Şuarâ Sûresi 71. Ayet

قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَاماً فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِف۪ينَ  ٧١

“Putlara tapıyoruz ve onlara tapmağa devam edeceğiz” demişlerdi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالُوا dediler ق و ل
2 نَعْبُدُ tapıyoruz ع ب د
3 أَصْنَامًا putlara ص ن م
4 فَنَظَلُّ duruyoruz ظ ل ل
5 لَهَا onların önünde
6 عَاكِفِينَ ibadete ع ك ف
 

Bu âyetlerin zâhirinden anlaşıldığı üzere Hz. İbrâhim’in kavmi ay, güneş ve yıldızlara veya bunların yerdeki sembolü olan putlara tapıyorlardı. Bu toplumun gökyüzündeki en büyük tanrıları güneş, yeryüzündeki en büyük tanrıları ise onun temsilcisi olan Baal adındaki put idi. Onlara göre insanların hayatını putlar yönetiyordu, yaratma ve yok etme işini de zaman yapıyordu (İbn Âşûr, XIX, 141). İşte Hz. İbrâhim, kavminin Allah’ı bırakıp da tapmış oldukları bütün tanrıların uydurma, onlara tapanların da yanlış yolda olduklarına işaret etmiş, bundan sonra da gerçek ve tapılmaya lâyık olan tanrının yaratan, hidayete erdiren, yediren, içiren, şifa veren, öldüren, hayat veren ve kıyamet gününde günahları bağışlayan Allah Teâlâ olduğuna dikkat çekmiştir.

 


 

قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَاماً فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِف۪ينَ

 

Fiil cümlesidir.  قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli  نَعْبُدُ ’dur.  قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

نَعْبُدُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. اَصْنَاماً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

İsim cümlesidir. ظَلُّ  nakıs, mebni mazi fiildir. كَانَ  gibi ismini ref, haberini nasb eder. 

نَظَلُّ  nakıs, damme ile merfû muzari fiildir.  نَظَلُّ ’nun ismi, müstetir olup takdiri  نحن ’dur. لَهَا  car mecruru  عَاكِف۪ينَ ’ye mütealliktir.  عَاكِف۪ينَ  kelimesi  نَظَلُّ ’nun haberi olup, nasb alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle irablanırlar. 

عَاكِف۪ينَ ; sülâsî mücerredi  عكف  olan fiilin ism-i failidir. 

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالُوا نَعْبُدُ اَصْنَاماً 

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli  نَعْبُدُ اَصْنَاماً  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müşriklerin Hz. İbrahim'in sorusuna verdikleri cevaptır. 

Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


 فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِف۪ينَ

 

Cümle, atıf harfi  فَ  ile öncesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

İstimrar ifade eden nakıs fiil  ظَلَّ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  لَهَا, konudaki önemine binaen amili olan  نَظَلُّ ’nin haberine takdim edilmiştir.

نَظَلُّ ’nin haberi olan  عَـٰكِفِینَ, ism-i fail kalıbında gelerek bu özelliğin müsnedün ileyhteki istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

عكف, bir şeye devam etmek, onu sürdürmek demektir. Onlar gece değil de bütün gün o putlara taptıkları için  نَظَلُّ  demişlerdir.

عَاكِف۪ينَ - نَعْبُدُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir.  İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Onların sözlerine “Bütün gün onlara hizmet etmekte sabit ve devamlıyız.” ifadesini ilave etmeleri, konuyu açıklamak ve anlamını kuvvetlendirmek için yaptıkları ıtnâbdır.

Hz. İbrahim, babasının ve kavminin taptıkları şeylerin ibadeti hak etmediklerini göstermek için “Onlara neye tapıyorsunuz?” diye sorunca onlar, “Putlara tapıyor, onlara ibadete devam ediyoruz.” şeklinde karşılık vermişlerdir. Müşriklerin, hallerini açıklarken “putlara tapıyoruz” tarzında kısa cevap vermeyip “onlara ibadete devam ediyoruz” lafzını da zikrederek sözü uzatmaları sevinmelerinden ve taptıkları şeylerle övünmelerinden dolayıdır. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı) 

عاكِفِينَ  ile  عابِدِينَ  manası kastedilmiştir. Bunun için fiil  عَلى  ile değil  لَ  ile müteaddi olmuştur. Rabbin şanı kendisine sığınmak, fayda veya zarar vermek olduğu için İbrahim (a.s) onlara bu putlarla olan durumları hakkında soru sormuştur. Putlar kendilerine dua edeni işitir mi, onlara bir fayda veya zarar verir mi demiştir. Bu sorular putların ilah olmadığının delilidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr) 

Burada, “Allah yolunda neyi harcayacaklarını sana soruyorlar. De ki: Malınızın ihtiyaç fazlasını!” “Rabbiniz neyi indirdi? Dediler ki hayır indirdi.” ayetleri ile benzerlerinde olduğu gibi yeterli cevap ile iktifa edilmeyip Hz. İbrahim'in kavminin, yaptıklarını izhar etmekle tatminkâr cevabı verdikten sonra putlara tapmaya devam edeceklerini de buna ilave etmeleri, habis nefislerindeki sevinç ve iftiharı ortaya koymak içindir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)