25 Temmuz 2025
Şuarâ Sûresi 84-111 (370. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Şuarâ Sûresi 84. Ayet

وَاجْعَلْ ل۪ي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْاٰخِر۪ينَۙ  ٨٤


“Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاجْعَلْ ve nasib eyle ج ع ل
2 لِي bana
3 لِسَانَ dili ل س ن
4 صِدْقٍ doğruluk ص د ق
5 فِي içinde
6 الْاخِرِينَ sonra gelenler ا خ ر

  Sadeqa صدق :  Sıdq صِدْقٌ ve kizb كِذْبٌ kelimeleri temelde geçmişle ya da gelecekle ilgili bir vaat veya başka bir şeyle de olsa sözle ilgili kullanılırlar. Yine aslen haberi cümleler için kullanılmalarına rağmen dolaylı olarak soru, emir ve dua gibi haber dışındaki söz türleriyle ilgili de kullanılırlar.

  Sıdq صِدْقٌ, hem içte tutulan hem de haberi verilen sözün birbiriyle mutabık olmasıdır. Bu şartlardan herhangi birinin çiğnenmesi halinde bu tam bir sıdq olmaz; ya sıdqla hiç nitelendirilemez veya değişik bakış açılarına göre kimi zaman sıdq kimi zaman da kizb olarak nitelendirilir. Bir kafirin inanmadığı halde 'Muhammed Allah'ın elçisidir' demesi gibi. Bu sözün doğruluğundan dolayı sıdq olduğu söylenebilir. Aynı zamanda onu söyleyenin sözü ile kalbi uyuşmadığından dolayı buna kizb de denebilir.

  صِدِّيقٌ Sıddıka gelince o bir görüşe göre asla yalan söylemeyen kişilerle ilgili kullanılır, bir görüşe göre doğrulukla söz söylemeyi alışkanlık haline getirmiş olması sebebiyle kendisinden kolay kolay yalan sadır olmamış kişiler, bir başka görüşe göre ise söz ve inancında sıdq özelliği taşıyıp fiiliyle de bu inancını ispat eden kişiler için kullanılır denilmiştir.

  Doğruluğunun te'yid edildiği herşeyle ilgili تَصْدِيقٌ tasdik sözcüğü kullanılır. صَداقَةٌ ise sevgi ve muhabbette doğru itikaddır. Son olarak صَدَقَةٌ insanın yakınlaşma amacıyla malından çıkarıp verdikleridir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de türevleriyle 155 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri sadaka, sâdık, sadakat, tasdik, tasadduk ve Sıtkı'dır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

وَاجْعَلْ ل۪ي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْاٰخِر۪ينَۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اجْعَلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. ل۪ي  car mecruru  اجْعَلْ ‘in mahzuf ikinci mef’ûlun bihine mütealliktir. لِسَانَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. صِدْقٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

فِي الْاٰخِر۪ينَ  car mecruru  لِسَانَ ‘nın mahzuf haline veya sıfatına müteallik olup, cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek. 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْاٰخِر۪ين ; sülâsi mücerredi أخر  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)      

وَاجْعَلْ ل۪ي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْاٰخِر۪ينَۙ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la önceki ayetteki nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Matufla matufun aleyh arasında, anlam bütünlüğünün yanında, inşâî olmak bakımından da mutabakat vardır. 

Hz. İbrahim’in duasının devamıdır. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Emir üslubunda gelmesine karşın cümle, dua manasında olduğu için lüzumiyet alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf  لِسَانَ صِدْقٍ  izafetinde, صِدْقٍ  sıfat olmasına rağmen  لِسَانَ ‘nin muzafun ileyhi olmuştur.  لِسانًا صادِقًا ‘doğru söz’, yerine [doğrunun sözü] buyrulmuştur. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

لِسَانَ  için muzâfun ileyh olan  صِدْقٍ ’daki nekrelik, tazim ifade eder. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder.

لِسَانَ صِدْقٍ  terkibinde,  صِدْقٍ , dile isnad edilmiştir. Aslında doğru olan lisan değil, o sözlerin sahibidir. Dil ve doğru olmak arasında sebebiyet alakasına dayalı mecaz-ı mürsel bulunmaktadır. Burada sebep zikredilmiş, sonuç kastedilmiştir. Çünkü dili kullanan kimse, lisanın doğruluğunun sebebidir. Mübalağa ifade eden bu üslup, onların sözlerinin doğruluğunun yüksek derecesine delalet eder. 

فِي الْاٰخِر۪ينَ  ibaresindeki  فِي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla sonrakiler içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü nesiller, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. İnsanlar arasında iyi anılmayı tekid etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her iki durumdaki mutlak irtibattır.

لِسَانَ ’den kasıt söylenecek sözlerdir.  لِسَانَ  asıl itibariyle konuşma organıdır. Kutebî dedi ki:  لِسَانَ , istiare yoluyla söz söyleme yeridir. Araplar bunu bazen kinaye yoluyla kelime hakkında da kullanmaktadır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân) 

وَاجْعَلْ ل۪ي لِسَانَ صِدْقٍ  [Bana iyi bir anılma nasip et] cümlesinde latif bir istiare vardır. Yüce Allah  لِسَان  kelimesini, iyi anılma ve övülme için müstear olarak kullanmıştır. Bu, en latif istiarelerdendir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

لِسَانَ  kelimesinin  صِدْقٍ ‘e izafeti, mevsufun sıfatına izafeti olup sıfatta mübalağa ifade eder. Yani, mana itibariyle  لِسانًا صادِقًا  anlamına gelir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)

Şuarâ Sûresi 85. Ayet

وَاجْعَلْن۪ي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّع۪يمِۙ  ٨٥


“Beni Naîm cennetinin varislerinden eyle.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاجْعَلْنِي ve beni kıl ج ع ل
2 مِنْ -nden
3 وَرَثَةِ varisleri- و ر ث
4 جَنَّةِ cennetinin ج ن ن
5 النَّعِيمِ ni’met(i bol olan) ن ع م

وَاجْعَلْن۪ي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّع۪يمِۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اجْعَلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

مِنْ وَرَثَةِ  car mecruru  اجْعَلْ ‘in mahzuf ikinci mef’ûlün bihine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır.  جَنَّةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. النَّع۪يمِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek. 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاجْعَلْن۪ي مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّع۪يمِۙ

 

İbrahim (a.s)’ın duasına dahil olan bu ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Matufla matufun aleyh arasında, anlam bütünlüğünün yanında, inşâî olmak bakımından da mutabakat vardır. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Emir üslubunda gelmesine karşın cümle, dua manasında olduğu için lüzumiyet alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

مِنْ وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّع۪يمِۙ  car-mecruru, اجْعَلْن۪ي  fiilinin mahzuf ikinci mef’ûlüne mütealliktir. İkinci mef’ûlün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

وَرَثَةِ  , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir. 

جَنَّةِ النَّع۪يمِۙ  izafeti, sıfatın mevsufuna izafesi babındandır.

Az sözle çok anlam ifade eden izafetin verdiği manayı sıfat tamlaması, karşılayamaz.

İzafette muzâfın bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri Ahkaf/20 )

وَاجْعَلْن۪ي مِنْ وَرَثَةِ  sözündeki varis olmaktan murad verilen ve geri alınmayan ihsanlardır. Varis için de miras böyledir. Miras, mirası veren kişiye geri dönmez. Bu lafızda tasrîhî ve tebeî istiare vardır. Çünkü varis olmak, baki kalmak anlamında kullanılmıştır. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi  Suret-i, Meryem 77. s. 243) 

Veraset mülk edinmede ve hak sahibi olmada kullanılan en güçlü lafızdır; çünkü fesh edilmez, geri dönülmez, reddetmekle iptal edilmez ve düşürülmez. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t- Te’vîl)

Bu da cennete ve oraya mirasçı olmaya dair bir duadır. Bu bazı kimselerin: Ben ne cenneti talep ederim ne de cehennemi, şeklindeki sözlerini reddetmektedir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l- Kur’ân)

Ayet-i Kerimede Allah Teâlâ cenneti, murisin ölümünden sonra varisin hakettiği mirasa benzetmiştir. Buna göre ayetin anlamı şöyledir: ”Varisin, murisin malını hak edip ondan yararlandığı gibi beni de nimeti bol cenneti hak eden ve o cennetten yararlananlardan kıl. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Şuarâ Sûresi 86. Ayet

وَاغْفِرْ لِاَب۪ٓي اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۙ  ٨٦


“Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاغْفِرْ ve bağışla غ ف ر
2 لِأَبِي babamı ا ب و
3 إِنَّهُ çünkü o
4 كَانَ ك و ن
5 مِنَ -dandır
6 الضَّالِّينَ sapıklar- ض ل ل

  Ebeve ابو :   أب baba demektir. Bir şeyin ıslah, icad ve zuhuruna sebep olan herkese baba adı verilir. Bu nedenle Peygamber (sav) müminlerin babası diye adlandırılır. Hem amca ile baba beraber, hem de anne baba ile beraber أبويْنِ  (iki baba) diye adlandırılır. Aynı şekilde dede de baba ile beraber bu şekilde anılır.

  أب  kelimesinin çoğulu آباء ve  اُبُوّة  şekillerinde gelir. Kelimedeki asıl anlam, maddi ya da manevi  yönden terbiye etmektir. Bu kelimenin kendi yerlerine kullanıldığı pek çok madde vardır. Örneğin, amca, dede, Nebi ve hoca..  bunların hepsi terbiyeden sorumlu olan kimselerdendir. (Müfredat - Tahqiq)

  Kuran’ı Kerim’de üç farklı isim formunda 117 defa geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri baba ve ebeveyndir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

وَاغْفِرْ لِاَب۪ٓي 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اغْفِرْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. لِاَب۪ٓي  car mecruru  اغْفِرْ  fiiline müteallik olup, cemi müzekker salime mülhak kelimelerdendir. Aynı zamanda muzâftır.Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.


 اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۙ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder. 

هُ  muttasıl zamiri  اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle  اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

كَانَ ‘nin ismi müstetir olup takdiri هو ‘dir. مِنَ الضَّٓالّ۪ينَ  car mecruru  كَانَ ‘nin mahzuf haberine müteallik olup cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

الضَّٓالّ۪ينَۙ ; sülâsi mücerredi  ضلل  olan fiili ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاغْفِرْ لِاَب۪ٓي 

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayete matuf olup, bu ayette Hz. İbrahim, babası için dua ediyor. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Matufla matufun aleyh arasında, anlam bütünlüğünün yanında, inşâî olmak bakımından da mutabakat vardır. 

Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Emir üslubunda gelmesine karşın cümle, dua manasında olduğu için lüzumiyet alakasıyla, mecaz-ı mürsel mürekkebdir.


 اِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَۙ

 

Ta’liliye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ ’nin haberi olan  كَانَ مِنَ الضَّٓالّ۪ينَ  cümlesi, nakıs fiil  كان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif  sanatı vardır. Car mecrur  مِنَ الضَّٓالّ۪ينَ , nakıs fiil  كَان ’nin mahzuf haberine mütealliktir.

Haberî isnad formunda  اِنَّ  ile tekit edilmiş bu cümlede, muktezâ-i zâhirin hilafına durum söz konusudur. Asıl maksadın üzüntü ve endişenin dile getirilmesi olduğu için, lüzûmiyet alakasıyla mecâz-ı mürsel mürekkebtir.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ  ve isim cümlesi sebebiyle muhkem/sağlam cümlelerdir. 

