Şuarâ Sûresi 78. Ayet

اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ  ٧٨

“O, beni yaratan ve bana doğru yolu gösterendir.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الَّذِي
2 خَلَقَنِي beni yaratan خ ل ق
3 فَهُوَ O’dur
4 يَهْدِينِ bana yol gösteren ه د ي
 

Bu âyetlerin zâhirinden anlaşıldığı üzere Hz. İbrâhim’in kavmi ay, güneş ve yıldızlara veya bunların yerdeki sembolü olan putlara tapıyorlardı. Bu toplumun gökyüzündeki en büyük tanrıları güneş, yeryüzündeki en büyük tanrıları ise onun temsilcisi olan Baal adındaki put idi. Onlara göre insanların hayatını putlar yönetiyordu, yaratma ve yok etme işini de zaman yapıyordu (İbn Âşûr, XIX, 141). İşte Hz. İbrâhim, kavminin Allah’ı bırakıp da tapmış oldukları bütün tanrıların uydurma, onlara tapanların da yanlış yolda olduklarına işaret etmiş, bundan sonra da gerçek ve tapılmaya lâyık olan tanrının yaratan, hidayete erdiren, yediren, içiren, şifa veren, öldüren, hayat veren ve kıyamet gününde günahları bağışlayan Allah Teâlâ olduğuna dikkat çekmiştir.

 


 

اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ

 

الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl  رَبَّ الْعَالَم۪ينَ ’in sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  خَلَقَن۪ي ’dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

خَلَقَن۪ي  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki  ن  vikayedir. Mütekellim zamiri  ى  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. 

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İsim cümlesidir. Munfasıl zamir هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  يَهْد۪ينِ  mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.

يَهْد۪ينِ  fiili  ى  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Esre ise mahzuf mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen  يَ  mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Burada  ي  harfinin mahzuf olduğuna işaret etmek için fiilin sonunda bulunan  نِ  harfinin harekesi esre gelmiştir. 

Merfû muzari fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir  ن  harfi getirilir.  يَهْد۪ينِ  fiilinde olduğu gibi. Buna nûn-u vikaye denir.

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

 

اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهُوَ يَهْد۪ينِۙ


اَلَّذ۪ي , önceki ayetteki  رَبَّ الْعَالَم۪ينَ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Müfret müzekker has ism-i mevsûl  اَلَّذ۪ي ’nin sıla cümlesi olan  خَلَقَن۪ي , müspet mazi fiil siygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)

Sılaya  فَ  ile atfedilen  فَهُوَ یَهۡدِینِ  cümlesinin atıf sebebi, hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Haber olan  یَهۡدِینِ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

یَهۡدِینِ  fiilinin sonundaki kesra, fasılaya riayet kastıyla hazfedilen mütekellim zamirinden ivazdır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

فَهُوَ ’deki  فَ , sebep içindir. Eğer mevsûl olan  اَلَّذ۪ي  mübteda kabul edilirse, atıf içindir. Eğer  رَبَّ الْعَالَم۪ينَۙ ’in sıfatı kabul edilirse nazmın değişmesi  اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي فَهَداَنِى  olması gerekirdi. Yaratmanın önce olup hidayetin de sürekli olmasındandır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Hz. İbrahim (a.s) mazi lafzı ile خَلَقَنٖى  demiş, daha sonra muzari lafzı ile  يَهْدٖينِ [Bana hidayet eder] demiştir. Bunun sebebi şudur: İnsanın ve eşyanın zatı, dünyada yenilenmez, aksine malum olan bir zamana (ecele) kadar kalır. Cenab-ı Hakk’ın hidayeti ise ister dünyevi menfaatler hususunda olsun, mesela insanın duyularının faydalı şeyleri, zararlı şeylerden ayırması şeklinde olur, ister dini menfaatler hususunda olsun, mesela insanın aklının hakkı bâtıldan, hayrı şerden ayırması şeklinde olur, bu her an ve her zaman tekrar eder. Binaenaleyh bu ifade ile Hz. İbrahim (a.s) sayesinde yaratılışının tam olduğu diğer şeyleri, geçmişte tek bir defada yaratanın ve onu her an ve her zamanda çeşitli hidayetleri ile hem dini hem dünyevi menfaatlere sevk edenin Hakk Subhânehû ve Teâlâ olduğunu beyan buyurmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)