Şuarâ Sûresi 24. Ayet

قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ  ٢٤

Mûsâ, “O, göklerin ve yerin ve her ikisi arasında bulunan her şeyin Rabbidir. Eğer gerçekten inanırsanız bu böyledir.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 رَبُّ Rabbidir ر ب ب
3 السَّمَاوَاتِ göklerin س م و
4 وَالْأَرْضِ ve yerin ا ر ض
5 وَمَا ve olanların
6 بَيْنَهُمَا ikisi arasında ب ي ن
7 إِنْ eğer
8 كُنْتُمْ iseniz ك و ن
9 مُوقِنِينَ gerçekten inanan kimseler ي ق ن
 
Firavun’un alaycı tavırlarına rağmen Mûsâ’nın bütün ilâhî dinlerin en temel ilkesi olan tevhid akîdesini veciz ifadelerle ortaya koyduğu görülmektedir. Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 151
 

  Yeqane يقن:   يَقِينٌ kelimesi, marifet ve dirayet gibi diğer bilgi çeşitlerinin üstündedir ve ilmi nitelemek için kullanılır. Yani yakîn,  hükmün değişmezliğiyle beraber olan anlayış dinginliğidir.

  Fiil olarak أيْقَنَ ve إسْتَيْقَنَ şeklinde kullanılır. Onu kat'i, kesin, şüphe götürmez bir şekilde bildi ya da o hale geldi manasına gelir. (Müfredat)

  Kuran’ı Kerim’de türevleriyle 28 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli yakîndir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

 

قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ 

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. Mekulü’l-kavli, رَبُّ السَّمٰوَاتِ ‘dir.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. رَبُّ  mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri هو ‘dir. Aynı zamanda muzâftır.  السَّمٰوَاتِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. الْاَرْضِ  atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur. 

Müşterek ism-i mevsûl  مَا  atıf harfi  وَ ‘la  السَّمٰوَاتِ ‘a matuftur.  بَيْنَهُمَا  zaman zarfı, mahzuf sılaya mütealliktir. Muttasıl zamir  هُمَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.


اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ

 

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

كُنتُم ’ün dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.  

كُنْتُمْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تُمْ  muttasıl zamir  كُنتُم ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. 

مُوقِن۪ينَ  kelimesi  كُنْتُمْ ’ün haberi olup, nasb alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. Şartın cevabı öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Takdiri;  فَآمِنُوا بِهِ وَحْدَهُ (Bir olarak O’na iman edin.) şeklindedir.

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lâmı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delâleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)

مُوقِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالَ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاۜ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107)  

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا  cümlesinde icâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri  هو olan mübteda mahzuftur. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mekulü’l-kavl, Hz. Musa’nın Firavun’a cevabıdır.

Veciz anlatım kastıyla gelen  رَبُّ السَّمٰوَاتِ  izafetinde  السَّمٰوَاتِ ’nin Rab ismine muzâfun ileyh olması, onun tazimine işaret eder.

الْاَرْضَ , tezat nedeniyle  السَّمٰوَاتِ ‘ye atfedilmiştir. Semavat, yeryüzünü gökyüzünü ve ikisi arasında olanları kapsadığı halde semavattan sonra bunların tekrar söylenmesi hususun umuma atfı babında ıtnâbdır.

السَّمٰوَاتِ - الْاَرْضِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا , muzâfun ileyh olan  السَّمٰوَاتِ ’ye matuftur. Atıf sebebi  temâsüldür. Sılasının hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mekân zarfı  بَيْنَهُمَا , bu mahzuf sılaya mütealliktir. 

Ayette, Allah’ın, rabbi olduğu şeylerin yeryüzü, gökyüzü ve arasındakiler olarak sayılması taksim sanatıdır.

Ayette üslub-ul hakîm sanatı vardır. 

Bu sanatta mütekellim, muhatabın bir sorusu veya sözü üzerine kullandığı kelimelerden birini farklı bir konumda kullanır. Bu sanatı, “muhatabın sözünü başka bir vecihle tasdiklemek” şeklinde de tarif etmişlerdir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)

Mekkî ve başkaları dediler ki: Ona cins isimler hakkında soru sorulduğu gibi " مَا : ne" ile soru sordu. Mekkî dedi ki: Bu hususta soru bir başka yerde "kim" diye varid olmuştur. Görüldüğü kadarıyla her bir yerde ayrı şekilde soru sormuştur. Firavun cins hakkında soru sormuştu. Oysa yüce Allah bir cins değildir. Çünkü cinsler sonradan yaratılmıştır. Musa (a.s) onun cahilliğini anladığından, onun bu şekilde soru sormasına iltifat etmeyerek, dinleyen kimseye Firavun'a bu hususta herhangi bir ortaklığının bulunmasının söz konusu olmayacağını açıkça ortaya koyan Allah'ın o pek büyük kudretini dile getirdi. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)


 اِنْ كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ

 

Ayetin son cümlesi, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mekulü’l-kavle dahildir. Şart üslubundaki terkipte sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, şarttır.

اِنْ , vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıf durumlarda kullanılan şart harfidir. 

كَان ’nin dahil olduğu bu isim cümlesinde müsned  مُوقِن۪ينَ , ism-i fail kalıbında gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Şartın, takdiri  فآمنوا به وحده  (Bir olarak O’na iman edin.) olan cevap cümlesi, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Dolayısıyla cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.

Bu takdire göre mahzuf cevap ve mezkûr şart cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)

كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur.(Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lâmı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Failin İfade Göstergesi (Manaya Delâleti, Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Haziran/June 2020, 19/1: 405-426)

اِنْ  edatı başlıca şu yerlerde kullanılır:  1. Muhatabın tam olarak inanmadığı durumlarda kesinlikle doğru olan sözün başında  اِنْ  gelir. 

2. Bilmezden gelinen durumlarda da  اِنْ  kullanılır: Efendisini soran birisine hizmetçinin evde olduğunu bildiği halde: “Evdeyse sana haber veririm.” demesi gibi. 

3. Bilen kimse sanki bilmiyormuş gibi kabul edilerek  اِنْ  kullanılır: Sebebi de kişinin, bildiği şeyin gereğini yerine getirmemesidir.  إِنْ كُنْتَ مِنْ تُرَابٍ فَلَا تَفْتَخِرْ  “Eğer sen topraktan yaratılmışsan böbürlenme!” örneğinde olduğu gibi. Kişi, topraktan yaratıldığını bilmektedir. Ancak bunu unutup kibirlenmektedir. Bu nedenle de kendisine hitapta  اِنْ  edatı kullanılmıştır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)

كُنْتُمْ مُوقِن۪ينَ  ifadesindeki cemi sıygada gelen zamir ile Firavun’un meclisinde bulunanların hepsi kastedilmiştir. Musa (a.s), çağrısının kapsayıcılığı ve kemaliyetinden dolayı onların da bu yüce çağrıya iştirak etmelerini istedi. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)