Şuarâ Sûresi 224. Ayet

وَالشُّعَرَٓاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُ۫نَۜ  ٢٢٤

Şairlere ise haddi aşan azgınlar uyarlar.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَالشُّعَرَاءُ ve Şa’irler ش ع ر
2 يَتَّبِعُهُمُ onlar uyarlar ت ب ع
3 الْغَاوُونَ azgınlara
 
﴾224﴿ Şairlere gelince, onlara da yoldan sapmışlar uyarlar. ﴾225-226﴿ Onların her vadide şaşkın şaşkın dolaştıklarını ve gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerini görmez misin? ﴾227﴿ Ancak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlar, Allah’ı çokça ananlar ve haksızlığa uğratıldıktan sonra kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, neye nasıl dönüşeceklerini (başlarına nelerin geleceğini) yakında görecekler.
 

وَالشُّعَرَٓاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُ۫نَۜ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  الشُّعَرَٓاءُ  mübteda olup damme ile merfûdur. يَتَّبِعُهُمُ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.  

Fiil cümlesidir. يَتَّبِعُ  damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  الْغَاوُ۫نَ  fail olup, ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

الشُّعَرَٓاءُ  kelimesi sonunda zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdude olan isimlerden olduğu için gayri munsariftir.

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَتَّبِعُ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  تبع ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

الْغَاوُ۫نَۜ , sülâsi mücerredi  غوي  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَالشُّعَرَٓاءُ يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُ۫نَۜ

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsned olan  يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُ۫نَۜ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiil gelerek, azgınların şeytanlara tabi oluşlarının  zihinde canlanması sağlanmıştır.  

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

الْغَاوُ۫نَۜ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine işaret etmiştir.

الشُّعَرَٓاءُ  mübteda,  يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُ۫نَ  da onun haberidir. Anlamı şudur: Uyduran, yalan söyleyen, boş konuşan, haksız yere hicveden, kişilerin haysiyetiyle oynayan, nesepleri kötüleyen, kadınlarla ilgili şiir söyleyen, cilveleşen, caka satan, övülmeyi hak etmeyen kimseleri öven şairlere sadece bu konuda onları onaylayan, onların sözüyle coşan azgınlar, aptallar ve ahlaksızlar uyar! (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Müsnedün ileyhin fiil cümlesi olarak gelen müsnede takdim edilmesi, müsnedün ileyhin öneminin belirtilmesi ve bu mananın güçlendirilmesi, dikkatleri yalnızca ona çekmek içindir. Burada ifadenin konumu itibariyle hasra ihtiyaç yoktur, çünkü eğer onların, peşlerinden gidenler azgın kimseler ise, o halde bu tabiilerin içerisinde salihler bulunmamaktadır. Çünkü meclislerin özelliklerinden birisi de, içerisinde bulunanları aynı gidişatta birleştiriyor olmasıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Bundan önce o kâfirlerin, Kur’an'ın, şeytanların kâhinlere ulaştırdıkları batıl kabilinden olduğu şeklindeki sözleri, onların hallerinin Peygamberimizin hallerine zıt olduğu beyan edilerek çürütüldükten sonra burada da, onların Kur’ân-ı Azîm hakkında onun şiir kabilinden olduğu ve Resulullah'ın (s.a.v) da şairlerden olduğu şeklindeki söylemleri, şairlerin hallerinin, Peygamberimizin haline zıt olduğu beyan edilerek çürütülmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)

الشُّعَرَٓاءُ [Şairler] kelimesi شاعر ‘in çoğuludur. "Cahil" kelimesinin çoğulunun, جهلاء  şeklinde gelmesi gibi. İbn Abbâs dedi ki: Burada kastedilenler kâfirlerdir, onlara cin ve insanlar arasından sapık olanlar "uyar."

"Azgınlar’’ الْغَاوُ۫نَ  ‘nun haktan uzaklaşmış olanlar anlamında olduğu söylenmiştir. Böylelikle şairlerin de aynı şekilde azgın kimseler olduklarını göstermektedir. Çünkü şairler azgın kimseler olmasalardı, kendilerine uyanlar da onlar gibi olmazdı.(Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)