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir.  İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mağfiret müslüman olma şartına bağlıdır. Neticeyi (meşrûdu) istemek şartı istemeyi de beraberinde getirir. O halde Hz. İbrahim’in, [Babamı da bağışla] şeklindeki sözünün neticesi, onun babasının müslüman olması için dua etmiş olduğuna dayanır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Şuarâ Sûresi 87. Ayet

وَلَا تُخْزِن۪ي يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ  ٨٧


“(Kulların) diriltilecekleri gün beni utandırma!”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا
2 تُخْزِنِي beni utandırma خ ز ي
3 يَوْمَ gün ي و م
4 يُبْعَثُونَ diriltilecekleri ب ع ث
Resûl-i Ekrem Efendimizin haber verdiğine göre, Hz. İbrâhim kıyamet gününde, yüzü  gözü toz toprak içinde olan babası Âzer ile karşılaşacak ve ona “ Ben sana dünyada iken benim dâvetime uy, bana karşı çıkma dememiş miydim?” diye soracak. Babası da ona “ İşte bugün sana uyacağım “ diyecek. Ozaman da Hz. İbrâhim:” Yâ Rabbi! İnsanların diriltileceği günde beni utandırmayacağını bana vaad buyurmuştun. Bugün, babamın Senin rahmetinden uzak olmasından daha utanılacak ne olabilir ki?” diyecek. “ Ben, Cennet’i kâfirlare haram kıldım” buyuracak. Sonra “ Ey İnrâhim! Şu iki ayağının arasındaki nedir?” diye seslenilecek. İbrâhim eğilip bakınca, babasını kana bulanmış bir sırtlan şeklinde görecek. Bunun üzerine onu ayaklarından tutup Cehennem’e atacaklar. “
( Buhâri, Enbiyâ 8, Tefsir 26/1

وَلَا تُخْزِن۪ي يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُخْزِن۪ي  illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  

يَوْمَ  zaman zarfı, تُخْزِن۪ي  fiiline mütealliktir. يُبْعَثُونَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

يُبْعَثُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُخْزِن۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  خزي ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

وَلَا تُخْزِن۪ي يَوْمَ يُبْعَثُونَۙ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la 83. ayetteki nidanın cevabına matuf olup, nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Matufla matufun aleyh arasında, anlam bütünlüğünün yanında, inşâî olmak bakımından da mutabakat vardır.

Cümle nehiy üslubunda gelmesine karşın, dua anlamı taşıdığı için lüzumiyet alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Hz. İbrahim’in duası bu ayete kadar mazi sıygasıyla gelmişken, bu ayette muzari sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Müspet muzari fiil sıygasında faideî haber ibtidaî kelam olan  يُبْعَثُونَ  cümlesi, zaman zarfı  يَوْمِ ’nin muzâfun ileyhi konumundadır.

Muzari fiil hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يُبْعَثُونَ  fiili, meçhul bina edilerek mef’ûle dikkat çekilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

يُبْعَثُونَ  ifadesindeki zamir kullara aittir, zira zahir olan budur; ya da dalalette olanlara gider. Buna göre, babası için ettiği istiğfar bütününe ait olmuş olur; yani babamın da aralarında bulunduğu o dalalettekilerin diriltileceği gün benim yüzümü kara çıkarma demektir.(Zemahşeri,Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)

يُبْعَثُونَ  fiilindeki zamir (واو الجماعة), Allah katında malum olan kullara döner. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)  

"Beni rüsva etme” kusurumu yüzüme vurarak ya da rütbemi bazı mirasçıların rütbesinden düşürerek ya da bana azap etmekle. Çünkü sonucun ne olacağı belli değildir ve azap aklen de caizdir ya da babama azap etmekle ya da onu sapıklar zümresinde haşr etmekle’’. Bu da  الخزي  kökünden gelir ki değersizlik demektir. Ya da  الخزاية  kökünden gelir ki o da utanmak manasınadır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

(insanların) diriltilecekleri gün, beni mahcup etme ve perdemi yırtma! Hz. İbrahim, Allah'ın kendisini rezil etmeyeceğini bildiği halde bu sözü, kulluğunu ortaya koymak ve başkalarını Allah'a yönelmeye teşvik etmek için söylemiştir. Öte yandan mahcup edilmeme ise insanların diriltilecekleri güne atfedilmiştir. Çünkü dünya Allah'ın settâr isminin tecelligâhıdır. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Şuarâ Sûresi 88. Ayet

يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ  ٨٨


“O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَوْمَ o gün ي و م
2 لَا
3 يَنْفَعُ fayda vermez ن ف ع
4 مَالٌ (ne) mal م و ل
5 وَلَا ne de
6 بَنُونَ oğullar ب ن ي

يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ

 

Fiil cümlesidir. Zaman zarfı  يَوْمَ  önceki ayetteki zaman zarfından bedel olup fetha ile mansubdur. لَا يَنْفَعُ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَنْفَعُ  damme ile merfû muzari fiildir.  مَالٌ  fail olup damme ile merfûdur.  

لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. بَنُونَۙ  atıf harfi وَ  ile makabline matuf olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için ref alameti و ’dır.

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَوْمَ لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ

 

Ayet, istînâfiyye fasılla gelmiştir. Zaman zarfı  يَوْمَ , önceki ayetteki  يَوْمَ ’den bedeldir. Muzâfun ileyh konumundaki  لَا يَنْفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَۙ  cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber talebî kelamdır.

Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

وَلَا بَنُونَ , tezayüf nedeniyle fail olan  مَالٌ ’e atfedilmiştir. Nefiy harfi  لَا , olumsuzluğu tekid için gelmiş zaid harftir.

Atıftan sonra nefiy harfi tekrar edilmeseydi, sadece ikisinin birlikte olumsuzlandığı anlamını taşırdı. Bu şekilde gelerek hem bunların yalnız başına olduğu durum hem de ikisinin birlikte olduğu durum olumsuzlanmıştır. 

Fayda vermeyenlerin mal ve oğullar olarak belirtilmesi taksim sanatıdır.

بَنُونَ [oğullar] ile kastedilenler yardımcılardır. Çünkü evladın fayda vermesi söz konusu olmazsa, başkası nasıl fayda verebilir? Bir diğer açıklama şöyledir: Burada oğulların söz konusu edilmesi İbrahim (a.s)'ın babasının daha önceden söz konusu edilmesidir. Yani İbrahim babasına fayda sağlamayacaktır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Bu cümle, mezkûr günü izah etmekte olup o günün korkunçluğunu pekiştirmek için ve gelecek istisnaya da hazırlık için zikredilmiştir.

Yani dünyada hayır ve iyilik yolunda harcanmış olsa bile mal ve şefaat için hazırlanmış salih olsalar bile oğullar, iman olmadıkça hiç kimseye bir fayda vermez. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)

"Evlat" ayeti ile kastedilenler yardımcılardır. Çünkü evladın fayda vermesi söz konusu olmazsa, başkası nasıl fayda verebilir? Bir diğer açıklama şöyledir: Burada oğulların söz konusu edilmesi İbrahim (as)'ın babasının daha önceden söz konusu edilmesidir. Yani İbrahim babasına fayda sağlamayacaktır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Şuarâ Sûresi 89. Ayet

اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ  ٨٩


“Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِلَّا dışındakine
2 مَنْ kimse
3 أَتَى getiren ا ت ي
4 اللَّهَ Allah’a
5 بِقَلْبٍ kalb ق ل ب
6 سَلِيمٍ sağlam ve temiz س ل م

اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ

 

اِلَّا  istisna edatı olup, istisna-i muttasıldır. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  اَتَى ‘dır. Îrabdan mahalli yoktur. 

اَتَى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  بِقَلْبٍ  car mecruru  اَتَى ‘daki failin mahzuf haline mütealliktir.

سَل۪يمٍ  kelimesi, بِقَلْبٍ ‘nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

سَل۪يمٍ ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır. “Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِلَّا مَنْ اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ

 

Önceki ayetteki  يَنْفَعُ  fiilinin mef’ûlünden istisna edilenleri bildiren ayette, müstesna konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ’nin sıla cümlesi  اَتَى اللّٰهَ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)

Hz. İbrahim’in, zamir yerine zahir isimle ve lafza-i celâli, heybeti artırmak, zihne yerleştirmek, telezzüz ve teberrük için zikretmesinde, tecrîd, iltifat ve ıtnâb sanatları vardır.

بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ  car-mecruru, اَتَى ‘daki failin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

 بِقَلْبٍ سَل۪يمٍۜ  ibaresinde istiâre sanatı vardır. İradesi olan canlılara mahsus olan  سَل۪يمٍۜ  olmak özelliği, kalbe nispet  edilerek, kalp bir şahıs yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır. 

Ya da kalp sözcüğünde cüz kül alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Kalp zikredilerek şahsın zatı kastedilmiştir. Çünkü kalp, insanın en önemli organıdır.

 بِقَلْبٍ  için sıfat olan  سَل۪يمٍ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliği bildirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

بِقَلْبٍ ’deki nekrelik, muayyen olmayan cinse ve tazime işaret eder.

Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için kullanılan bir açıklama biçimidir. Sıfatın kullanılmasının, matbusunun daha iyi tanınması, övülmesi, yerilmesi, pekiştirilmesi, acındırılması, kapalılığının giderilmesi, tahsis edilmesi gibi maksatları vardır. Itnâb, bazen de sıfatlar vasıtasıyla yapılmaktadır. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

بِقَلْبٍ سَل۪يمٍ  ; kalbin bütün afetlerinden arınmış olarak demektir. Bazıları bunu şirkten arınmış (bir kalbe) diye yorumlamışlar. Oysa ki bunu sadece şirke tahsis etmenin bir anlamı yoktur. Çünkü ifade mutlaktır. Bazı afetler diğerlerinden daha evla olmadığından ifade bütün afetleri kapsamaktadır. 

‘’Eğer kalbiyle Allah’a geldi’’ ne demektir dersen; kalbini Allah’a halis kıldı demektir, derim. Hz. İbrahim’in Allah’a selim bir kalple geldiği bilindiği için  مَجِيأ  (gelmek) kelimesi, burada mesel olarak kullanılmıştır. (Kur’an’daki Deyimler ve Zemahşeri’nin Keşşâf’ı)

Allah'a selim kalp ile gelmiş olanlara kalplerinin selameti dolayısıyla evlatlarının faydası olacaktır. Özellikle kalbin söz konusu edilmesine gelince, buna sebep kalbin selim olmasıyla diğer azaların da selamet bulmasıdır. Kalp bozulursa, diğer azalar da bozulur. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l- Kur’ân)

İnkârdan ve münâfıklıktan uzak temiz bir kalple gelenler müstesna kâfirin ve münafığın kalbi hastadır. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

Bu ayet, Hz. İbrahim'in babası için mağfiret dilemesinin, imana hidayetinin talebi anlamında olduğunu teyit etmektedir. Çünkü babasının kâfir olarak ölmesinden sonra bağışlanmasını talep etmesi imkânsızdır. Kaldı ki Hz. İbrahim, böyle bir duanın fayda vermeyeceğini pekala bilmektedir. Çünkü bu dua şefaat kabilindendir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Şuarâ Sûresi 90. Ayet

وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَۙ  ٩٠


Cennet, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara yaklaştırılacak.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَأُزْلِفَتِ ve yaklaştırılır ز ل ف
2 الْجَنَّةُ cennet ج ن ن
3 لِلْمُتَّقِينَ muttakiler için و ق ي

وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  اُزْلِفَتِ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. تِ  te’nis alametidir. الْجَنَّةُ  naib-i fail olup damme ile merfûdur. لِلْمُتَّق۪ينَ  car mecruru  اُزْلِفَتِ  fiiline müteallik olup, cer alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُزْلِفَتِ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  زلف ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

مُتَّق۪ينَ  sülâsi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَۙ

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Henüz gerçekleşmemiş olayları ifade ederken muzari fiil yerine, olayın vuku bulacağının kesinliğine delalat etmek üzere geleceği, müşahede eder gibi göz önünde canlandırmak için mazi fiil kullanılmasında mecaz-ı mürsel sanatı vardır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)

اُزْلِفَتِ  fiili, meçhul bina edilerek mef’ûle dikkat çekilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. 

