Şuarâ Sûresi 225. Ayet

اَلَمْ تَرَ اَنَّهُمْ ف۪ي كُلِّ وَادٍ يَه۪يمُونَۙ  ٢٢٥

Görmez misin ki onlar, her vadide şaşkın şaşkın dolaşırlar ve yapmadıkları şeyleri söylerler.  (225 - 226. Ayetler Meali)
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَلَمْ
2 تَرَ görmez misin? ر ا ي
3 أَنَّهُمْ onlar
4 فِي
5 كُلِّ her ك ل ل
6 وَادٍ vadide و د ي
7 يَهِيمُونَ şaşkın şaşkın dolaşırlar ه ي م
 
﴾224﴿ Şairlere gelince, onlara da yoldan sapmışlar uyarlar. ﴾225-226﴿ Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmez misin? ﴾227﴿ Ancak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar, Allah’ı çokça ananlar ve haksızlığa uğratıldıktan sonra kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, neye nasıl dönüşeceklerini (başlarına nelerin geleceğini) yakında görecekler.
 

اَلَمْ تَرَ اَنَّهُمْ ف۪ي كُلِّ وَادٍ يَه۪يمُونَۙ

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifhâm harfidir.  لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.

تَرَ  illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel  تَرَ  fiilinin mefûlün bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. أَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

هُمْ  muttasıl zamiri  اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  ف۪ي كُلِّ  car mecruru  يَه۪يمُونَۙ  fiiline mütealliktir. وَادٍ  muzâfun ileyh olup, mahzuf  يَ  üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Mankus isimdir.  يَه۪يمُونَۙ  cümlesi, اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

يَه۪يمُونَۙ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Mankus isimler: Sondan bir önceki harfi kesralı olup son harfi de “ya (ي)” olan isimlere “mankus isimler” denir. Mankus isimlerin irab durumu şöyledir: 

a) Merfu halinde takdiri damme ile (رَاعٍ – اَلرَّاعِي  gibi), 

b) Mansub halinde lafzi olarak yani fetha ile (رَاعِيًا  – اَلرَّاعِيَ  gibi), 

c) Mecrur halinde takdiri kesra ile (رَاعٍ – اَلرَّاعِي  gibi) irab edilir. 

Yani mankus isimler ref ve cer durumlarında maksur isimler gibi takdiri irab edilir. Bu durumda damme ve kesra harekeleri son harflerinin üzerinde açıkça görülmez, fakat var olduğu kabul edilir. Nasb hallerinde ise lafzi olarak irab edilir, son harfin üzerinde fetha harekesi açık bir şekilde görünür. 

Mankus isimler nekre halinde yani başlarında elif lam olmaksızın kullanıldığında ref ve cer durumlarında sonlarındaki “ya” harfi düşürülür. Ancak meydana gelen bu değişikliğe işaret olmak üzere kelimenin sonundaki kesra harekesi tenvinli kesra olur. İrabı ise yine takdiren olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَلَمْ تَرَ اَنَّهُمْ ف۪ي كُلِّ وَادٍ يَه۪يمُونَۙ

 

Beyanî istinaf olarak fasılla gelen ayetin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Hemze takriri manada istifham harfi,  لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. Takrir, mütekellimin, muhatabın ikrarını sağlamak için kullandığı bir üsluptur.

Takrir (itirafa zorlama): Muhatabın bildiği birşey soru şeklinde dile getirilir ve ondan bunu tasdik etmesi istenir. Bunda iknâ edici, inandırıcı delil vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi) 

Menfî muzari fiil sıygasındaki cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham üslubunda olmasına rağmen terkib, soru anlamında değildir. Cümle vaz edildiği anlamdan çıkarak mana itibariyle taaccüb ve takrir kastı taşıdığından, mecaz-ı mürsel mürekkebdir. 

Ayrıca ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması sebebiyle bu istifhamda, tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ‘nin dahil olduğu  اَنَّهُمْ ف۪ي كُلِّ وَادٍ يَه۪يمُونَ  cümlesi, masdar tevilinde, iki mef’ûle müteaddi olan  تَرَ  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Masdar cümlesinde takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  ف۪ي كُلِّ وَادٍ , önemine binaen amili olan  يَه۪يمُونَ ‘ye takdim edilmiştir.

Müsned olan  يَه۪يمُونَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَادٍ ’deki nekrelik, kesret ve tahkir içindir. Teksir kemiyet bakımından, tahkir ise keyfiyet bakımındandır.

Allah Teâlâ’nın ‘’görmedin mi?’’ uyarısıyla asıl amaç emir ve yasaklarını hatırlatmak ve yüce kudretini muhataba göstermektir.

