وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ اَنْ عَبَّدْتَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۜ ٢٢
وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ اَنْ عَبَّدْتَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۜ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İşaret ismi تِلْكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. نِعْمَةٌ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. تَمُنُّهَا cümlesi, نِعْمَةٌ ‘nün sıfatı olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. تَمُنُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى ‘dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَلَيَّ car mecruru تَمُنُّهَا ‘ya mütealliktir. اَنْ ve masdar-ı müevvel mübteda تِلْكَ ‘den atf-ı beyan olarak mahallen merfûdur.
Veya تَمُنُّهَا ‘daki zamirden bedel olarak veya mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri, هى şeklindedir.
اَنْ masdariyyedir. عَبَّدْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. بَن۪ٓي mef’ûlun bih olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için nasb alameti ى ‘ dir. İzafetten dolayı ن harfi hazf edilmiştir. اِسْرَٓائ۪لَ muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Atf-ı beyan konusuna giren kelime grupları ve cümleler şunlardır: 1. İsm-i işaretten sonra gelen camid ismin (muşârun ileyhin) atf-ı beyan olarak gelmesi. 2. اَيُّهَا ve اَيَّتُهَا ’dan sonra gelen camid ismin atf-ı beyan olarak gelmesi. 3. Sıfattan sonra gelen mevsufun atf-ı beyan olarak gelmesi.
4. Tefsir harfi اَنْ ’den sonra gelen kelime veya cümleler (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ اَنْ عَبَّدْتَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَۜ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsnedün ileyh, işaret ismiyle marife olmuştur. İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.
Uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret isminde istiare sanatı vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden تِلْكَ ile hikmete ve risalete işaret edilmiştir. Böylece hikmet ve risalet, elle tutulur gözle görülür maddi bir şey yerine konmuştur. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi, aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi; her ikisinde de “vücûdun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
ذَ ٰلِكَ ve تِلْكَ ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Mûsâ , Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 57, s. 190)
Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan تَمُنُّهَا عَلَيَّ cümlesi, نِعْمَةٌ için sıfattır. Hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
Masdariye اَنْ ve akabindeki عَبَّدْتَ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ cümlesi, masdar tevilinde, تِلْكَ için atf-ı beyandır.
Masdar-ı müevvel, müspet mazi fiil cümlesi faide-i haber ibtidâî kelamdır.
تَمُنُّهَا - نِعْمَةٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Bu ayet-i kerîmede de istifhâm harfi hemze hazf olmuştur. Takdir şöyledir: أَوَتِلْكَ نِعْمَةٌ (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Şayet تَمُنُّهَا [başıma kaktığın] ve عَبَّدْتَ [köleleştirmen] kelimeleri müfred olduğu halde مِنْكُمْ [sizden] ve خِفْتُكُمْ [sizden korktum] ifadeleri neden çoğul yapılmış?” dersen şöyle derim: Korkma ve kaçma sadece ondan değil, (Yetkililer seni öldürmek için aralarında görüşüyorlar.) (Kasas 28/20) ayetinin gösterdiği üzere, hem ondan hem de önde gelenlerin öldürmek üzere toplanmalarından kaynaklanmakta idi. Başa kakma ise sadece Firavun’dan sadır olmuştu ki köleleştirme de böyle idi. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Ayetteki [Benim başıma kaktığın o nimet, İsrailoğullarını kendine kul köle edinmenden dolayı olmuştur] ifadesi, Firavun'un, [Biz seni büyütmedik mi?] şeklindeki sözünün cevabıdır. Arapça'da birisi birisini kul-köle edindiğinde, denir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Ayette geçen تَمُنُّهَا lâfzı, تَمُنُّ بِهاَ takdirindedir. اَنْ عَبَّدْتَ cümlesi de تِلْكَ ‘den atf-ı beyandır. (Celâleyn Tefsiri)