يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَل۪يمٍ ٣٧
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَل۪يمٍ
فَ karînesi olmadan gelen يَأْتُوكَ cümlesi mukadder şartın cevabıdır.
Fiil cümlesidir. يَأْتُو illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
بِكُلِّ car mecruru يَأْتُوكَ fiiline mütealliktir. سَحَّارٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عَل۪يمٍ kelimesi سَحَّارٍ ‘ın sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سَحَّارٍ - عَل۪يمٍ , mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَل۪يمٍ
Şart üslubunda gelen ayet, istînâfiyyedir. يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَل۪يمٍ cümlesi, mahzuf şartın, فِ karinesi olmadan gelen cevabıdır. Meczum muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
‘Geldi’ manasındaki أتي fiili بِ harf-i ceriyle ‘getirmek’ manasını kazanır. Bu, tazmin sanatıdır.
سَحَّارٍ ’deki nekrelik, nev ve kesret içindir. سَحَّارٍ kelimesinn sıfatı olan عَل۪يمٍ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Sıfatlar, mevsûfunun bir özelliğini bildiren, anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için kullanılan bir açıklama biçimidir. Sıfatın kullanılmasının, matbusunun daha iyi tanınması, övülmesi, yerilmesi, pekiştirilmesi, acındırılması, kapalılığının giderilmesi, tahsis edilmesi gibi maksatları vardır. Itnâb, bazen de sıfatlar vasıtasıyla yapılmaktadır. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
(İleri gelenler) Firavun’un إنَّ هَذاَ لَسَاحِرٌ [Bu, öyle bir büyücü ki…”] (Şu‘arâ 26/34) ifadesine بِكُلِّ سَحَّارٍ [ne kadar usta büyücü varsa] ifadesiyle karşılık vermişlerdir. Firavun’u sakinleştirip tedirginliğine son vermek için, kelimeyi sihrin her türlüsünü içine alan bir lafızla ve mübalağa sıygasıyla getirmişlerdir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl)
Sana çok bilgili bütün sihirbazları getirsinler, yani bu fende üstün olanları demektir. İbn Âmir, Ebû Amr ve Kissâî, imâle ile سَحَّيْرٍ okumuşlardır. بِكُلِّ سَاحِرٍ şeklinde de okunmuştur. (Beyzâvî, Envârü’t- Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)