Cenab-ı Hak cennetlikleri anlatırken, (Cennet, uzak olmaksızın müttakilere yaklaştırılır. Kaf/31) ve cehennemlikleri anlatırken de (Onlar onu yakın görünce, kâfirlerin yüzleri kötü bir hale gelir. Mülk/ 27) buyurmuştur. Allah Teâlâ bunu, müminler için peşin bir sevinç, kâfirler için büyük bir gam olsun diye böyle yapmıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

لِلْمُتَّق۪ينَ  kelimesindeki lâm, tadiyet içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

Bu ayet her ne kadar mana bakımından gelecekle ilgili olsa dahi, mazi sıygasıyla getirilmiştir. Zira, Allah Teâlâ'nın haber verdiği her şey doğru olup, gerçektir. Böylece o şeyler sanki, olup bitmiş ve varlık âlemine girmişler, varolmuşlar demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Zuhaylî bu ayet-i kerîmedeki  لِلْمُتَّق۪ينَ  ile sonraki ayetteki  لِلْغَاو۪ينَۙ  kelimeleri arasında, ardından peş peşe gelen ayetlerin sonlarındaki,  تَعْبُدُونَۙ -  يَنْتَصِرُونَۜ  -  الْغَاوُ۫نَۙ  - اَجْمَعُونَۜ    يَخْتَصِمُونَۙ - مُجْرِمُونَ   ifadelerinde ve onları takip eden ayetlerdeki  مُب۪ينٍۙ - عَالَم۪ينَ  - شَافِع۪ينَۙ   مُؤْمِن۪ينَ  kelimeleri arasında seci ve ayet sonlarındaki fasılalara riayet bulunduğunu ifade etmektedir. (Sinan Yıldız, VehbeZuhaylî’nin Tefsiru’l Münir Adlı Tefsirinde Belâgat İlmi Uygulamaları)

Şuarâ Sûresi 91. Ayet

وَبُرِّزَتِ الْجَح۪يمُ لِلْغَاو۪ينَۙ  ٩١


91-93. Ayetler Meal  :   
Cehennem de azgınlara gösterilecek ve onlara, “Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarınız nerede? Size yardım ediyorlar mı veya kendilerini kurtarabiliyorlar mı?” denilecek.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَبُرِّزَتِ ve karşısına çıkarılır ب ر ز
2 الْجَحِيمُ cehennem ج ح م
3 لِلْغَاوِينَ azgınların غ و ي

وَبُرِّزَتِ الْجَح۪يمُ لِلْغَاو۪ينَۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

بُرِّزَتِ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir.  تِ  te’nis alametidir. الْجَح۪يمُ  naib-i fail olup damme ile merfûdur. لِلْغَاو۪ينَ  car mecruru  بُرِّزَتِ  fiiline mütealliktir.

بُرِّزَتِ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  برز ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

غَاو۪ينَ , sülâsi mücerredi  غوي  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَبُرِّزَتِ الْجَح۪يمُ لِلْغَاو۪ينَۙ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)

Henüz gerçekleşmemiş olayları ifade ederken muzari fiil yerine, olayın vuku bulacağının kesinliğine delalat etmek üzere geleceği, müşahede eder gibi göz önünde canlandırmak için mazi fiil kullanılmasında mecaz-ı mürsel sanatı vardır.

بُرِّزَتِ   fiili, meçhul bina edilerek mef’ûle dikkat çekilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Önceki ayet  اُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّق۪ينَ  ile bu ayet arasında mukabele sanatı vardır.

جَنَّةُ - جَح۪يمُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab,  مُتَّق۪ينَۙ  - غَاو۪ينَۙ  ve  اُزْلِفَتِ  (Yaklaştırıldı) - بُرِّزَتِ (çıkarıldı) kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

Azgınlardan maksat kâfirlerdir. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en- Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)

Bu ayet her ne kadar mana bakımından gelecekle ilgili olsa dahi, mazi sıygasıyla getirilmiştir. Zira, Allah Teâlâ'nın haber verdiği her şey doğru olup, gerçektir. Böylece o şeyler sanki, olup bitmiş ve varlık âlemine girmişler, varolmuşlar demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Şuarâ Sûresi 92. Ayet

وَق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ  ٩٢


 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَقِيلَ ve denilir ق و ل
2 لَهُمْ onlara
3 أَيْنَ hani nerede?
4 مَا şeyler
5 كُنْتُمْ ك و ن
6 تَعْبُدُونَ taptıklarınız ع ب د

وَق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ق۪يلَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir.  لَهُمْ  car mecruru  ق۪يلَ  fiiline mütealliktir. اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ cümlesi, naib-i fail olarak mahallen merfûdur. 

İsim cümlesidir. اَيْنَ  istifhâm ismi, mekân zarfı olup mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ  ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur. Aid zamir mahzuftur. Takdiri; تعبدونها (Onlara ibadet ediyorsunuz) şeklindedir. 

İsim cümlesidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

كُنْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur.  تَعْبُدُونَۙ  cümlesi, كُنْتُمْ ’ün haberi olarak mahallen mansubdur. 

تَعْبُدُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ ’nin haberinin muzari fiil olması, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylem olduğuna, veya geçmişte mutat olarak yapılan ve adet haline getirilen davranış olduğuna işaret eder. Fail onu sürekli yaptığından adet haline getirmiştir. (Arap Dilinde Kane Fiili Ve Kur’ân’da Kullanımı M.Vecih Uzunoğlu)

وَق۪يلَ لَهُمْ اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayete atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)

Henüz gerçekleşmemiş olayları ifade ederken muzari fiil yerine, olayın vuku bulacağının kesinliğine delalat etmek üzere geleceği, müşahede eder gibi göz önünde canlandırmak için mazi fiil kullanılmasında mecaz-ı mürsel sanatı vardır.

ق۪يلَ  fiilinin naib-i faili olan  اَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen tahkir ve azarlama amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. Mekan zarfı olan istifham ismi  اَيْنَ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Takdim, istifham isimlerinin sadaret hakkı nedeniyledir.

Muahhar mübteda konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ‘nın sıla cümlesi olan  كُنْتُمْ تَعْبُدُونَ , nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَانَ  ’nin haberi olan  تَعْبُدُونَ , müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedin, muzari fiil cümlesi olarak gelerek hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَانَ ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi, Sayı 41)

كَان ’nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)

Kur’an’da  كان ’den sonra gelen muzari fiil, o eylemin çokluğuna ve devamlılığına işaret eder. (Celalettin Divlekci, Kur’an’da Bazı Kelimelerin Kullanım Özelliklerine Dair Genel Kaideler)

اَيْنَ , istifhâm edatı olarak, Kur’an’da on ayette varid olmuştur. Bunlardan üçünde  اَيْنَ ’den hemen sonra gelen  مَا  ism-i mevsûl olup zaid değildir ve bu ayette olduğu gibi  اَيْنَ ’den ayrı olarak yazılmıştır. اَيْنَ , Kur’an’da istifham edatının yanında şart edatı olarak da gelmiştir. Kur’an’da şart edatı olarak kullanıldığı tüm ayetlerde sonuna bir  مَا  ilave olunmuştur. Bu da  اَيْنَمَا  ve  اَيْنَ مَا  şekillerinde yani hem bitişik hem de ayrı olarak gelmiştir. (Sahip Aktaş, Kur’an’da İstifhâm Üslûbu)

Bu soru, cevapsız bırakma ve muhatabı susturma sorusudur. Bu sebeple böyle soruya cevap beklenmez. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Bu ayet her ne kadar mana bakımından gelecekle ilgili olsa dahi, mazi sıygasıyla getirilmiştir. Zira, Allah Teâlâ'nın haber verdiği her şey doğru olup, gerçektir. Böylece o şeyler sanki, olup bitmiş ve varlık âlemine girmişler, varolmuşlar demektir. Bunun bir benzeri de ["Cehennemlikler cennetliklere nida ettiler"] (Araf, 50) ayetidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Şuarâ Sûresi 93. Ayet

مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ اَوْ يَنْتَصِرُونَۜ  ٩٣


 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 مِنْ
2 دُونِ başkası د و ن
3 اللَّهِ Allah’tan
4 هَلْ -mı?
5 يَنْصُرُونَكُمْ size yardım ediyorlar- ن ص ر
6 أَوْ yahut
7 يَنْتَصِرُونَ kendilerine yardımları dokunuyor (mu?) ن ص ر

مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ اَوْ يَنْتَصِرُونَۜ

 

مِنْ دُونِ  car mecruru, önceki ayetteki ism-i mevsûlun mahzuf aid zamirinin mahzuf haline mütealliktir. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  

هَلْ  istifhâm harfidir. يَنْصُرُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. يَنْتَصِرُونَ  atıf harfi  اَوْ  ile  يَنْصُرُونَ ‘ye matuftur. 

يَنْتَصِرُونَۜ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

اَوْ ; Türkçedeki karşılığı “veya, yahut, yoksa” olan bu edat, iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَنْتَصِرُونَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi نصر ’dır.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ 

 

Car mecrur  مِنْ دُونِ اللّٰهِ , önceki ayetteki mahzuf hale mütealliktir. Cümlenin takdiri  تعبدونه كائنًا من دون الله  (Siz ona Allah'tan başka bir varlık olarak tapıyorsunuz.) şeklinde olabilir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

مِنْ دُونِ اللّٰهِ  izafeti, gayrının tahkiri içindir.


هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ اَوْ يَنْتَصِرُونَۜ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

İstifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Cümle istifham üslubunda gelmiş olsa da soru kastı taşımayıp azarlama, kınama anlamında geldiği için lüzumiyet alakasıyla mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

İstifhama dahil olan يَنْتَصِرُونَ  cümlesi  اَوْ  atıf harfiyle  هَلْ يَنْصُرُونَكُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.

Her iki cümle de, muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يَنْتَصِرُونَۜ -  يَنْصُرُونَكُمْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Bu sual, tahkir ve iskât kabilinden olduğu için cevabı beklenmemektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)

ھلَ  ile gelen istifham, soru ile; sorulan şeyin gerçekleştiğini ifade ettiğinden soru manasında olmayıp, sorulan sorunun tahakkuk ettiğine/edeceğine delalet eder. Bu sebeple gelecek olan cevap da tahakkuk manasıyla olacaktır. İstifham bu yüzden mecazi, tehekkümi ve inkaridir.  (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Yunus/102)

Şuarâ Sûresi 94. Ayet

فَكُبْكِبُوا ف۪يهَا هُمْ وَالْغَاوُ۫نَۙ  ٩٤


94-95. Ayetler Meal  :   
Artık onlar ve o azgınlar ile İblis’in askerleri hepsi birden tepetakla oraya atılırlar.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَكُبْكِبُوا tepe taklak atılırlar ك ب ك ب
2 فِيهَا oraya
3 هُمْ onlar
4 وَالْغَاوُونَ ve azgınlar

فَكُبْكِبُوا ف۪يهَا هُمْ وَالْغَاوُ۫نَۙ


فَ  istînâfiyyedir.  كُبْكِبُوا  damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.  ف۪يهَا  car mecruru  كُبْكِبُوا  filine mütealliktir. 

Munfasıl zamir  هُمْ , naib-i fail muttasıl zamir و  ‘ı te’kid eder. الْغَاوُ۫نَ  atıf harfi  وَ ‘la naib-i faile matuf olup, ref alameti  و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle irablanırlar. 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Te’kid: Tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı irabı alan sözdür. Te’kide “tevkid” de denilir. Te’kid eden kelimeye veya cümleye “te’kid (müekkid- ٌمُؤَكِّد)”, te’kid edilen kelime veya cümleye de “müekked (مَؤَكَّدٌ)” denir. Te’kid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddüdünü gidermek için yapılan vurguya denir. Te’kid, lafzî ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır.  

Lafzi te’kid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile te’kid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden te’kid müekkede uyar. Ayette lafzi tekid şeklindedir.

Manevi te’kid: Manevi te’kit marifeyi tekit eder, belirli kelimelerle yapılır. Bu kelimeler: كُلُّ , اَجْمَعُونَ , اَجْمَعِينَ dir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كُبْكِبُوا  fiili asıl (kök) harfleri dört harfli olan rubâî mücerred (ilavesiz dörtlü) fiillerdendir. Rubâî mücerredin babı  دَخْرَجَ  babıdır. Bu babdan gelen fiillerin çoğu müteaddi bazıları da lazımdır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

الْغَاوُ۫نَ , sülâsi mücerredi  غوي  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَكُبْكِبُوا ف۪يهَا هُمْ وَالْغَاوُ۫نَۙ

 

فَ , istînâfiyyedir. Ayet, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  ف۪يهَا , ihtimam için naib-i faile takdim edilmiştir.

