Şuarâ Sûresi 100. Ayet

فَمَا لَنَا مِنْ شَافِع۪ينَۙ  ١٠٠

“İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَمَا artık yoktur
2 لَنَا bizim
3 مِنْ
4 شَافِعِينَ şefa’atçilerimiz ش ف ع
 

Dünyada bâtıl tanrılara tapanlar âhirette o tanrıların kendileri için hiçbir işe yaramadığını görünce dünyada yaptıklarına pişmanlık duyarak kendilerinin yanlış yola saptıklarını itiraf ederler; uydurma tanrıları âlemlerin rabbi olan Allah’a denk tuttukları için hem kendilerini hem de sapmalarına sebep olan önderleri kınarlar, fakat pişmanlık fayda vermez. Zira orada onları kurtaracak dost veya şefaatçi olmadığı gibi dünyaya geri dönüp kurtuluşa erdirecek iman ve amel etme talepleri de kabul edilmez (şefaat ve şefaatçiler hakkında bilgi için bk. Bakara 2/48, 255).

Râzî’ye göre putperestlerin âhirette tanrılarını görmeleri ve onlara hitap etmeleri mümkün değildir. Onların ancak suretlerini görecekler ve dünyada yaptıklarına pişman olarak putlara tapmakla büyük hata ettiklerini itiraf edeceklerdir (XXIV, 152).

 


Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 159
 

فَمَا لَنَا مِنْ شَافِع۪ينَۙ

 

İsim cümlesidir. Atıf harfi  فَ  ile kasemin cevabına matuftur.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  لَنَا  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  شَافِع۪ينَ  lafzen mecrur, muahhar mübteda olarak mahallen merfû olup, cer alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

مِنْ  nefî, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341 )

شَافِع۪ينَ , sülâsi mücerredi  شفع  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

فَمَا لَنَا مِنْ شَافِع۪ينَۙ

 

Ayet atıf harfi  فَ  ile kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Lâzım-ı faide-i haber inkârî kelam olan isim cümlesidir. Sübut ve istimrar ifade eden menfi siyaktaki cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır.

Car mecrur  لَنَا , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Muahhar mübteda olan  شَافِع۪ينَ ’e dahil olan  مِنْ  harfi tekid ifade eden zaid harftir.

Tekidsiz gelmesi beklenen cümle muktezâ-i zâhirin hilafınadır. Çünkü muhatapları onların halinden şüphe etmemektedir. Fakat zahiren durumun gereğine uygun olmamakla birlikte ifade, muktezâ-i hale mutabıktır. İsim cümlesi, takdim ve zaid harf olmak üzere birden fazla tekid unsuru taşıyan sözleri, onların bu konuda ne kadar istekli olduklarını gösterir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Tekidsiz gelmesi beklenen cümle muktezâ-i zâhirin hilafınadır. Çünkü muhatapları onların halinden şüphe etmemektedir. Fakat zahiren durumun gereğine uygun olmamakla birlikte ifade, muktezâ-i hale mutabıktır. İsim cümlesi, takdim ve zaid harf olmak üzere birden fazla tekid unsuru taşıyan sözleri, onların bu konuda ne kadar istekli olduklarını gösterir.

الشَّفِيعِ  ve  الصَّدِيقِ  kelimelerinin nefy cins sıygasıyla gelmelerinden murad, iki ismin zaid  مِن  harfiyle müekked nefy siyakında gelmeleridir. İşte bu siyakta müfred ve cemi kelimeler cins’e delaletleri hususunda müsavidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)