يُلْقُونَ السَّمْعَ وَاَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَۜ ٢٢٣
يُلْقُونَ السَّمْعَ وَاَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَۜ
يُلْقُونَ fiili الشَّيَاط۪ينُ ’nün hali olarak mahallen merfûdur veya اَفَّاكٍ ‘nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. يُلْقُونَ fiili نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. السَّمْعَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اَكْثَرُهُمْ atıf harfi وَ ‘la يُلْقُونَ cümlesine matuftur.
İsim cümlesidir. اَكْثَرُهُمْ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. كَاذِبُونَ mübtedanın haberi olup ref alameti و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal, “nasıl?” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazf edilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şekindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُلْقُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi لقي ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
كَاذِبُونَ ; sülâsi mücerredi كذب olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُلْقُونَ السَّمْعَ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, kemâl-i ittisâldir.
Önceki ayette geçen الشَّيَاط۪ينُ ’dan veya كلّ أفّاك ‘den haldir. Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) Burada kulak verirler ifadesi şeytanların sıfatlarıdır.
يُلْقُونَ السَّمْعَ cümlesinde istiare sanatı vardır. السَّمْعَ , dikkatle dinlemek demektir. Elle bir şeyi atmak manasındaki اَلْقَى fiili, السَّمْعَ ‘ya isnad edilerek, işitilenler, mücessem, maddi bir hale dönüşmüş, insanın eliyle fırlattığı bir şeye benzetilmiştir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Mef’ûl olan السَّمْعَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
Şayet يُلْقُونَ ‘nin îrabdaki konumu nedir?” dersen şöyle derim: Hal olarak mansub konumda olması caizdir; yani kulak kabartıcı olarak inerler. Veya كُلِّ اَفَّاكٍ اَث۪يمٍۙ ifadesinin sıfatı olarak cer konumundadır; çünkü كُلِّ اَفَّاكٍ çoğul anlamındadır. Yahut cümleye onunla başlanıldığından dolayı, bir mahalli olmaması da caizdir; sanki (Palavracılara niçin inerler?) (İstinaf cümleleri, mukadder bir soruya cevap niteliğindedir) denmekte; (Şöyle şöyle yaparlar) diye cevap verilmektedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
إلْقَي السَّمْعَ ifadesi iki tevilden birine göre istiâredir. O da bu istiare ile yer halkından bazılarını doğru yoldan saptırmak amacıyla süsleyip püsleyecekleri, batılı hak gösterecek şekilde değiştirecekleri gök haberlerini işitmek için kulaklarını meşgul etmeleri, dinlemeyi sürdürmelerinin kastedildiğidir. Halbuki onlar, bunları işitmekten ve bilmekten uzaktırlar. Bu ifade söz sahibinin, diğerine, ألْقَيْتُ إلَيْكَ السَمعَ (Sana kulak verdim) demesi gibidir ki kulağımı senin konuşmana verdim, onu senin konuşmanı dinlemenin dışında hiçbir şeyle meşgul etmedim demektir.
Ayetin diğer tevili ise buradaki işitmenin (السَّمْعَ) işitilen şey (مسموعَ) anlamında olmasıdır. Tıpkı علم ‘in (bilmek, bilgi) معلوم (bilinen şey) anlamında olması gibi. Buna göre ayetin tevili şöyle olur: Şeytanlar, Mele-i aladan işittiklerini iddia ettikleri haberleri, vesvese yoluyla ve şeriati kötülemek amacıyla Hz. Peygamber’in -ona ve ehline selam olsun- düşmanlarından olan bir müfteri ve günahkâra aktarırlar. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)
وَاَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَۜ
وَاَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan كَاذِبُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كَاذِبُونَ - اَفَّاكٍ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Eğer, "Cenab-ı Hak, onların her birinin yalancı olduklarını bildirdikten sonra, daha niçin, Onların çoğu yalancıdır buyurmuştur" denilirse, ben derim ki: اَفَّاكٍ , hep yalan söyleyen manasında değil, çoğu zaman yalan söyleyen demektir. Binaenaleyh Cenab-ı Hak, onların cinlerden şeytanlardan naklettikleri şeyler hususunda, söyledikleri sözlerinin bazısının doğru olduğunu, ama çoğunun bir iftira olduğunu bildirmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Onların çoğu ise kâhinlere racidir, şeytanlara raci olduğu da söylenmiştir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)