Ahiretle ilgili olayların mazi sıygasıyla ifade edilmesi, olayları gerçekleşmiş gibi göstererek tesirini artırma ve mutlaka gerçekleşeceğini vurgulamak amacına matuftur.

Munfasıl zamir  هُمْ , fiilin naib-i failini tekid için gelmiştir. 

Ayette birbirine atfedilmiş  هُمْ  ve  غَاوُ۫نَۙ  farklı gruplardır. Çünkü matuf ve matufun aleyh aynı şey değildir.

غَاوُ۫نَۙ , ism-i fail kalıbında gelmiştir. Fiil cümlesindeki ism-i fail, hudûs (sonradan olma zaman zaman meydana gelme) ifade eder. 

كُبْكِبُوا  fiili, meçhul bina edilerek mef’ûle dikkat çekilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kur’an-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Bu ayet her ne kadar mana bakımından gelecekle ilgili olsa dahi, mazi sıygasıyla getirilmiştir.  Zira, Allah Teâlâ'nın haber verdiği her şey doğru olup, gerçektir. Böylece o şeyler sanki, olup bitmiş ve varlık âlemine girmişler, varolmuşlar demektir. Bunun bir benzeri de ["Cehennemlikler cennetliklere nida ettiler"] (Araf, 50) ayetidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Müstakbel, vukuunun kesinliğini ifade için maziyle ifade edilebilir. Böylece gelecekte vuku bulacak olan şey, sanki vuku bulmuş gibidir. Ahirette olacak haller bu işin kesinlikle vuku bulacağına delalet etmek üzere mazi fille anlatılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَبْكَبَ  kelimesi aynı hecenin tekrarlı yapısına sahip olduğu için hak edenlerin, Cehennemin dibine varıncaya kadar tekrar tekrar yüzüstü düşeceğini ifade eder. (İsmail Bayer, Keşşâf Tefsirinde Belâgat Uygulamaları)  

Cehenneme atılacakların tekrar tekrar yuvarlanmaları ile  كَبْكَبَ  fiildeki tekrarın uyumu mürâât-ı nazîr sanatının, mana lafız uyumu babında güzel bir örneğidir.

“Altüst olmak” , “Yüzüstü yere düşmek” kelimelerinin iki defa tekrarlanmış şeklidir. Tekrarın lafızda olması, manada da tekrara delildir. Sanki o, cehenneme atıldığında cehennemin dibini buluncaya kadar tekrar tekrar yuvarlanır. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en- Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl) 

Şuarâ Sûresi 95. Ayet

وَجُنُودُ اِبْل۪يسَ اَجْمَعُونَۜ  ٩٥


 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَجُنُودُ ve askerleri ج ن د
2 إِبْلِيسَ İblis’in
3 أَجْمَعُونَ bütün ج م ع

Burada geçen “İblîs’in orduları”ndan maksat kendi türünden olanlarla Âdem’in soyundan olup da ona uyan kimselerdir (Taberî, XIX, 88; İblîs hakkında bilgi için bk. Bakara 2/34; Kehf 18/50).

 


Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 159

وَجُنُودُ اِبْل۪يسَ اَجْمَعُونَۜ

 

جُنُودُ  atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki naib-i faile matuftur. Aynı zamanda muzâftır. اِبْل۪يسَ  muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. اَجْمَعُونَ  lafzî tekid olup ref alameti  و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Te’kid: Tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı irabı alan sözdür. Te’kide “tevkid” de denilir. Te’kid eden kelimeye veya cümleye “te’kid (müekkid- ٌمُؤَكِّد)”, te’kid edilen kelime veya cümleye de “müekked (مَؤَكَّدٌ)” denir. Te’kid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddüdünü gidermek için yapılan vurguya denir. Te’kid, lafzî ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır.  

Lafzi te’kid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile te’kid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden te’kid müekkede uyar. 

Manevi te’kid: Manevi te’kit marifeyi tekit eder, belirli kelimelerle yapılır. Bu kelimeler: كُلُّ , اَجْمَعُونَ , اَجْمَعِينَ dir. Ayette lafzi manevi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَجُنُودُ اِبْل۪يسَ اَجْمَعُونَۜ

 

Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki  كُبْكِبُوا  fiilindeki naib-i fail olan muttasıl zamire atfedilmiştir.  اَجْمَعُونَ  manevî tekid lafızlarındandır. Manevî tekid lafızları, cümlede cüzleri tekid eder.

Veciz ifade kastıyla gelen  جُنُودُ اِبْل۪يسَ  izafeti, muzâfı tahkir ifade eder. 

وَجُنُودُ اِبْل۪يسَ  [Ve İblis’in askerleri] yani şeytanlar. Ya da insan ve cin topluluğundan asi olup ona tabi olanlar. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Şuarâ Sûresi 96. Ayet

قَالُوا وَهُمْ ف۪يهَا يَخْتَصِمُونَۙ  ٩٦


Orada onlar taptıklarıyla çekişerek şöyle derler:

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا derler ki ق و ل
2 وَهُمْ onlar
3 فِيهَا orada
4 يَخْتَصِمُونَ çekişerek خ ص م

Dünyada bâtıl tanrılara tapanlar âhirette o tanrıların kendileri için hiçbir işe yaramadığını görünce dünyada yaptıklarına pişmanlık duyarak kendilerinin yanlış yola saptıklarını itiraf ederler; uydurma tanrıları âlemlerin rabbi olan Allah’a denk tuttukları için hem kendilerini hem de sapmalarına sebep olan önderleri kınarlar, fakat pişmanlık fayda vermez. Zira orada onları kurtaracak dost veya şefaatçi olmadığı gibi dünyaya geri dönüp kurtuluşa erdirecek iman ve amel etme talepleri de kabul edilmez (şefaat ve şefaatçiler hakkında bilgi için bk. Bakara 2/48, 255).

Râzî’ye göre putperestlerin âhirette tanrılarını görmeleri ve onlara hitap etmeleri mümkün değildir. Onların ancak suretlerini görecekler ve dünyada yaptıklarına pişman olarak putlara tapmakla büyük hata ettiklerini itiraf edeceklerdir (XXIV, 152).

 


Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 159

قَالُوا وَهُمْ ف۪يهَا يَخْتَصِمُونَۙ

 

Fiil cümlesidir.  قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. هُمْ ف۪يهَا يَخْتَصِمُونَ  cümlesi,  قَالُوا ‘daki failin hali olarak mahallen mansubdur.

İsim cümlesidir. وَ  haliyyedir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  ف۪يهَا  car mecruru  يَخْتَصِمُونَ  fiiline mütealliktir.  يَخْتَصِمُونَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَخْتَصِمُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde  iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim) Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يَخْتَصِمُونَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  خصم ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

قَالُوا وَهُمْ ف۪يهَا يَخْتَصِمُونَۙ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli, sonraki ayette gelmiştir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)

Cümleye dahil ola  وَ , haliye, هُمْ ف۪يهَا يَخْتَصِمُونَ  cümlesi,  قَالُوا  fiilinin failinin halidir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  ف۪يهَا , amili  يَخْتَصِمُونَ ‘ye ihtimam için takdim edilmiştir.

Müsned olan  يَخْتَصِمُونَ  cümlesi, müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Şuarâ Sûresi 97. Ayet

تَاللّٰهِ اِنْ كُنَّا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ  ٩٧


“Allah’a andolsun! Biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 تَاللَّهِ vallahi ا ل ه
2 إِنْ gerçekten
3 كُنَّا biz -imişiz ك و ن
4 لَفِي içinde
5 ضَلَالٍ bir sapıklık ض ل ل
6 مُبِينٍ apaçık ب ي ن

تَاللّٰهِ اِنْ كُنَّا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ

 

تَا  kasem harfidir. تَاللّٰهِ  car mecruru mahzuf kasem fiiline mütealliktir. Takdiri, أقسم  (yemin ederim) şeklindedir. Mekulü’l-kavli kasem cümlesi olup, mahallen mansubdur. اِنْ كُنَّا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ  kasemin cevabıdır.

İsim cümlesidir. انْ  tekid ifade eden muhaffefe  انَّ ’dir. İsmi olan şan zamiri mahzuftur. Takdiri;  إنه  şeklindedir. كُنَّا ‘nın dahil olduğu cümle muhaffefe  اِنْ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كُنَّا  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. نَّا  mütekellim zamiri  كُنَّا ’nın ismi olarak mahallen merfûdur. 

لَ  harfi,  اِنْ ‘in muhaffefe  اِنَّ  olduğuna delalet eden lam-ı farikadır. ف۪ي ضَلَالٍ  car mecruru  كُنَّا ’nın mahzuf haberine mütealliktir.  مُب۪ينٍ  kelimesi  ضَلَالٍ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

Hafifletilmiş olan  اِنْ  aynı  اِنَّ  gibi isim cümlesinin başına gelir. Fakat ismini hiçbir zaman açıkta göremeyiz. Çünkü ismini gizli bir zamir (zamiruş-şan) olarak alır.

Şan zamirleri: Müfred gaib ve gaibe (3. tekil şahıs zamiri)nde kendisine dikkat çekilmek istenen bir iş için kullanılır. İkisine birden iş zamiri denir.

Müzekkerine > zamiruş şan (هُوَ – هُ) ‘dır. Müennesine > zamirul kıssa (هِيَ – هَا)’dır.

Zamirler normalde kendinden önceki ismi açıklarken, zamiruş-şan/kıssa ise kendinden sonraki kısma dikkat çeker. Şan zamiri “Benden sonra bir cümle gelecek; gelecek olan o cümle çok önemli” mesajı verir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مُب۪ينٍ  ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَاللّٰهِ اِنْ كُنَّا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ

 

Kasem üslubundaki terkip, önceki ayetteki  قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavlidir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.

Kasem harfi  تَ  nedeniyle mecrur olan, muksemun bih  تَاللّٰهِ , takdiri  أقسم (Yemin ederim) olan mahzuf fiile mütealliktir. Mahzufla birlikte terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır. Kasem fiilinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Kasemin cevabı  اِنْ كُنَّا لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍۙ  şeklinde اِنْ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede icaz-ı hazif sanatı vardır.  لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ   mecruru  كَانَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. 

كَان ’nin mahzuf haberine müteallik olan  لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ  car mecrurundaki  لَ , lam-ı farikadır. اِنْ ’in muhaffefe  اِنَّ  olduğuna işaret eder. 

لَف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde tebe-i istiare vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. Ayette sapkınlık, içi olan bir şeye benzetilerek istiare yapılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. Bu istiareyle, içinde bulundukları durumun şiddetli kötülüğü, sapıklığın onları kapalı bir mekân gibi tamamen kuşattığı ifade edilerek vurgulanmıştır.

ضَلَالٍ ‘deki nekrelik nev, kesret ve tahkir ifade eder. 

ضَلَالٍ  için sıfat olan  مُب۪ينٍ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Dalaletin  مُب۪ينٍ ‘le sıfatlanması, onların sapkınlığının gözle görülür bir hal aldığını ifade eder.

90. ayetten itibaren anlatılan olayların hepsi mazi fiille ifade edilmiştir.. Henüz gerçekleşmemiş olayları ifade ederken muzari fiil yerine, olayın vuku bulacağının kesinliğine delalat etmek üzere geleceği, mazi fiil kullanılmasında mecaz-ı mürsel sanatı vardır.

Bu ayet her ne kadar mana bakımından gelecekle ilgili olsa dahi, mazi sıygasıyla getirilmiştir. Zira, Allah Teâlâ'nın haber verdiği her şey doğru olup, gerçektir. Böylece o şeyler sanki, olup bitmiş ve varlık âlemine girmişler, varolmuşlar demektir. Bunun bir benzeri de ["Cehennemlikler cennetliklere nida ettiler"] (Araf, 50) ayetidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Müstakbel, vukuunun kesinliğini ifade için maziyle ifade edilebilir. Böylece gelecekte vuku bulacak olan şey, sanki vuku bulmuş gibidir. Ahirette olacak haller bu işin kesinlikle vuku bulacağına delalet etmek üzere mazi fille anlatılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Şuarâ Sûresi 98. Ayet

اِذْ نُسَوّ۪يكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ  ٩٨


“Çünkü sizi, âlemlerin Rabbi ile bir tutuyorduk.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِذْ çünkü
2 نُسَوِّيكُمْ sizi eşit tutuyorduk س و ي
3 بِرَبِّ Rabbine ر ب ب
4 الْعَالَمِينَ alemlerin ع ل م

اِذْ نُسَوّ۪يكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ

 

اِذْ  zaman zarfı, önceki ayetteki  كُنَّا ‘nın mahzuf haberine mütealliktir. نُسَوّ۪يكُمْ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

Fiil cümlesidir. نُسَوّ۪ي  fiili  ي  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِرَبِّ  car mecruru   نُسَوّ۪يكُمْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْعَالَم۪ينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için harfle îrablanırlar.

