قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ٢٣
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَم۪ينَ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. فِرْعَوْنُ fail olup, damme ile merfûdur. Gayri munsariftir. مَا رَبُّ الْعَالَم۪ينَ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la mukadder mekulü’l-kavl cümlesine matuftur. Takdiri; هل ثمة إله غيري وما ربّ (Benden başka ilâh var mı ve Rab kim?) şeklindedir.
İsim cümlesidir. مَا istifhâm ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur. رَبُّ الْعَالَم۪ينَ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْعَالَم۪ينَ muzâfun ileyh olup, cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir.
Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَم۪ينَ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107)
Cümlede icâz-ı hazif sanatı vardır.
وَمَا رَبُّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ cümlesi, قَالَ fiilinin takdiri; هل ثمة إله غيري (Benden başka ilâh var mı?) olan mahzuf mekulü’l- kavline matuftur. Sübut ve istimrar ifade eden menfî isim cümlesi, istifham üslubunda talebî inşaî isnaddır.
Firavun, aslında Musa (a.s)’a bilmediği bir şeyi sormuş değildir. Muhatabını zor durumda bırakmak ve ona karşı çıkmak amacıyla yönelttiği bu soru cümlesi mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca bilmiyormuş gibi davranarak konuşması tecâhül-i ârif sanatıdır.
Mübteda konumundaki istifham ismi مَا ’nın haberi olan رَبُّ ٱلۡعَـٰلَمِینَ , veciz ifade için izafet formunda gelmiştir.
Firavun, Hazreti Musa (a.s)'a, "Âlemlerin Rabbi (dediğin) nedir?" demiştir. Bil ki bir şeyi ‘nedir?’ ifadesiyle sormak, o şeyin hakikatini ve mahiyetini tarif etmeyi istemektir. Bir şeyin hakikatini tarif etmek ve açıklamak ise, ya o hakikatin bizzat kendisi ile yahut onun parçalarından bir şeyle; yahut o hakikatin dışında bir şeyle, hem onun harici ve dahili şeylerinden müteşekkil bir şeyle yapılır. O şeyin, hakikatini bizzat kendisiyle tarif etmek imkansızdır. Çünkü tarif eden tarif olunandan önce bilinir. Binaenaleyh eğer bir şey, yine kendisiyle tarif edilmiş olsaydı, onun daha önce malum olması gerekirdi. Bu ise imkansızdır. O şey; kendisine (zatına) dahil olan şeylerle tarif etmek de vâcibul-vücûd olan zat hakkında imkansızdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)