin ism-i işaretle marife olması, işaret edilenleri en güzel şekilde temyiz etmek ve tazim amacına matuftur. Uzağı işaret eden ism-i işaret olması, onların mertebelerinin yüceliğine işarettir. اُو۬لٰٓئِك işaret ismi bu kişileri işaret ederek sanki gözümüzün önündeymiş gibi düşünmemizi sağlar.
63.ayetten itibaren taksim sanatıyla açıklanan عِبَادُ الرَّحْمٰنِ ‘ın özellikleri اُو۬لٰٓئِكَ ‘de cem edilmiştir.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا cümlesi, mübtedanın haberidir.
Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mecrur mahaldeki masdar harfi مَا ve akabindeki صَبَرُوا cümlesi, masdar tevilinde, بِ harfi ile birlikte يُجْزَوْنَ fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, s. 107)
Neye sabrettikleri söylenmediği için bu ifade, her nevi sabrı kapsamaktadır.
وَيُلَقَّوْنَ ف۪يهَا تَحِيَّةً وَسَلَاماًۙ cümlesi, aynı üslupta gelerek haber olan …يُجْزَوْنَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Onların orada esenlik dileği ve selâmla karşılanacaklarının açıklanması, sonraki ayette de ebedî kalıcı olmaların belirtilmesi taksim sanatıdır.
یُلَقَّوۡنَ ve يُجْزَوْنَ fiilleri meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. mahzuf mukaddem hale müteallik ف۪يهَا car mecruru, ihtimam için mef’ûllere takdim edilmiştir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. يُلَقَّوْنَ fiiline müteallik ف۪يهَا car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûllere takdim edilmiştir.
Tezayüf nedeniyle birbirine atfedilen تَحِيَّةً وَسَلَاماًۙ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Mef’ûl olan bu kelimelerdeki tenvin nev, kesret ve tazim ifade eder.
تَحِيَّةً - سَلَاماً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
Ayetin işaret ismiyle başlaması; arkadan zikredilen şeylere kavuşmak için öncesinde zikredilecek şeyleri yapmakta özgür olduklarına işaret etmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
الْغُرْفَةَ [Has oda] ile mükâfatlandırılacaklar derken cennetteki yüksek kat odaları murad edilmektedir. الْغُرْفَةَ (has oda) şeklinde tekil kullanılması, cinse delalet eden tekil kelimeyle yetinildiği içindir. Buna delil de onlar has odalarda emniyet içinde oldukları halde (Sebe Suresi, 37) ayeti ile bu ayetteki فيِ الْغُرْفَةِ kelimesinin فيِ الْغَرْفَةِ şeklinde de okunmuş olmasıdır. Sabretmelerine karşılık yani taatleri ifaya, arzulardan kaçmaya, inkârcıların eza ve cefalarına, fakirlik vb. şeylere karşı sabretmelerine karşılık demektir. Sabredilen her şeyi kapsasın diye sabır kelimesi mutlak kullanılmıştır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
الْغُرْفَةَ (yüksek ve yüce) kelimesi, cennetteki yüksek derecelerden kinayedir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
تَحِيَّةً, “Cennet nimetlerinin bakî olması, hiç kesilmemesi” anlamına geliyorken سَلَاماًۙ kelimesi, bu nimetin zarar şaibelerinden uzak olması anlamını ifade eder. Sonra bu تَحِيَّةً ve سَلَاماًۙ ’ın, Cenab-ı Hakk'ın Rahîm olan Rabb'den gelen bir söz olmak üzere selam (Yasin Suresi, 58) ayetinden dolayı Allah'tan olması da mümkün olduğu gibi [Her kapıdan melekler, “Size selam olsun” diye onların yanına (Rad Suresi, 23)] ayetinden dolayı meleklerden olması mümkündür. Onların “birbirlerini selamlamış’’ olmaları da muhtemeldir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)