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نُسَوّ۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  سوي ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

اِذْ نُسَوّ۪يكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ

 

Zaman zarfı  اِذْ , önceki ayetteki  كُنَّا ‘nın mahzuf haberine mütealliktir. Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  نُسَوّ۪يكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ  cümlesi  اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır.

Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil, tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

رَبِّ الْعَالَم۪ينَ  izafeti, muzâfun ileyh için şan ve şeref ifade eder.

Mazi sıygadaki  كُنَّا ’dan  نُسَوّ۪يكُمْ ’e yani muzari fiile iltifat vardır. 

Allah Teâlâ’yı  رَبِّ  ismiyle zikretmeleri onun rububiyet vasfından medet umduklarına işaret ediyor olabilir.

نُسَوّ۪يكُمْ  fiili  تفعيل  babında gelerek kesret ifade etmiştir.

Allah Teâlâ’dan  رَبِّ الْعَالَم۪ينَ  şeklinde bahsedilmesi; her tür mahlukatın maliki olması dolayısıyla azametine işaret eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Mutaffifin Suresi/5)  

نُسَوّ۪يكُمْ  ifadesindeki hitap zamiri putlara müveccehtir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

نُسَوّ۪يكُمْ  fiilin muzari sıygasında gelişi ise ; dua ile ve ulûhiyet ihtiva eden sıfatlarla putlara yönelinen bu şaşılacak manzaranın tahayyülünü kolaylaştırmak içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

"Çünkü sizi âlemlerin Rabbi ile eşit tutardık” kavlindeki hitap da bunu destekler, ibadeti hak etmede eşit tutardık demektir. Bütün zamirlerin (فَكُبْكِبُوا ‘ dan  نُسَوّ۪يكُمْ  kadar) putlara tapanlara raci olması da caizdir, tıpkı قَالُوا 'da olduğu gibi hitap da yargı ve pişmanlıklarını artırmak için olur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Şuarâ Sûresi 99. Ayet

وَمَٓا اَضَلَّـنَٓا اِلَّا الْمُجْرِمُونَ  ٩٩


“Bizi ancak (önderlerimiz olan) suçlular saptırdı.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَا
2 أَضَلَّنَا bizi saptıramazlar ض ل ل
3 إِلَّا bakası
4 الْمُجْرِمُونَ suçlulardan ج ر م

وَمَٓا اَضَلَّـنَٓا اِلَّا الْمُجْرِمُونَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  itiraziyyedir.  مَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَضَلَّ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اِلَّا  hasr edatıdır.  مُجْرِمُونَ  kelimesi  اَضَلَّ ‘nin faili olup, ref alameti  و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

اَضَلَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  ضلَّ ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

مُجْرِمُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَمَٓا اَضَلَّـنَٓا اِلَّا الْمُجْرِمُونَ

 

Ayetin başındaki  وَ , itiraziyyedir. Ana cümlenin anlamına tesiri olmayan itiraz cümleleri, parantez arası cümleler vasıtasıyla yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. 

Mazi fiil sıygasında faide-i haber, inkârî kelam olan cümle, kasr üslubuyla tekid edilmiştir.

Nefy harfi  مَٓا  ve istisna edatı  اِلَّا  ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiille mef’ûlü arasındadır. Onları dalalete düşürenlerin günahkârlardan başkası olmadığını, kesin bir dille belirtmiştir.  اَضَلَّـنَٓا  maksûr/sıfat,  الْمُجْرِمُونَ  maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.

Yani fail tarafından gerçekleştirilen fiil, başka mef’ûllere değil zikredilen mef’ûle tahsis edilmiştir. O mef'ûlde vaki olan başka fiiller vardır. Ama kasr-ı mevsûf ale’s sıfat olması da caizdir. Bu durumda fail, mef'ûl üzerinde gerçekleşen fiile tahsis edilmiştir. Kasr cümlesinde çoğunlukla olumlu mana açıkça ifade edilirken olumsuz mana zımnen ifade edilir. Bu üslupta îcâz ve mübalağa vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

الْمُجْرِمُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine  işaret etmiştir. 

مُجْرِمُونَ - اَضَلَّـنَٓا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Onlar, bu sözle, kendilerini putlara tapmaya sevk eden cinleri ve insanları kastetmişlerdir. Bu da tıpkı onların, [Ey Rabbimiz! Biz, liderlerimize ve büyüklerimize uyduk. Onlar da bizi yoldan saptırdılar.] (Ahzab/67) şeklindeki sözleri gibidir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Suçluluğun tam manasıyla ifadesi için  الْمُجْرِمُونَ  ifadesinin marife olması daha uygundur. Nitekim elif lâmın anlamlarından biri de kemâl manasına delalet etmesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Süddî'den rivayet olunduğuna göre, günahkarlardan murad, onların uydukları kimselerdir.

Hangi mana olursa olsun, bu kelam da "Biz atalarımızı böyle yapar bulduk." diyenlere tarizden en büyük nasip vardır. İbni Cüreyc'ten rivayet olunduğuna göre, bu günahkârlardan murad, İblis ile Hz. Âdem'in katil olan oğludur. Çünkü katli ve çeşidi günahları ilk işleyen odur. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Şuarâ Sûresi 100. Ayet

فَمَا لَنَا مِنْ شَافِع۪ينَۙ  ١٠٠


“İşte bu yüzden bizim şefaatçilerimiz yok.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَمَا artık yoktur
2 لَنَا bizim
3 مِنْ
4 شَافِعِينَ şefa’atçilerimiz ش ف ع

فَمَا لَنَا مِنْ شَافِع۪ينَۙ

 

İsim cümlesidir. Atıf harfi  فَ  ile kasemin cevabına matuftur.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  لَنَا  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  شَافِع۪ينَ  lafzen mecrur, muahhar mübteda olarak mahallen merfû olup, cer alameti  ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

مِنْ  nefî, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341 )

شَافِع۪ينَ , sülâsi mücerredi  شفع  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَمَا لَنَا مِنْ شَافِع۪ينَۙ

 

Ayet atıf harfi  فَ  ile kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Lâzım-ı faide-i haber inkârî kelam olan isim cümlesidir. Sübut ve istimrar ifade eden menfi siyaktaki cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır.

Car mecrur  لَنَا , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Muahhar mübteda olan  شَافِع۪ينَ ’e dahil olan  مِنْ  harfi tekid ifade eden zaid harftir.

Tekidsiz gelmesi beklenen cümle muktezâ-i zâhirin hilafınadır. Çünkü muhatapları onların halinden şüphe etmemektedir. Fakat zahiren durumun gereğine uygun olmamakla birlikte ifade, muktezâ-i hale mutabıktır. İsim cümlesi, takdim ve zaid harf olmak üzere birden fazla tekid unsuru taşıyan sözleri, onların bu konuda ne kadar istekli olduklarını gösterir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Tekidsiz gelmesi beklenen cümle muktezâ-i zâhirin hilafınadır. Çünkü muhatapları onların halinden şüphe etmemektedir. Fakat zahiren durumun gereğine uygun olmamakla birlikte ifade, muktezâ-i hale mutabıktır. İsim cümlesi, takdim ve zaid harf olmak üzere birden fazla tekid unsuru taşıyan sözleri, onların bu konuda ne kadar istekli olduklarını gösterir.

الشَّفِيعِ  ve  الصَّدِيقِ  kelimelerinin nefy cins sıygasıyla gelmelerinden murad, iki ismin zaid  مِن  harfiyle müekked nefy siyakında gelmeleridir. İşte bu siyakta müfred ve cemi kelimeler cins’e delaletleri hususunda müsavidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Şuarâ Sûresi 101. Ayet

وَلَا صَد۪يقٍ حَم۪يمٍ  ١٠١


“Candan bir dostumuz da yok.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا ve yoktur
2 صَدِيقٍ bir dostumuz ص د ق
3 حَمِيمٍ sıcak ح م م

وَلَا صَد۪يقٍ حَم۪يمٍ

 

لَا  zaid harftir. لَا  nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir.  صَد۪يقٍ  atıf harfi  وَ  ile  شَافِع۪ينَ ‘ye matuftur.  حَم۪يمٍ  kelimesi  صَد۪يقٍ ‘nin sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

حَم۪يمٍ ; sıfat-ı müşebbehe kalıbıdır.“Benzeyen sıfat” demektir. İsm-i faile benzediği için bu adı almıştır. İsm-i failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde sıfat-ı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsm-i fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfat-ı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَلَا صَد۪يقٍ حَم۪يمٍ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki  شَافِع۪ينَ ’ye atfedilmiştir. Nefy harfi  لَا , olumsuzluğu tekid için gelmiş zaid harftir.

Atıftan sonra nefy harfi tekrar edilmeseydi, sadece ikisinin birlikte olumsuzlandığı anlamını taşırdı. Bu şekilde gelerek hem bunların yalnız başına olduğu durum hem de ikisinin birlikte olduğu durum olumsuzlanmıştır.

Sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade eden  حَم۪يمٍ  kelimesi,  صَد۪يقٍ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliği bildirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

شَافِع۪ينَ  ve  صَد۪يقٍ  arasında, cemiden müfrede geçişte iltifat sanatı vardır.

Sıfat, tâbi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için kullanılan bir açıklama biçimidir. Sıfatın kullanılmasının, matbusunun daha iyi tanınması, övülmesi, yerilmesi, pekiştirilmesi, acındırılması, kapalılığının giderilmesi, tahsis edilmesi gibi maksatları vardır. Itnâb, bazen de sıfatlar vasıtasıyla yapılmaktadır. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

Bu ayette şefaatçiler çoğul olarak kullanılmış iken dost kelimesinin tekil olarak kullanılması dikkatleri çekmektedir. Müfessir burada sosyolojik bir açıklama getirerek, zora düşenler için toplum içerisinde çok sayıda şefaatçi çıkabileceğini ancak gerçek ve candan dostun nadir olduğunu belirtmiş, diğer taraftan belki de dünya hayatına dair serzenişini  ألصَّادِقُ إسْمُ ﻻَ ماَنيَ لَهُ , (Dost; müsemmasız isimdir) deyişini naklederek dillendirmiştir. (İsmail Bayer, Keşşâf Tefsirinde Belâgat Uygulamaları)

Şuarâ Sûresi 102. Ayet

فَلَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ  ١٠٢


“Keşke (dünyaya) bir dönüşümüz olsa da inananlardan olsak.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَلَوْ ah keşke
2 أَنَّ
3 لَنَا bizim için olsa
4 كَرَّةً bir (dönüş) daha ك ر ر
5 فَنَكُونَ ve olsak ك و ن
6 مِنَ -dan
7 الْمُؤْمِنِينَ inananlar- ا م ن

فَلَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً 

İsim cümlesidir. فَ  istînâfiyyedir. لَوْ  gayr-ı cazim şart harfi, temenni manasındadır. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel mübteda olarak mahallen merfûdur. Haberi mahzuftur. Takdiri, لو رجوعنا حاصل  (eğer geri dönersek) ‘dir.  

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

لَنَا  car mecruru  اَنَّ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  كَرَّةً  kelimesi  اَنَّ ‘nin muahhar ismi olup fetha ile mansubdur.


فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ

 

فَ  harfi sebebiyyedir. Muzariyi gizli  اَنْ ’le nasb ederek anlamını masdara çevirmiştir. Fâ-i sebebiyyeden önce nefy , talep bulunması gerekir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  كَرَّةً  kaynaklanan masdara matuftur. Takdiri;  ليت لنا رجوعا فكوننا مؤمنين (Keşke bizim için geri dönüş olsa da müminlerden olsak) şeklindedir.

