فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِۜ اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ ١٨٩
فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِۜ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. كَذَّبُو damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَخَذَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَذَابُ fail olup damme ile merfûdur. يَوْمٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الظُّلَّةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
كَذَّبُو fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi كذب ‘dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. عَذَابَ kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. يَوْمٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَظ۪يمٍ kelimesi يَوْمٍ ‘in sıfatı olup, kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِۜ
فَ , istînâfiyyedir. Ayette mütekellim, Allah Teâlâ’dır. Ayetin ilk cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafat, S.107)
فَكَذَّبُو fiili تفعيل babındadır. Bu bab, fiil ve mef’ûlde kesret ifade eder.
Aynı üsluptaki فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِۜ cümlesi, atıf harfi فَ ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
فَاَخَذَهُمْ عَذَابُ cümlesinde istiare sanatı vardır. الْعَذَابُ kelimesi, almak, edinmek manalarındaki اَخَذَ fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Azabın, bir şahıs gibi alacak olması onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
اَخَذَ fiilinin, الْعَذَابُ kelimesine isnad edilmesi, zamaniyye alakasıyla mecâz-ı aklîdir.
يَوْمِ ’deki nekrelik, tazim içindir.
Ayetin metninde azap kelimesinin, kendisine değil, onun gününe izafe edilmesi, bize bildiriyor ki o gün o azaptan başka bir azap daha vardır. Şöyle ki Allah, onlara yedi gün, yedi gece öyle şiddetli bir sıcak musallat buyurdu ki ne rutubet, ne su, ne de yer altındaki barınakların ona faydası olmuyordu, işte bundan dolayı onlar, çöle çıkmak zorunda kaldılar. Orada serinlik ve hoş bir esinti veren bir bulut onları gölgeledi. Böylece hepsi onun gölgesinde toplandıktan sonra o buluttan üzerlerine ateş yağdı da hepsi yandılar. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Azabın güne isnad edilmesi, zaman alakasıyla mecâz-ı aklîdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنَّ ’nin haberi olan كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ cümlesi, nakıs fiil كَانَ ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Az sözle çok anlam ifade etmiş olan عَذَابَ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ izafeti, كَانَ ’nin haberidir.
يَوْمٍ ‘deki nekrelik tazim içindir. یَوۡمٍ ‘nin ayette tekrar edilmesi önemini ortaya koyup dikkate sunmak içindir. Birinde الظُّلَّةِ diğerinde عَظ۪يمٍ ile sıfatlanması, azabın güne isnad edilmesi, bütün bunlar o günün dehşetini gözler önüne sermiştir.
Muzâfun ileyh olan يَوْمٍ ‘in sıfatı عَظ۪يمٍ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhteki sürekli varlığına, sıfatın, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
عَذَابُ يَوْمٍ عَظ۪يمٍ terkibinde, عَظ۪يمٍ , güne isnad edilmiştir. Aslında azim olan gün değil, o günde kafirlerin müşahede ettikleridir. Kıyamet günüyle, azim olmak arasında sebebiyet alakasına dayalı mecaz-ı mürsel bulunmaktadır. Burada sebep zikredilmiş, sonuç kastedilmiştir. Çünkü o günde yaşananlar, azametin sebebidir. Mübalağa ve tecessüm ifade eden bu üslup, o günün zorluğuna ve şiddetine delalet eder.
Her iki cümlede de azabın güne isnadı aklî mecazdır. Aslında azap eden gün değil, Allah Teâladır. Ya da burada istiare düşünülebilir. Gün, bir insana benzetilerek, müşebbehün bih ile alakalı bir özellik olan azap etme fiili, güne isnad edilmiştir.
یَوۡمٍ - عَذَابَ kelimelerinin tekrarında reddü’l- acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve subût ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler, اِنَّ ve isim cümlesi sebebiyle muhkem/sağlam cümlelerdir.