قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ ٣٦
قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ
Fiil cümlesidir. قَالُٓوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli اَرْجِهْ وَاَخَاهُ ‘dir. قَالُٓوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَرْجِهْ illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
وَ atıf harfi veya vâvu’l-maiyyedir. اَخَاهُ mef’ûlun bih olup, harfle îrab olan beş isimden biri olduğundan nasb alameti eliftir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ابْعَثْ atıf harfi وَ ‘la اَرْجِهْ ‘a matuftur.
ابْعَثْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. فِي الْمَدَٓائِنِ car mecruru ابْعَثْ fiiline mütealliktir. حَاشِر۪ينَ mef’ûlun bih olup, nasb alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
اَرْجِهْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رجو ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
حَاشِر۪ينَ ; sülâsi mücerredi حشر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالُٓوا اَرْجِهْ وَاَخَاهُ وَابْعَثْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Allah Teâlâ, Firavun toplumunun önde gelenlerinin sözlerini bildirmektedir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالُٓوا fiilinin mekulü’l-kavli olan اَرْجِهْ وَاَخَاهُ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
وَاَخَاهُ ’daki وَ , vâvu’l-maiyyedir.
Mekulü’l-kavle matuf olan وَابْعَثْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ cümlesi de emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Her iki cümle de emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen dua manasında olduğu için mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
Emir fiil aslen; makam bakımından yukarıda olan bir kişinin, makam bakımından daha alt seviyede olan birinden henüz husule gelmemiş bir fiilin yapılmasını istemek için vaz edilmiştir(ki buna isti'lâ yoluyla denir). Vücûb ifade eder. Eğer emir alt seviyede olan birinden daha üst seviyede olan birine yönelik olursa buna “dua” denir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)
فِي الْمَدَٓائِنِ ifadesindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla şehirler, içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü şehir hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak bütün şehirlerin her yerini ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. ابْعَثْ fiiline müteallik olan car-mecrur فِي الْمَدَٓائِنِ , konudaki önemine binaen, mef’ûl olan حَاشِر۪ينَ ‘ye takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan حَاشِر۪ينَ ’deki nekrelik, kesret ve nev ifade eder.
Araf’ta أرْسِلْ , Şuarâ’da ise وَابْعَثْ buyurulmaktadır. Çünkü Araf Suresinde إرْسَلْ (gönderme) fiili çokça tekrarlanmaktadır. Bu fiil, türevleriyle birlikte Araf’ta 30 kez; Şuarâ’da ise 17 kez tekrarlanmaktadır. Dolayısıyla إرْسَلْ ’in, Şuarâ’dan farklı olarak Araf Suresinde zikredilmesi uygun düşmüştür. Öte yandan Şuarâ’daki bağlam أرْسِلْ (Gönder) değil de, ابْعَثْ (Gönder!) fiilini gerekli kılmaktadır. Çünkü بْعَثْ kelimesi göndermenin yanı sıra bir şeyi kaldırmak, harekete geçirmek anlamlarına gelir. Şuarâ sûresindeki meydan okuma ile yüzleşmenin şiddetli olması, Firavun toplumunun önde gelenlerinin وَابْعَثْ فِي الْمَدَٓائِنِ حَاشِر۪ينَۙ (Ve şehirlere toplayıcılar gönder!) demesini gerekli kılmıştır. Onlar göndermekle yetinmediler. Aksine kendisinden elçiliğin yanında toplumu kışkırtma görevini de yürütecek toplayıcılar göndermesini istediler. Zira gönderilen bu toplayıcıların bir görevi de insanları Musa’ya karşı kışkırtmaktı. Bu anlamı أرْسِلْ lafzı vermemektedir. Dolayısıyla her bağlam, içinde zikredilen lafzı gerekli kılmıştır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Ta’bîru’-l Kur’anî, s. 329)