İsim cümlesidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

نَكُونَ  nakıs, fetha ile mansub muzari fiildir. نَكُونَ ‘nin ismi müstetir olup takdiri  نحن ‘dur.  مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ  car mecruru  نَكُونَ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir. 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette sebep fe (فَ)’sinden sonra gizlenmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَرَّتُ  tekrar dünyaya gelmektir. لَوْ , bu gibi yerlerde temenni anlamında olup adeta şöyle denmektedir: Keşke dünyaya bir kez daha gelsek! Bu, لَوْ  ve  ليت ‘nin takdiri olarak aynı manada buluşmasından dolayıdır. Asıl yani şart anlamında olması da mümkündür ki o zaman, (gelsek şöyle şöyle yapardık) şeklindeki cevabı hazf edilmiş olur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

الْمُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَلَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِن۪ينَ

 

Cehenneme atılanların sözlerinin devamı olan ayette  فَ , istînâfiyye, لَوْ  şart harfidir. 

Şart üslubunda gelen terkipte, فَلَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ , cevabı mahzuf şart cümlesidir.

Tekit ve masdar harfi  اَنَّ ‘nin dahil olduğu  اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ cümlesi masdar teviliyle, takdiri  لو رجوعنا حاصل (Eğer geri dönüşümüz olursa) olan mahzuf mübtedanın haberidir.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelam olan masdar-ı müevvel cümlesinde takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لَنَا  car mecruru,  اَنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  كَرَّةً , muahhar ismidir. كَرَّةً ’deki nekrelik, tazim ifade eder.

فَنَكُونَ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ  cümlesine dahil olan  فَ , fa-i sebebiyyedir. Fiili gizli  أن ’le masdara çevirmiştir. Masdar-ı müevvel cümlesi, كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur  مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِینَ , nakıs fiil  نَكُونَ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.

Masdar-ı müevvel önceki cümledeki masdar-ı müevvele matuftur. Atıf sebebi tezâyüftür.

Takdiri  لَعَمِلْنا صالحا (Muhakkak salih işler yapardık) olan mahzuf cevap cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkur şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Cümle şart üslubunda geldiği halde temenni manasındadır. Vaz edildiği anlamdan farklı bir mana kazandığı için mecaz-ı mürsel mürekkeptir.

ٱلۡمُؤۡمِنِینَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Bu ayet-i kerîmelerde gelen  لَوْ , kendinden sonra gelen  فَ  harfindeki gizli  اَنْ  ile mansub olan muzari fiilin delaletiyle temenni ifade etmiştir. Bu harfin  ليت ’den farkı; bu harfle ifade edilen temenninin daha da imkânsız oluşudur. Yani daha mübalağalı olarak temenni ifadesi için kullanılır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَوۡ ' deki edebî maksat, temenni edilen şeyi arzulandığı halde nadir ve elde edilmesi güç suretinde göstermektir. لَوۡ 'in kullanım sebebi, temenni edilen şeyin -ki o da tabi olan müşriklerin pişman olmaları sebebiyle dünyaya dönmek için tekrar bir fırsat istemeleridir- elde edilmesinin zor ve imkânsız olduğunu ifade etmektir. (Elif Yavuz, Belâgat İlminde Haber Ve İnşâ (Bakara Suresi Örneği), Yüksek Lisans Tezi)

كَرَّتُ  tekrar dünyaya gelmektir. لَوْ , bu gibi yerlerde temenni anlamında olup adeta şöyle denmektedir: Keşke dünyaya bir kez daha gelsek! Bu, لَوْ  ve  ليت ‘nin takdiri olarak aynı manada buluşmasından dolayıdır. Asıl yani şart anlamında olması da mümkündür ki o zaman, (gelsek şöyle şöyle yapardık) şeklindeki cevabı hazf edilmiş olur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

(Keşke bizim için bir dönüş olsa) dünyaya dönmek için temennidir. Burada لَوْ  harfi  لَيْتَ  yerine kullanılmıştır, çünkü ikisi de yoku var saymada eşittirler ya da şarttır, cevabı hazf edilmiştir. (Biz de iman edenlerden olsaydık) temenninin cevabıdır ya da  كَرَّةً 'in üzerine atıftır yani: لو أن لنا أن نكر فنكون من المؤمنين (bizim için bir dönüş olsaydı da müminlerden olsaydık) demektir. (Beyzâvî, Envârü’t -Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Şuarâ Sûresi 103. Ayet

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ  ١٠٣


Elbet bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmiş değillerdi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّ muhakkak ki
2 فِي vardır
3 ذَٰلِكَ bunda
4 لَايَةً bir ibret ا ي ي
5 وَمَا ama yine
6 كَانَ olmazlar ك و ن
7 أَكْثَرُهُمْ çokları ك ث ر
8 مُؤْمِنِينَ inananlardan ا م ن

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

ف۪ي ذٰلِكَ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. 

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. اِنَّ ‘nin ismi haberinden sonra gelmesi halinde bu lam, ismin başına gelebilir. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar) 

اٰيَةً  kelimesi  اِنَّ ’nin muahhar ismi olup fetha ile mansubdur.

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )


 وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

اَكْثَرُهُمْ  kelimesi  كَانَ ‘nin ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  مُؤْمِن۪ينَ  kelimesi  كَانَ ‘nin haberi olup nasb alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

كَانَ  ’nin haberinin ism-i fail kalıbında gelmesi durumun devamlılığına işaret etmiştir. İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder.(Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delaleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426) 

مُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةًۜ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ayetin ilk cümlesi,

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  ف۪ي ذٰلِكَ  car mecruru, اِنَّ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. اِنَّ ’nin muahhar ismi olan  لَاٰيَةً ’e dahil olan  لَ , tekid ifade eden lam-ı muzahlakadır. Cümledeki takdim işaret edilenin önemine binaendir. 

Müsnedün ileyhin nekre gelişi, teksir, nev ve tazim ifadesi içindir.

İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.

Uzağı işaret etmede kullanılan, tecessüm ve cem’ ifade eden bu işaret isminde istiare vardır.  Duruma işaret eden ذٰلِكَ  ile akıbet, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Bilindiği gibi işaret isimleri mahsus şeyler için kullanılır. Burada olduğu gibi aklî bir şeye işaret edildiğinde istiare oluşur. Câmi’, her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

Soyut manalar için kullanılan işaret isimleri mecaz ifade eder. Zattan mana ile haber verir. Zat, manaya dönüşmüştür. Bu, mübalağanın en kuvvetli şeklidir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan Suresi 11) 

İşaret ismine dahil olan  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla işaret edilenler, içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. İşaret edilenler, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Bahsedilenlerin derecesinin yüksekliğini ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.

Bu Allah’ın ve Resulünün emrine muhalefet etmeye yeltenenler için bir sakındırma ve Hz. Muhammed (s.a.v) için ibret alınacak bir hadise olmuş olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ مُؤْمِن۪ينَ

 

وَ , itiraziyyedir. İtiraz cümleleri ıtnâb babındandır. 

Çeşitli gayelere binaen araya girmiş saplama bir cümle olan itiraziyye cümlesinin, ana cümlenin anlamına tesiri yoktur. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv” ın Kullanımı)

Menfî  كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَانَ ’nin haberi olan  مُؤْمِن۪ينَ   ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir.  İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, c. 5, s.124)

مَا كَانَ ’li olumsuz sıygalar, gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 3/79) 

Sonra Allah Teâlâ, bütün bu delillere rağmen Hz. İbrahim'in kavminin çoğunun ona iman etmediklerini beyan buyurmuştur ki bu Hz. Peygamber'in kavminin kendisini yalanlamalarından dolayı duyduğu üzüntü için bir teselli olmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lâmı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delâleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)

İsm-i fail, şimdiki zamanda hakikat, geçmiş ve gelecek zamanda ise mecaz anlamı ifade etmektedir. İsm-i fail; fiili yapan kişiye veya fiilin kendisinden meydana geldiği şeye delalet etmesi için “fâ‘ilun” vezninde sübut (devamlılık) değil, hudûs (geçicilik) anlamı ifade eden türemiş bir isimdir.

İsm-i fail, muzâf olup âmil olmadığında daha çok sübut (devamlılık) anlamı ifade eder. Bu durumda izafet, hakiki izafet olur. O zaman da ism-i fail, âmil olup izafeti lafzî olan sübut anlamlı sıfat-ı müşebbehe ile karıştırılmaktadır. Nahivcilerin; “ism-i fail’in teceddüt (yenilenme) anlamı ifade ettiği” şeklindeki görüşlerinin İbni Hişam ve İbni Malik’te haklı gerekçeleri var gibi gözüküyor. Zira ism-i faili hareke ve sükun bakımından fiil gibi değerlendirmektedirler. İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lâmı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delâleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426

Bu cümle Kur’ânda sedece bu surede 8 kez tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)

Şuarâ Sûresi 104. Ayet

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟  ١٠٤


Şüphesiz senin Rabbin, mutlak güç sahibi olandır, çok merhametli olandır.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِنَّ şüphesiz
2 رَبَّكَ Rabbin ر ب ب
3 لَهُوَ O’dur
4 الْعَزِيزُ üstün olan ع ز ز
5 الرَّحِيمُ merhamet eden ر ح م

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.  

رَبَّ  kelimesi  اِنَّ ‘nin ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. هُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟  cümlesi, اِنَّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

Munfasıl zamir هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. الْعَز۪يزُ  mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur.  الرَّح۪يمُ۟  ikinci haberi olup damme ile merfûdur. 

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

عَز۪يزُ  -  الرَّح۪يمُ۟ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la  önceki ayetteki  اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

اِنَّ ’nin isminin Rab ismiyle marife olması, Hz. Peygambere destek ve muhabbetle muamelenin işaretidir. Ayrıca  رَبَّكَ  izafeti, Peygambere şan ve şeref ifade eder.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟  cümlesi,  اِنَّ ‘nin haberidir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. 

الْعَز۪يزُ  haberdir. Müsnedin  ال  takısıyla marife gelmesi, haberin biliniyor olduğunu belirtir. Haberin mübtedaya has olduğu kesin bir dille belirtilmiştir. Ayrıca müsnedin  ال  ile marife gelişi, bu vasfın mübtedada kemâl derecede olduğunu ifade eder.

Haber olan iki vasfın, aralarında  وَ  olmadan gelmesi her ikisinin birden müsnedün ileyhte mevcut olduğuna işaret eder. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. 

الرَّح۪يمُ - الْعَزٖيزُ  kelimeleri arasında muvazene ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf sanatıdır.

Son iki ayet kıssanın en güzel şekilde sona ermesi olan hüsn-i intihâ sanatına örnektir.

اِنَّ  ve tekid lamı, cümlede beraberce bulunursa bu cümle, üç kez tekrar edilen cümle gibi olur. Çünkü  اِنَّ  cümlede iki kez tekrar gücünü taşır, buna tekid lamı da ilave edilince üçüncü tekrar sağlanmış olur. Tekid edilen  اِنَّ ’nin ismi ve haberinden ziyade cümlenin taşıdığı hükümdür. (Süyûtî, el-İtkan fî Ulûmi’l-Kur’ân, c. 2, s. 176)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Son iki ayet Kur’ânda sadece bu surede 8 kez aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314) 

Şuara Suresinde ard arda gelen 8 ve 9. ayetler sekiz yerde tekrarlanmıştır. İlki Hz. Muhammed'i (s.a.v) ve Rabbinden gelenleri yalanlayanları tekzip açıklamasından sonra gelmektedir. Daha sonra her tekrarlanış önceki yalanlayanların kıssalarının hemen ardından her bir kıssadan sonra gelmiştir. Her birinin farklı bir durum için gelmesi, ifadenin zikredilişine güzel bir anlam katmıştır. (Ömer Özbek, Arap Dili Ve Belâgatı'nda Itnâb Üslûbu)

Kur’an-ı Kerîm’in nazmı üzerinde düşünülürse ayet sonlarındaki esma-i hüsna’nın bulunduğu yere özel olarak seçildiği anlaşılır. Bu sıfatlar genellikle bahsedilen konuya münasip olarak gelir. Bu sayede insanları ibadete, emir ve nehiylere uymaya teşvik eder. Ancak bu sıfatlarla konu münasebeti bazen çok açık, bazen de hafî olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Hak Teâlânın  وَاِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَز۪يزُ الرَّح۪يمُ۟ [Senin Rabbin muhakkak ki azizdir, rahîmdir] ifadesi, "O, hemen intikam almaya kādirdir. Fakat iman etsinler diye, onlara zaman tanıyarak rahmetini göstermektedir" demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Fahreddin Râzî şöyle der:  Ayette, Allah'ın  الْعَز۪يزُ (güçlü) sıfatının  الرَّح۪يمُ۟ (merhametli) sıfatından önce gelmesinin sebebi şudur: Akla gelebilir ki Allah, onları cezalandırmaktan aciz olduğu için merhametlidir. İşte bu vehmi ortadan kaldırmak için üstün ve güçlü manasına gelen  الْعَز۪يزُ  sıfatı zikredilmiş, böyle olmasına rağmen kullarına merhametli olduğu bildirilmiştir. Çünkü merhamet, üstün güçle birlikte bulunduğunda daha etkili olur.

