Şuarâ Sûresi 101. Ayet

وَلَا صَد۪يقٍ حَم۪يمٍ  ١٠١

“Candan bir dostumuz da yok.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا ve yoktur
2 صَدِيقٍ bir dostumuz ص د ق
3 حَمِيمٍ sıcak ح م م
 

Dünyada bâtıl tanrılara tapanlar âhirette o tanrıların kendileri için hiçbir işe yaramadığını görünce dünyada yaptıklarına pişmanlık duyarak kendilerinin yanlış yola saptıklarını itiraf ederler; uydurma tanrıları âlemlerin rabbi olan Allah’a denk tuttukları için hem kendilerini hem de sapmalarına sebep olan önderleri kınarlar, fakat pişmanlık fayda vermez. Zira orada onları kurtaracak dost veya şefaatçi olmadığı gibi dünyaya geri dönüp kurtuluşa erdirecek iman ve amel etme talepleri de kabul edilmez (şefaat ve şefaatçiler hakkında bilgi için bk. Bakara 2/48, 255).

Râzî’ye göre putperestlerin âhirette tanrılarını görmeleri ve onlara hitap etmeleri mümkün değildir. Onların ancak suretlerini görecekler ve dünyada yaptıklarına pişman olarak putlara tapmakla büyük hata ettiklerini itiraf edeceklerdir (XXIV, 152).

 


Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 159
 

وَلَا صَد۪يقٍ حَم۪يمٍ

 

لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir.  صَد۪يقٍ  atıf harfi  وَ  ile  شَافِع۪ينَ ‘ye matuftur.  حَم۪يمٍ  kelimesi  صَد۪يقٍ ‘nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

حَم۪يمٍ ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır.“Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَا صَد۪يقٍ حَم۪يمٍ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki  شَافِع۪ينَ ’ye atfedilmiştir. Nefy harfi  لَا , olumsuzluğu tekid için gelmiş zaid harftir.

Atıftan sonra nefy harfi tekrar edilmeseydi, sadece ikisinin birlikte olumsuzlandığı anlamını taşırdı. Bu şekilde gelerek hem bunların yalnız başına olduğu durum hem de ikisinin birlikte olduğu durum olumsuzlanmıştır.

Sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade eden  حَم۪يمٍ  kelimesi,  صَد۪يقٍ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliği bildirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

شَافِع۪ينَ  ve  صَد۪يقٍ  arasında, cemiden müfrede geçişte iltifat sanatı vardır.

Sıfat, tâbi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için kullanılan bir açıklama biçimidir. Sıfatın kullanılmasının, matbusunun daha iyi tanınması, övülmesi, yerilmesi, pekiştirilmesi, acındırılması, kapalılığının giderilmesi, tahsis edilmesi gibi maksatları vardır. Itnâb, bazen de sıfatlar vasıtasıyla yapılmaktadır. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

Bu ayette şefaatçiler çoğul olarak kullanılmış iken dost kelimesinin tekil olarak kullanılması dikkatleri çekmektedir. Müfessir burada sosyolojik bir açıklama getirerek, zora düşenler için toplum içerisinde çok sayıda şefaatçi çıkabileceğini ancak gerçek ve candan dostun nadir olduğunu belirtmiş, diğer taraftan belki de dünya hayatına dair serzenişini  ألصَّادِقُ إسْمُ ﻻَ ماَنيَ لَهُ , (Dost; müsemmasız isimdir) deyişini naklederek dillendirmiştir. (İsmail Bayer, Keşşâf Tefsirinde Belâgat Uygulamaları)