Şuarâ Sûresi 61. Ayet

فَلَمَّا تَـرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ  ٦١

İki topluluk birbirini görünce Mûsâ’nın arkadaşları, “Eyvah yakalandık” dediler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَلَمَّا ne zaman ki
2 تَرَاءَى birbirini görünce ر ا ي
3 الْجَمْعَانِ iki topluluk ج م ع
4 قَالَ dedi(ler) ق و ل
5 أَصْحَابُ adamları ص ح ب
6 مُوسَىٰ Musa’nın
7 إِنَّا şüphesiz biz
8 لَمُدْرَكُونَ işte yakalandık د ر ك
 

İsrâiloğulları, mûcize eseri olarak denizden açılan yollardan geçip Sînâ yarımadasına çıktılar. Bunları izlemekte olan Firavun da açılmış olan bu yollara ordularıyla birlikte girdi. Ancak yüce Allah, Mûsâ ve beraberindeki müminleri kurtardı, Firavun ve beraberindekileri ise denizde boğdu (Hz. Mûsâ ve Firavun hakkında bk. Bakara 2/49-59; A‘râf 7/103-141; Tâhâ 20/9-80; Kasas 28/3-46).

 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 154
 

فَلَمَّا تَـرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ

 

فَ  istînâfiyyedir.  لَمَّٓا  kelimesi  حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfı olup cevaba mütealliktir. Cümleye muzâf olur. تَـرَٓاءَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Fiil cümlesidir. تَرَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  الْجَمْعَانِ  fail olup müsenna olduğu için ref alameti eliftir. Şartın cevabı قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى  ‘dır.

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. اَصْحَابُ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. مُوسٰٓى  muzâfun ileyh olup, gayr-i munsarif olduğundan elif üzere mukadder fetha ile mecrurdur. Mekulü’l-kavli  اِنَّا لَمُدْرَكُونَ ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.  

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. 

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. مُدْرَكُونَ  kelimesi,  اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti  وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur.  b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

تَـرَٓاءَ ; mazii fiildir, bu fiilde 3 tane elif vardır. Biri  رَٓ  harfinden sonra gelmiş zaid bir eliftir, ikincisi hemzeden ibdal olmuş bir eliftir, üçüncüsü kelimenin son harfi olan eliftir. Bu üçüncü elif li-iltikâi’s sakineyn (Arkadan sakin elifle başlayan bir kelimenin gelmesi sebebiyle) hazf olmuştur. (Semîn el Halebî, Ed-Dürrü’l-Masûn fî Ulûmi’l-Kitâbi’l-Meknûn, tafsirap internet sitesi)

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte Arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsarif kısma girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )

تَـرَٓاءَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفاعَلَ  babındadır. Sülâsîsi  رأى ’dir.

Bu bab fiile müşareket (ortaklık/işteşlik), tekellüf ve tezâhür( görünmek ve zorlanmak), tedric (bir işin aşamalı olarak, aralıklarla ve yavaş yavaş meydana gelmesi), mutavaat fâale (mufaale babına ait bir fıilin dönüşlülüğü için kullanılması) ve mücerred mana (türemiş olduğu mücerred fiille aynı anlamda kullanılması) anlamları katar.

مُدْرَكُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûlüdür.

 

فَلَمَّا تَـرَٓاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ

 

فَ , istînâfiyyedir. لَمَّا  edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade eden  تَـرَٓاءَ الْجَمْعَانِ  şart cümlesi,  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.  لَمَّا , cevap cümlesine mütealliktir.

لَمَّا ; muzarinin başında cezm, kalb ve nefî harfi, mazinin başında ise zaman zarfıdır. 

Haynûne manasındaki  لَمَّا , aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  قَالَ اَصْحَابُ مُوسٰٓى اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ  , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّا لَمُدْرَكُونَ  cümlesi,  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ ’nin haberi olan  لَمُدْرَكُونَۚ  ism-i mef’ûl kalıbında gelmiştir. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ  ve benzeri cümleler,  اِنّ, isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

تَـرَٓاءَ الْجَمْعَانِ  ifadesinde istiare vardır. Bununla kastedilen, birbirine yaklaşmaktır (et-tekârub ve’t-tedânî). Bu lafzın müstear olduğunu söyledik. Çünkü havaya kalkmış toz bulutları ve çatışma tozları gibi engeller sebebiyle birbirini görmeseler de iki topluluğun görmekle nitelenmesi güzel olmuştur. Çünkü iki topluluğun, birbirini görmesi ile kastedilen, gözlerin birbirini görmesi değil, şahısların birbirine yakın olmasıdır. Bu, Arapların birbirine yakın iki kabile hakkında söylediği, تقراء ناراهما (ateşleri birbirini görüyor) sözü gibidir ki bu ifade, iki ateş yerine iki insan olsaydı birbirini görecek olmalarından dolayı, (birbirleriyle karşı karşıya, birbirine yakın) demektir. (Şerif er-Râdî, Kur’an Mecazları)

لَمُدْرَكُونَ  da okunmuştur ki  إدراك الشيئ ’den gelir, o da birbirini takip edip yok olmaktır. Yani onların elleriyle arka arkaya helak olacağız demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

لَمُدَّرِكُونَ, “Birbirine karışıp yok oldu” anlamındadır. 

Hasan el-Basrî, bu ifadeye, “onlar ahiret bilgisinden mahrum oldular. Bu bilginin cahili oldular” manasını vermiştir. Buna göre tefsirini yapmakta olduğumuz ayetin manası, “Biz, bizden hiç kimse kalmayacak biçimde onların ellerinde yok olup gitme hususunda birbirinizi izliyoruz.” şeklinde olur. İşte tam o bu esnada Hz. Musa (a.s) onlara  كَلَّا / “hayır” demiştir ki bu, onları içine düştükleri o zandan men etmek içindir. 

Hz. Musa’nın onları cesaretlendirmesi, daha sonra da Hz. Musa (a.s) şu iki şey ile onların gönüllerini takviye edip yatıştırmıştır:

1- “Şüphesiz ki Rabbim, benimle beraberdir” sözüyle. Bu, ilahî yardımın ve onun tekeffül edilmiş olmasının bir delilidir.

2- “O beni, kurtuluş yoluna iletecektir” şeklindeki sözüdür. el-Hûda kurtuluş ve necat yolu demektir. Cenab-ı Hakk, Hz. Musa’ya (a.s) kurtuluş yolunu gösterip düşmanlarını helak edeceğini bildirince, böylece ilâhi yardım hususunda zirveye ulaşmış demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)