Son iki ayet kıssanın en güzel şekilde sona ermesi olan hüsn-i intihâ sanatına örnektir. 

Ayet, mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Bu cümlede olduğu gibi mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekid etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Bu iki şekilde olmaktadır: Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekid etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

Şuarâ Sûresi 105. Ayet

كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ  ١٠٥


Nûh’un kavmi de Peygamberleri yalanladı.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 كَذَّبَتْ yalanladı ك ذ ب
2 قَوْمُ kavmi ق و م
3 نُوحٍ Nuh
4 الْمُرْسَلِينَ gönderilen elçileri ر س ل
Bu âyet kümesi incelendiğinde Hz. Nûh’un davetinin esaslarıyla Hz. Mûsâ ve Hz. İbrâhim’in davetini anlatan âyetlerdeki ilkelerin öz ve içerik olarak aynı olduğu görülmekte; kezâ bu peygamberin tebliğde bulunduğu toplulukların inançları ve hak din karşısındaki tavırları arasında da büyük bir benzerlik olduğu anlaşılmaktadır. Sonuç itibariyle her üç peygambere dair âyetler grubunda da aynı mesajlar verilmiştir (Hz. Nûh’un kıssası hakkında ayrıntılı bilgi için bk. Hûd 11/25-49).

كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ

 

Fiil cümlesidir.  كَذَّبَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir.  قَوْمُ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. نُوحٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْمُرْسَل۪ينَ  mef’ûlun bih olup nasb alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

كَذَّبَتْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  كذب ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

الْمُرْسَل۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûlüdür.

كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍۨ الْمُرْسَل۪ينَۚ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)

Bu ayetle Nuh kıssasına geçilmiştir.

Burada Peygamberler lafzıyla Hz. Nuh kastedilmiştir. Tazim için mecâz-ı mürsel üslubu kullanılmıştır. Bir peygamberi yalanlayan sanki tüm peygamberleri yalanlamış gibidir. Nuh (a.s)’ın kavmi içinde çok uzun süre kalmış olması açısından da birçok peygamber gibi zikredilmiş olması da bir başka görüştür.(Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

قَوْمُ  kelimesi müennestir; (bu sebepten  كَذَّبَتْ  fiili müennestir) nitekim ism-i tasgîri  قُوَيْمَ ‘dir. مُرْسَل۪ينَۚ  (Gönderilenler) -ki kastedilen, Hz.Nuh’dur.- ifadesinin benzeri, kişinin bir tane biniti ve elbisesi olmasına rağmen  فُلَانٌ يَرْكَب الدَّوَابَّ وَيَلْبَسُ الْبُرُود  (Falanca binitlere biner, kaliteli elbiseler giyer) demen gibidir. Kardeşleri denilmiştir; çünkü Nuh (a.s) onlardan biridir. ‘’يَاأخاَ بَني تميم !’’ ifadesi Arapların sözlerinden olup bununla, [Temim oğullarından] herhangi birini kastederler. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍۨ الْمُرْسَل۪ينَ  [Nûh kavmi resulleri yalanladılar.] Kavim müzekker olduğu halde tenis alameti ile; كَذَّبَتْ (Yalanladılar.) denilmiştir. Çünkü ayetin anlamı, Nûh kavmi topluluğu yalanladılar şeklindedir. "Resuller" denilmesinin sebebi ise bir resulü yalanlayan kimsenin bütün resulleri de yalanlamış olacağından dolayıdır. Zira her bir resul bütün resulleri tasdik etmeyi emreder. Şöyle de açıklanmıştır: Onlar hem nübüvvet hususunda hem de kendilerine kendisinden sonra resullerin geleceğine dair vermiş olduğu haberler hususunda Nûh (a.s)'ı yalanladılar. Şöyle de açıklanmıştır: Burada cins (isim olarak resuller) zikredilmiş, fakat maksat Nûh (a.s)'dır. Buna dair açıklamalar daha önce el-Furkan Sûresı'nde (25/37. ayetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

كَذَّبَتْ  fiili,  تفعيل  babındadır. Bu babın fiile kattığı anlamlardan en fazla öne çıkanı fiilde veya failde olan kesrettir. 

Şuarâ Sûresi 106. Ayet

اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ نُوحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ  ١٠٦


Hani kardeşleri Nûh, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِذْ hani
2 قَالَ demişti ق و ل
3 لَهُمْ onlara
4 أَخُوهُمْ kardeşleri ا خ و
5 نُوحٌ Nuh
6 أَلَا
7 تَتَّقُونَ korunmaz mısınız? و ق ي

اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ نُوحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

 

اِذْ  zaman zarfı  كَذَّبَتْ  fiiline mütealliktir. قَالَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mansubdur. 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. لَهُمْ  car mecruru  قَالَ  fiiline mütealliktir.  اَخُوهُمْ  fail olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğunda ref alameti و ‘dır. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. نُوحٌ  kelimesi  اَخُوهُمْ ‘dan atf-ı beyan olup damme ile merfûdur. Mekulü’l-kavli  اَلَا تَتَّقُونَۚ ‘dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

اَلَا  arz harfidir.  تَتَّقُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

اَلَا  arz harfidir. Tahdîd ilişkisi kurar. Fiilin teşvik yoluyla ve şiddetli bir şekilde yerine getirilmesini talep eder. Arz için kullanıldığında ise fiilin yumuşak bir biçimde yapılmasının istenmesidir. 

Arz: Bir şeyin yapılmasını nazikçe, kibarca, yumuşaklık ve tatlılıkla istemektir. Arzda sertlik söz konusu değildir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَتَّقُونَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  وقي ’dir. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي  olmuştur. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

اِذْ قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ نُوحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ

 

Ayete dahil olan  اِذْ  zaman zarfı, önceki ayetteki  كَذَّبَتْ  fiiline mütealliktir. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  قَالَ لَهُمْ اَخُوهُمْ نُوحٌ اَلَا تَتَّقُونَۚ  cümlesi  اِذْ ’in muzâfun ileyhi konumundadır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)

Cümlede takdim tehir sanatı vardır. Car mecrur  لَهُمْ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için müsnedün ileyh olan  اَخُوهُمْ ‘a  takdim edilmiştir.

نُوحٌ , fail olan  اَخُوهُمْ ’dan bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَلَا تَتَّقُونَ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Cümleye dahil olan  اَلَا  edatı, istek ifade eder.

اَلَا تَتَّقُونَ  [Korkmaz mısınız?] derken ‘korkun, sakının’ demek istemektedir. İnşâî üslupta gelen cümle, soru şeklinde gelmiştir ama emir manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. 

اَلَا  arz harfidir. Tahdîd ilişkisi kurar. Fiilin teşvik yoluyla ve şiddetli bir şekilde yerine getirilmesini talep eder. Arz için kullanıldığında ise fiilin yumuşak bir biçimde yapılmasının istenmesidir. 

Arz: Bir şeyin yapılmasını nazikçe, kibarca, yumuşaklık ve tatlılıkla istemektir. Arzda sertlik söz konusu değildir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

Şuarâ Sûresi 107. Ayet

اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ  ١٠٧


“Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنِّي muhakkak ben
2 لَكُمْ sizin için
3 رَسُولٌ bir elçiyim ر س ل
4 أَمِينٌ güvenilir ا م ن

اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. لَكُمْ  car mecruru  رَسُولٌ ‘e mütealliktir.  رَسُولٌ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. اَم۪ينٌ  kelimesi  رَسُولٌ ‘ün sıfatı olup damme ile merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ

 

Hz. Nuh’un sözlerinin devamı olan ayet ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  لَكُمْ  car mecruru, durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak ve fasılaya riayet için haber olan amili  رَسُولٌ ’a takdim edilmiştir. 

Hz. Nuh, sözlerini  اِنَّ  ile tekid ederek, kardeşlerini ikna etmek istemiştir. 

Resuller zaten emin, güvenilir oldukları halde emin sıfatıyla tavsif edilmesi manayı tekid için gelmiş ıtnâb sanatıdır.

رَسُولٌ  için sıfat olan  اَم۪ينٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliği bildirmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Sıfat, tâbi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için kullanılan bir açıklama biçimidir. Sıfatın kullanılmasının, matbusunun daha iyi tanınması, övülmesi, yerilmesi, pekiştirilmesi, acındırılması, kapalılığının giderilmesi, tahsis edilmesi gibi maksatları vardır. Itnâb, bazen de sıfatlar vasıtasıyla yapılmaktadır. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

Şuarâ Sûresi 108. Ayet

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ  ١٠٨


“Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَاتَّقُوا korkun و ق ي
2 اللَّهَ Allah’tan
3 وَأَطِيعُونِ ve bana ita’at edin ط و ع

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ

 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن صدّقتموني ( Eğer bana inanıyorsanız…) şeklindedir. 

Fiil cümlesidir. اتَّقُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اَط۪يعُونِۚ  atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur.  

اَط۪يعُونِۚ  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  نِ  vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen  يَ  mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu  ي  harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan  نِ  harfinin harekesi esre gelmiştir. 

اتَّقُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dır. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي  fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي  olmuştur. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

اَط۪يعُونِۚ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi طوع ’dır. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۚ

 

فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olan rabıta harfidir. Fasılla gelen terkipte takdiri  إن صدّقتموني  (Eğer bana inanıyorsanız…) olan şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Cevap cümlesi olan  فَاتَّقُوا اللّٰهَ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Mukadder şart ve mezkûr cevabından müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Yine emir üslubunda talebî inşaî isnad olan  اَط۪يعُونِ  cümlesi وَ ’la cevap cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اَط۪يعُونِ  fiilinin sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri fasılaya riayet için hazfedilmiştir. Esre bu zamirden ivazdır.

اتَّقُوا اللّٰهَ - اَط۪يعُونِ  arasında mürâât-ı nazîr vardır. 

Yani size yaptığım tebliğlerden sonra artık Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakının ve tevhid ile Allah'a itaate ilişkin size verdiğim emirlere uyun demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Şuarâ Sûresi 109. Ayet

وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۚ  ١٠٩


“Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَمَا ve
2 أَسْأَلُكُمْ ben sizden istemiyorum س ا ل
3 عَلَيْهِ buna karşı
4 مِنْ hiç
5 أَجْرٍ bir ücret ا ج ر
6 إِنْ yoktur
7 أَجْرِيَ bana bir ücret ا ج ر
8 إِلَّا başka
9 عَلَىٰ ait olandan
10 رَبِّ Rabbine ر ب ب
11 الْعَالَمِينَ alemlerin ع ل م

وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ 

 

Fiil cümlesidir.  وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَسْـَٔلُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  

عَلَيْهِ  car mecruru اَجْرٍ ‘e mütealliktir. Muzâf mahzuftur. Takdiri;  على تبليغه (Onu tebliğ etmeye karşılık) şeklindedir. مِنْ  harf-i ceri zaiddir. اَجْرٍ  lafzen mecrur,  اَسْـَٔلُكُمْ ‘ün ikinci mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

مِنْ  nefî, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341)


  اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۚ

 

İsim cümlesidir. اِنْ  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  اَجْرِيَ  mübteda olup mukadder  يَ  üzere damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اِلَّا  hasr edatıdır.  عَلٰى رَبِّ  car mecruru mahzuf habere mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْعَالَم۪ينَ  muzâfun ileyh olup cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

وَمَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍۚ 

 

Ayet, atıf harfi  وَ ’la 107. ayetteki mekulü’l-kavl olan  اِنّ۪ي لَكُمْ رَسُولٌ اَم۪ينٌۙ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.

Menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

İkinci mef’ûl konumundaki  مِنْ اَجْرٍ ‘e dahil olan  مِنْ , tekit ifade eden zaid harftir. Kelimedeki nekrelik nev ve kıllet ifade eder. Zaid  مِنْ  harfi sebebiyle kelime “hiçbir ücret” anlamı kazanmıştır. Olumsuz siyakta nekre, selbin umum ve şumûlene işaret eder.

Mazi fiilin  مَٓا  harfiyle olumsuzlanması,  لَمْ  harfiyle olumsuzlanmasından daha kuvvetlidir. Çünkü  مَٓا  harfiyle olumsuzlanmış mazi fiil, لَمْ  ile olumsuzlanmış mazi fiilin aksine, kasemin cevabı menzilindedir. Dolayısıyla bu tabir tekitli bir olumsuzluk demektir.((Hûd/52) (Samerrâî, Beyanî Tefsir yolu, c. 3, s. 219)

سأل  fiili ‘sormak’ manasındadır.  عَلَيْ  harf-i ceri ile kullanıldığında ‘istemek’ manasını alır. Fiillerin harf-i cerle yeni anlam kazanması tazmin sanatıdır.


اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۚ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَۚ  car mecruru, mahzuf habere mütealliktir. 

Müsnedün ileyh olan  اَجْرِيَ , veciz ifade kastına matuf olarak izafetle gelmiştir. Bu izafette Hz. Nuh’a ait zamire muzaf olan  اَجْرِ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

اَجْرِيَ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Bu kelime mükafat anlamında müsteardır. Hz. Nuh’a verilecek mükafat, işçiye ödenen ücrete benzetilmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

اَجْرٍ  kelimesinin ayette önemine binaen tekrarlanmasında, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

رَبِّ الْعَالَم۪ينَ  izafeti, muzâfun ileyh için şan ve şeref ifade eder.

Nefy harfi  اِنْ  ve istisna edatı  اِلَّا  ile meydana gelen iki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır. اَجْرِيَ  mevsûf/maksûr,  عَلٰى رَبِّ الْعَالَم۪ينَ car-mecrurunun müteallakı haber sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. “Benim mükâfatım ancak Alemlerin Rabbinedir”. “Allah'tan başka hiç kimseden bir mükâfatım yoktur.” demektir.

Ayette zemme benzeyen şeyle medhi tekit sanatı vardır. Önce menfî bir sıfat ücret isteme, olumsuz olarak gelmiş, sonra bundan bir medih sıfatı istisnâ edildilmiştir. 

Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda  كائِنٍ  benzeri bir müstekar takdiriyle husul ve sübut ifade eder. (Âşûr,Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr, Şuara Suresi 113)

Allah Teâlâdan  رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ  şeklinde bahsedilmesi; her tür mahlukatın maliki olması dolayısıyla azametine işaret eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Mutaffifin/5)  

Şuarâ Sûresi 110. Ayet

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۜ  ١١٠


“O hâlde, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin!”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَاتَّقُوا öyle ise korkun و ق ي
2 اللَّهَ Allah’tan
3 وَأَطِيعُونِ ve bana ita’at edin ط و ع

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۜ

 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri;  إن صدّقتموني (Eğer bana inanıyorsanız…) şeklindedir.

اتَّقُوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  اَط۪يعُونِۚ  atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur.  

اَط۪يعُونِۚ  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  نِ  vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen  يَ  mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada bu  ي  harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan  نِ  harfinin harekesi esre gelmiştir.

اتَّقُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  وقي ’dir. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي  fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي  olmuştur. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

اَط۪يعُونِۚ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi طوع ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder. 

فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُونِۜ

 

فَ , mahzuf şartın cevabına dahil olan rabıta harfidir. Fasılla gelen terkipte takdiri  إن صدّقتموني  (Eğer bana inanıyorsanız…) olan şart cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Cevap cümlesi olan  فَاتَّقُوا اللّٰهَ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Mukadder şart ve mezkûr cevabından müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Yine emir üslubunda talebî inşaî isnad olan  اَط۪يعُونِ  cümlesi وَ ’la cevap cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اَط۪يعُونِ  fiilinin sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri fasılaya riayet için hazfedilmiştir. Esre bu zamirden ivazdır.

اتَّقُوا اللّٰهَ - اَط۪يعُونِ  arasında mürâât-ı nazîr vardır. 

Bu sözü, kalplerine yerleştirmek için her defasında, ayrı bir sebebe bağlayarak tekrar etmiştir. 

Birinci sebep; onun, onlar arasında güvenilir olmasıdır. İkinci sebep; onun, onlara karşı beklenti içerisinde olmasıdır. Sanki o, şöyle demiştir: “Peygamberliğimi ve güvenilirliğimi bildiğinizde Allah'tan sakının. Sonra benim ücretten sakınışımı bildiğinizde yine Allah'tan sakının.” (Ebü’l- Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t- teʾvîl)

Bu ayet, 108. ayetin tekrarıdır. Bu iki ayet arasında tekrir, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اَط۪يعُونِ  fiilin sonundaki kesra, fasılaya riayet gözetilerek hazf edilen mütekellim zamirinden ivazdır.

Onları çağırdığı şeyin önemine dikkat çekmek ve bu hususu vurgulamak için bu sözü tekrarladı. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Allah’tan sakının ve bana itaat edin ifadesi bana itaat konusunda Allah’tan sakının, demektir. Bunu, benliklerine iyice yerleştirmek ve pekiştirmek için tekrarlamış; ayrıca, iki [kez geçen (Allah’tan sakının ve bana itaat edin) ifadesinden] her birini farklı bir illete bağlamış; onlar arasında güvenilir bir kişi olmasını birincinin illeti kılarken, onların elindekine hiçbir tamahı bulunmamasını ikincinin illeti kılmıştır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Binâenaleyh, bunlar mana cihetinden birbirinden farklı olup bunda bir tekrar bulunmamaktadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Yani size yaptığım tebliğlerden sonra artık Allah'ın emirlerine karşı gelmekten sakının ve tevhid ile Allah'a itaate ilişkin size verdiğim emirlere uyun demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Şuarâ Sûresi 111. Ayet

قَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْاَرْذَلُونَۜ  ١١١


Dediler ki: “Sana hep aşağılık kimseler uymuş iken, biz hiç sana inanır mıyız?”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ki ق و ل
2 أَنُؤْمِنُ biz inanır mıyız? ا م ن
3 لَكَ sana
4 وَاتَّبَعَكَ uymuşken ت ب ع
5 الْأَرْذَلُونَ bayağı kimseler ر ذ ل

قَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْاَرْذَلُونَۜ

 

Fiil cümlesidir. قَالُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli  اَنُؤْمِنُ لَكَ ‘dir.  قَالُٓوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

Hemze istifhâm harfidir.  نُؤْمِنُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ‘dur.  لَكَ  car mecruru  نُؤْمِنُ  fiiline mütealliktir.  

وَ  haliyyedir.  اتَّبَعَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الْاَرْذَلُونَ  fail olup, ref alameti  و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

نُؤْمِنُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

اتَّبَعَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  تبع ’dır.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

 

قَالُٓوا اَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْاَرْذَلُونَۜ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Nuh (as)’a kavminin cevabını bildiriyor. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَنُؤْمِنُ لَكَ  cümlesi inkârî istifham üslubunda, talebî inşâî isnaddır. Müspet muzari fiil sıygasında gelen cümle hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade etmiştir.

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen inkari anlamdadır. Yani “sana inanmamız olacak şey değil” demek istemişlerdir. Cümle, inşâ manasından çıkıp haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca ayette tecâhül-i ârif sanatı vardır.

وَٱتَّبَعَكَ ٱلۡأَرۡذَلُونَ  cümlesi  قد  takdiriyle,  اَنُؤْمِنُ  fiilinin failinden haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır. 

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

أرْذَلَ ‘nin çoğulu hem cemi müzekker salim ile  اَرْذَلُونَۜ  [hem de “…en aşağı olanlarımız…”] (Hûd 11/27) ayetinde olduğu gibi cemi teksir ile  أراذل  yapılmıştır. Rezalet ve nezalet, aşağılık, alçaklık demektir. Neseplerinin zayıflığı ve dünyevî nasiplerinin azlığı ve sebebiyle onları hakir görmektedirler. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

وَاتَّبَعَ  (sana tabi oldu) ifadesi ve  أتْبَعُكَ  (sana uyanlar) şeklinde de okunmuştur.  شَاهِدٍ  kelimesinin çoğulunun  أشْهَاد  olması gibi bu da  تَابِعٌ  kelimesinin cem’idir. Ya da  بَطَالٌ  kelimesinin cemi şeklinin  أبْطَالٌ  olması gibi  تَبِعٌ  kelimesinin cem‘idir.  وَ , hal konumunda olup  وَٱتَّبَعَكَ  ifadesindeki  وَ ’dan sonra  قد  kelimesinin gizli olmasını gerektirmektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t -Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)

Günün Mesajı
Nebilerin mağfiret dilemesi onların Rabblerine karşı mütevazı oluşları, mağfiret istemeyi ümmetlere öğretmeleri anlamındadır.  Kâfir ve müşriklere yapılan duanın ve mağfiret dilemenin bir faydası olmaz. Çünkü yüce Allah bu hal üzere öldükleri sürece asla onların günahlarını bağışlamaz. 
Kıyâmet gününde insana malının da evladının da faydası olmayacaktır. Bunlar kişiden Allah'ın azabını uzaklaştıramayacak, küfürden, şirkten ve münafıklıktan arınmış bir kalp ile Allah'ın huzuruna gelenden başkası kurtulamayacaktır. Ama kul helâl ve meşru olandan mal toplayıp iyilik ve hayır yollarında infak edecek olursa şüphesiz ki bu kişiye (mü'min olması şartı ile) Kıyâmet gününde faydalı olur. 
Bizlerin de ihlâsı ve Allah'a tevekkülü, bir ve tek olarak Allah'a ibadetinde ortak koşmaksızın şirkten ve müşriklerden uzaklaşmasında, nimetlerine karşılık şükredişinde, Rabbine dua edip yakarışında Ibrahim (aleyhisselâm)'a uymamız gerekir.
Sayfadan Gönüle Düşenler

Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allahım! Ey bize hz. İbrahim’in dualarıyla dua etmeyi nasip eden Allahım!

Annemizi ve babamızı bağışla. Kardeşlerimizi ve sevdiklerimizi bağışla. Yanlış yola dönenlerimizi, doğru yoluna döndür. Yanlış amellerle meşgul olanlarımızı, hakikatine yönlendir. 

Bize hikmet ver ve bizi salihler arasına kat. Gönüllerimize salih kullarını ve salih amelleri sevdir. Etrafımızdakilere ve yaşadıklarımıza baktığımız zaman, bize hakikati görmeyi nasip et.

Ömrümüzü doğrularla doldurmamızda yardımcımız ol. Dünyada bulunduğumuz sürede ve huzuruna vardıktan sonra ardımızda kalanların içinde ve göklerde hayırla anılanlardan olmamızı nasip et.

Dirileceğimiz gün, bizi; malından ve çocuklarından medet umanlardan ve eli boş dönenlerden ayır. Sana tertemiz kalb ve aydınlık yüz ile gelmemizi nasip et. Mahşer günü, bizi cehennemi uzaklaştırdığın ve cennetini yaklaştırdığın takva sahiplerinin arasına kat ve bizi cennetine al.

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji