Şuarâ Sûresi 168. Ayet

قَالَ اِنّ۪ي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَال۪ينَۜ  ١٦٨

Lût, şöyle dedi: “Şüphesiz ben sizin yaptığınız bu çirkin işe kızanlardanım.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ (Lut) dedi ki ق و ل
2 إِنِّي şüphesiz ben
3 لِعَمَلِكُمْ sizin bu işinize ع م ل
4 مِنَ
5 الْقَالِينَ kızanlardanım ق ل ي
 

قَالَ اِنّ۪ي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَال۪ينَۜ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. Mekulü’l-kavli  اِنّ۪ي لِعَمَلِكُمْ ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  لِعَمَلِكُمْ  car mecruru  الْقَال۪ينَ ‘a mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مِنَ الْقَال۪ينَ  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.  

قَال۪ينَ ; sülâsi mücerredi  قلي  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالَ اِنّ۪ي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَال۪ينَۜ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنّ۪ي لِعَمَلِكُمْ مِنَ الْقَال۪ينَ  cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  اِنَّ ‘nin haberi mahzuftur. مِنَ الْقَال۪ينَ , mahzuf habere mütealliktir.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir.  لِعَمَلِكُمْ  car mecruru, siyaktaki önemine binaen amili olan  الْقَال۪ينَ ’ye takdim edilmiştir.

الْقَال۪ينَۜ, ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesiyle tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Lut (a.s) onlara “Ben sizin yaptığınıza buğzedenlerdenim’’ diye cevap verdi. قِلي  kelimesi, şiddetli buğz anlamına gelir. Buradaki buğz sanki gönüle ve ciğerlere tesir etmiş olan bir buğzdur. Bu ifade "Ben sizin yaptığınıza bir buğzedenim" sözünden daha belîğ ve etkilidir. Nitekim "Falanca kişi alimler zümresindendir" sözü, "Falanca kişi, alimdir" sözünden daha belîğdir. Bunun manasının, "size buğzda en ileride bulunan kimselerdenim" şeklinde olması da muhtemeldir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb) 

قَالَ  -  قَال۪ينَۜ ; burada ikinci kelimenin kökü birinciden farklıdır. (Nefret etmek manasında olan  قلي  fiilidir) cinas-ı ıtlak, reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)

مِنَ القالِينَ  sözü vasıf olarak  إنِّي لِعَمَلِكم قالٍ  sözünden daha beliğdir. Bu en kemal cinastır. Çünkü tam cinas olur. قَالَ  ile  القالِينَ  kelimeleri arasında cinas-ı müzeyyel vardır. Cinas-ı mutarraf olarak isimlendirilir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Cinas-ı müzeyyel: Aynı yazılan iki kelimeden birinde fazla olan harf birden fazla ve kelime sonunda olursa buna cinâs-ı müzeyyel adı verilir.

Enâm/56 da bu ayettekine benzer şekilde  وَمَاۤ أَنَا۠ مِنَ ٱلۡمُهۡتَدِینَ  "hidâyete erenlerden değildir" buyurulmuş, ما أنا مُهْتَدٍ "Ben hidâyete ermedim" buyurulmamıştır. Çünkü maksat cümlenin haberi olan  مِنَ المُهْتَدِينَ  ifadesini inkar etmektir.

ٱلۡمُهۡتَدِینَ  kelimesindeki tarif; cins içindir. Dolayısıyla konuşmacının kendisi hakkında hidayet edilenlerden biri olduğunu söylemesi onun halk tarafından bilinen gruptan biri olduğunu gösterir. Burada akıl yürütme yöntemine benzer bir yöntem kullanılmıştır.

Açıkça, yani doğrudan söylemekten daha beliğ bir üsluptur. Keşşaf'ta buna benzer olarak şu iki ayet gösterilmiştir: قالَ إنِّي لِعَمَلِكم مِنَ القالِينَ [Şüphesiz ben konuşanlardanım" dedi.] (Şuara/168)

قالُوا سَواءٌ عَلَيْنا أوَعَظْتَ أمْ لَمْ تَكُنْ مِنَ الواعِظِينَ ['’Sen vaaz etsen de, vaizlerden olmasan da, bu bizim aleyhimizedir'’ dediler.] (Şuara/136)

فُلانٌ مِنَ العُلَماءِ  "Filanca alimdir" sözü, فُلانٌ عالِمٌ "Falanca alimdir" sözünden daha beliğdir. Çünkü bu sözle onun alim topluluklarından sayıldığına ve onun ilme katkısının bilindiğine şahitlik edilmiştir.

Burada  أوَعَظْتَ أوْ لَمْ تَعِظْ  ‘’Eğer "Vaz versen veya vermesen’’ denilseydi daha kısa bir cümle olurdu ve mana da aynıydı. Buna şöyle cevap veririz: Bu ifadeler aynı anlama gelmezdi. Zira aralarında fark vardır. Çünkü anlam öğüt verme işini yapsan da, gerçekten öğüt verip bunu uygulayanlardan olmasan da bizim için eşittir şeklindedir. Diğer cümledeki أوَعَظْتَ أوْ لَمْ تَعِظْ  ifadesine kıyasla bu kullanım onun vaazına pek itibar etmediklerini ifade etmek bakımından daha etkilidir.

Sen bize öğüt veren de öğüt verici iyi insanlardan olmasan da ifadesinde ne vaaz eylemine ne de iyi bir karakter olan vaizin kendileri hakkındaki hayırhah tutumuna itibar edecekleri belirtilirken soruda önerilen sen bize öğüt versen de vermesen de ifadesinde sadece vaaza itibar etmeyecekleri aktarılmış olmaktadır. Oysa ayetteki ifadede peygamberlerinin kendilerinin iyiliği için çırpınan biri olup olmaması önemli değildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)