تَرَ  fiili aklî (manevi) bir durumla ilgili olup basiretle (hissî) ilgili değildir. İlim manasında rü’yet kelimesinin kullanılmasında, sebep müsebbep alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen rü’yet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Şöyle de ifade edilebilir; manevi, aklî ve görülmez olan bir anlatım, gözle görülen, canlı bir şey menziline konulmuştur. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi  Suret-i, Meryem 77. Ayetten Uyarlama, s. 307) 

Kur’an'da geçen أولم تر  ile ألم تر  arasındaki fark için, و  harfiyle gelen tabirin gözle görülen konularda olduğu, diğerinin ise aklî bir düşünceyle delil çıkarmak konularında kullanıldığı söylenmiştir.

أولم تر  tabirinin, hayatta misali çok görülen konularda kullanıldığı da söylenmiştir.

ألم تر  tabirinin de, çok rastlanmayan konularda kullanıldığı söylenmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, s. 329) 

Ayetteki görme, kalp görmesidir. Yani kalbinle idrak etmez misin ki, Allah (c.c) gökleri ve yeri hikmet ile ve yaratılması gerektiği şekilde yaratmıştır. O, dilerse sizi tamamen yok eder ve sizin yerinize, sizinle onlar arasında hiçbir alâka bulunmayan yepyeni bir halk yaratır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

اَلَمْ تَرَ  ifadesi zahiren istifham ise de muhatabı taaccübe sevk eden bir ifadedir. (Fahreddîn er-Râzî , Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu ifade Kur’an’ın en azim cümlelerinden biridir. Pek çok kez tekrarlanmıştır. Bundan sonra da acayip, garip, akla-mantığa aykırı şeyler zikredilmiştir. (Muhammed Ebû Mûsâ, Ğâfir Sûresi Belâgi Tefsîri, S. 343)

وَادٍ ’deki tenvin kesret ve tahkir içindir. Teksir kemiyet bakımından, tahkir ise keyfiyet bakımından düşüklüğü ifade eder.

Şairlerin kullandıkları üslup anlamına gelen  ف۪ي كُلِّ وَادٍ  ifadesindeki  ف۪ي  harfinde istiare vardır. Zarfiyyet manası olan  ف۪ي  harfi sebebiyle  وَادٍ , içi olan bir şeye benzetilerek bu konudaki aşırılıklarına işaret edilmiştir.

Vadi ve vadiye dalma kavramlarının zikredilmesi, şairlerin düşüncedeki aşırılıklarına ve haddi aştıklarına bakmadan her konuda bilir bilmez atıp tuttuklarından kinayedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Müsteâr  وَادٍ  kelimesidir, hissîdir. Müstearun leh şairin tuttuğu yoldur, aklîdir. Temsîlî bir istiaredir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

هَياَماً ف۪ي كُلِّ وَادٍ  ifadesinde istiare vardır. Bununla kastedilen, -Allahu âlem- şairlerin söyledikleri söz ve şiirlerinde çeşitli anlatım tarzlarını ve türlü ifade yollarını kullanmalarıdır. Bir kimsenin arkadaşına, görüşünün farklı veya onun sözünden uzak olduğunu belirtmek üzere  أنا ف۪ي وَادٍ وَ أنْتَ ف۪ي وَادٍ  (Ben bir vadide, sen bir vadi de) demesi gibidir ki (Ben bir yolda gidiyorum sen bir yolda gidiyorsun) demektir. Arapların  فَلاَنٌ يَحُبُّ مَعَ كُلِّ رِيحٌ يَتِرُ بِكُلِّ جَناحٍ  (Falanca her rüzgârla eser, her kanatla uçar) sözleri de bu ifadeye benzemekte olup her kılavuzun ardına düşer, her seslenene cevap verir demektir. Denildiğine göre bu ifadenin anlamı, şairin, övgü, yergi, azık talebi (istizâde), sitem (ıtab), gazel, nesib, teşbib ve mersiye gibi söz çeşitlerini kullanmasıdır ki böylece bu söz çeşitleri, dere dere vadilere ve çeşitli yollara benzetilmiştir. Şairlerin bu şiir konularında serserice dolaşmak (ألْهَيَمًا ) ile nitelenmesi, onların türlü söz çeşitlerini kullanma, bu kullanımı son noktasına kadar götürme becerilerini anlatan ileri derecede mübalağa ifadesidir. Çünkü Yüce Allah’ın serserice dolaşırlar (يَه۪يمُونَۙ ) ifadesi, bu anlamdaki koşarlar (يَسْعُونَ) ve giderler ( هَياَماً ) ifadelerinden daha edebi bir anlatımdır. Üstelik serserice dolaşma (هَياَماً), kâmil aklı ve ağırbaşlılığı olmayan kimsenin niteliğidir ki bu, sağlam akıl, vakar ve hilim sahibi olan kimsenin vasıflarına aykırıdır. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)