Şuarâ Sûresi 197. Ayet

اَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ اٰيَةً اَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمٰٓؤُ۬ا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۜ  ١٩٧

İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi, onlar (Mekke müşrikleri) için bir delil değil midir?
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَوَلَمْ
2 يَكُنْ değil mi? ك و ن
3 لَهُمْ onlar için
4 ايَةً bir delil ا ي ي
5 أَنْ
6 يَعْلَمَهُ onu bilmesi ع ل م
7 عُلَمَاءُ bilginlerinin ع ل م
8 بَنِي oğulları ب ن ي
9 إِسْرَائِيلَ İsrail
 
Hz. Muhammed’e vahyedilen mesajın mânası ve özü, temel çizgileri itibariyle önceki peygamberlere gelmiş olan Zebûr, Tevrat, İncil vb. kitaplarda da vardı. Bir görüşe göre de Kur’an’ın indirileceği önceki, peygamberlerin kitaplarında haber verilmişti (Şevkânî, IV, 113; İbn Âşûr, XIX, 191-192; Esed, II, 758). Âyette bu anlamların her ikisi de kastedilmiş olabilir. Bir kısım müfessirler “İsrâiloğulları bilginleri”nden maksadın Abdul­lah b. Selâm ve onun gibi müslüman olan bazı yahudi bilginleri olduğunu söylemişlerse de âyeti genel anlamda –müslüman olsun olmasın– yahudi bilginleri olarak değerlendirmek daha uygundur. Rivayete göre Mekkeliler Medine’de bulunan yahudi bilginlerine adam gönderip Hz. Peygamber’in durumu hakkında onlardan bilgi istemişler; onlar da böyle bir peygamberin geleceğini ve niteliklerinin Tevrat’ta mevcut olduğunu söylemişlerdir (Kurtubî, XIII, 138-139; Ebû Hayyân, VII, 39). Özellikle Mekke döneminde, İsrâiloğulları bilginlerinden bazıları Kur’an’da anlatılan bu kıssaların Tevrat’ta anlatılanlara uygun olduğu gerçeğini teslim ediyorlardı. Nitekim Mekke döneminde inmiş olan Ankebût sûresinin 47. âyetinde Ehl-i kitap’tan bazılarının Kur’an’a iman ettikleri haber verilmiştir. Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 174
 

اَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ اٰيَةً اَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمٰٓؤُ۬ا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۜ

 

İsim cümlesidir.  Hemze istifhâm harfidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

يَكُنْ  nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. لَهُمْ  car mecruru  اٰيَةً ‘in mahzuf haline mütealliktir.  اٰيَةً  kelimesi  يَكُنْ ’nin mukaddem haberi olup fetha ile mansubdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  يَكُنْ ’nin muahhar ismi olarak mahallen merfûdur.

Fiil cümlesidir. اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. 

يَعْلَمَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو 'dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عُلَمٰٓؤُ۬ا  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. بَن۪ٓي  muzâfun ileyh olup cer alameti  ى ‘dir.  اِسْرَٓائ۪لَۜ  muzâfun ileyh olup gayri munsarif olduğu için, cer alameti fethadır. 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَوَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ اٰيَةً اَنْ يَعْلَمَهُ عُلَمٰٓؤُ۬ا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۜ

 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki,  وَاِنَّهُ لَف۪ي زُبُرِ الْاَوَّل۪ينَ  atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada  inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Cümlenin haber manalı olması, matufun aleyhe atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.

Menfi nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İsim cümlesi formunda gelerek sübut ve istimrar ifade etmiştir.  

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen soru anlamı değil de azarlama ve kınama kastı taşıyan cümle, mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif vardır. اٰيَةً  nakıs fiil  كَانَ ’nin mukaddem haberi, masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَعْلَمَهُ عُلَمٰٓؤُ۬ا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ  cümlesi, masdar teviliyle  كَانَ ‘nin muahhar ismidir.

لَهُمْ  car mecruru  اٰيَةً ‘in mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

يَعْلَمَهُ - عُلَمٰٓؤُ۬ا  kelimeleri arasında cinas-ı iştikak ve reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır. 

İbn Amir,  اٰيَةً (bir delil) lafzını ötreli okumuşken, diğerleri  يَكُنْ 'nin haberi olarak nasb ile okumuşlardır.  كَان ’nin ismi ise masdar-ı müevvelden kaynaklanan  اَنْ يَعْلَمَهُ  “bilmeleri” lafzıdır. İfadenin takdiri de şöyle olur: İslama giren İsrailoğulları alimlerinin ilmi onlar için apaçık bir delil değil midir? Birinci kıraate göre ise  يَكُنْ ‘nin ismi  اٰيَةً ; haberi ise; İsrailoğulları alimlerinin onu bilmeleri anlamındaki ibaredir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

اَوَلَمْ تَكُنْ لَهُمْ اٰيَةً اَنْ يَعْلَمَهُ  ifadesi, müzekker yapılarak  يَكُنْ  okunmuş;  اَنْ يَعْلَمَهُ [onu biliyor olması] ifadesi isim kılınıp,  اٰيَةً  haber yapılarak mansub kılınmıştır. Yine,  اٰيَةً  kelimesi, يَكُنْ 'nin ismi,  اَنْ يَعْلَمَهُ da haberi kılınarak, müennes  تَكُنْ  şeklinde okunmuştur; ancak bu, nekrenin isim, marifenin haber olmasından dolayı ilki gibi (vecih) değildir. Bundan kurtulmak için bir başka açıklama daha yapılmış ve şöyle denilmiştir:  يَكُنْ  gaib zamiri olup  اٰيَةً اَنْ يَعْلَمَهُ  da cümle olarak haber konumundadır.  لَهُمْ اٰيَةً  ifadesinin şan cümlesi olması caizdir;  اَنْ يَعْلَمَهُ  ise  اٰيَةً ‘den bedeldir.  تَكُنْ , müennes olmakla birlikte  اٰيَةً ’in nasb edilmiş olması da caizdir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

يَعْلَمُ  fiili, Kuran’ın sıfatını bilmeyi yani arkadan gelen mevsufun doğruluk sıfatının gerçekleştiğini ve onların kitabında olan şeyi bilmeyi kapsar. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)